Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Vergi, SGK, muhasebe, şirketler, iş hukuku ve e-dönüşüm uygulamaları hakkında sık sorulan sorular ve kısa açıklamalar.

Kategoriler

75 soru

Vergi Usulü ve Vergi İşlemleri

Mükellefiyet, tebligat, zamanaşımı, vergi cezaları, uzlaşma ve vergi incelemesine ilişkin temel usul kuralları.

Soruları Gör
65 soru

Gelir Vergisi ve Stopaj

Gerçek kişilerin ticari, mesleki, ücret ve kira gelirlerinin vergilendirilmesi ile stopaj uygulaması.

Soruları Gör
60 soru

KDV

KDV mükellefiyeti, matrah, indirim mekanizması, istisnalar, tevkifat ve KDV iadesi.

Soruları Gör
55 soru

Kurumlar Vergisi

Sermaye şirketlerinin kazançlarının vergilendirilmesi, istisnalar, indirimler ve beyanname süreci.

Soruları Gör
80 soru

SGK ve Bordro

Sigortalılık türleri, işe giriş/çıkış, prim, SGK teşvikleri, iş kazası bildirimi ve emeklilik esasları.

Soruları Gör
75 soru

İş Hukuku

İş sözleşmesi türleri, fesih usulleri, kıdem/ihbar tazminatı, izinler ve fazla mesai.

Soruları Gör
40 soru

İş Sağlığı ve Güvenliği

İşverenin İSG yükümlülükleri, risk değerlendirmesi, işyeri hekimi/iş güvenliği uzmanı ve iş kazası bildirimi.

Soruları Gör
85 soru

Şirketler ve Ticaret Hukuku

Şirket türleri, kuruluş, sermaye, pay devri, genel kurul, birleşme/bölünme ve tasfiye.

Soruları Gör
60 soru

Borçlar Hukuku

Sözleşme serbestisi, temerrüt, kira sözleşmesi, kefalet, zamanaşımı ve haksız fiil sorumluluğu.

Soruları Gör
50 soru

e-Fatura / e-Arşiv / e-Defter

e-Fatura, e-Arşiv fatura, e-Defter, e-İrsaliye zorunlulukları ve cezai yaptırımlar (VUK tebliğleri).

Soruları Gör
40 soru

Damga Vergisi / ÖTV / Veraset ve İntikal

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu, ÖTV ve Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'na dair temel esaslar.

Soruları Gör
40 soru

Muhasebe

Bilanço, gelir tablosu, mizan, envanter, amortisman ve defter/belge düzenine ilişkin temel kavramlar.

Soruları Gör
40 soru

Mali Müşavirlik ve Meslek Mevzuatı

SMMM/YMM meslek unvanları, tam tasdik, TÜRMOB, sır saklama yükümlülüğü ve meslek mevzuatı.

Soruları Gör

Vergi Usulü ve Vergi İşlemleri (kanun sayfası →)

Mükellef ile vergi sorumlusu arasındaki fark nedir?

Mükellef, vergi kanunlarına göre üzerine vergi borcu düşen kişidir; vergi sorumlusu ise verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan, genellikle mükellef adına kesinti yapıp beyan eden kişidir. Örneğin işveren, çalışanının gelir vergisini stopaj yoluyla keserek vergi sorumlusu sıfatıyla vergi dairesine öder. Bu ayrım 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK)'nda düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergiyi doğuran olay nedir ve neden önemlidir?

Vergiyi doğuran olay, vergi borcunun ortaya çıkmasına yol açan hukuki durumun veya ekonomik işlemin gerçekleşmesidir; örneğin KDV'de teslim veya hizmetin ifası, gelir vergisinde gelirin elde edilmesi bu ana örnektir. Bu olayın gerçekleştiği tarih, beyan ve ödeme sürelerinin başlangıcını belirlediği için önem taşır. Vergiyi doğuran olayın doğru tespiti, hem mükellef hem vergi idaresi açısından yükümlülüklerin zamanlamasını netleştirir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi tebligatı nasıl yapılır?

Vergi idaresince düzenlenen tarhiyat, ceza kesme kararı gibi işlemler mükellefe posta yoluyla, memur eliyle veya elektronik tebligat sistemi üzerinden bildirilir. Elektronik tebligat, belirli mükellef gruplarında zorunlu hale gelmiş olup tebliğ, mesajın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen belirli bir süre sonunda yapılmış sayılır. Tebligatın usulüne uygun yapılmaması, işlemin dava yoluyla iptaline konu olabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Tarh zamanaşımı ile tahsil zamanaşımı arasındaki fark nedir?

Tarh zamanaşımı, vergi idaresinin bir vergiyi belirli bir süre içinde tarh edip mükellefe tebliğ etmesi gerektiğini, bu süre geçtikten sonra artık o dönem için tarhiyat yapılamayacağını ifade eder ve VUK'ta düzenlenir. Tahsil zamanaşımı ise kesinleşmiş bir vergi alacağının idarece belirli bir süre içinde takip edilip tahsil edilmesi gerektiğini ifade eder ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) kapsamında ele alınır. İki süre farklı aşamaları kapsadığı için birbirine karıştırılmamalıdır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi ziyaı cezası ile usulsüzlük cezası arasındaki fark nedir?

Vergi ziyaı cezası, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesi sonucu hazinenin uğradığı kayba karşılık kesilen, doğrudan vergi kaybına bağlı bir cezadır. Usulsüzlük cezası ise vergi kaybı olsun olmasın, VUK'ta öngörülen şekil ve usul kurallarına (örneğin bildirim, defter tutma gibi) uyulmamasından kaynaklanan, kaybın büyüklüğünden bağımsız kesilen bir cezadır. İki ceza türü farklı fiillere dayandığı için aynı olayda birlikte de gündeme gelebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Usulsüzlük cezası ile özel usulsüzlük cezası arasındaki fark nedir?

Usulsüzlük cezası, VUK'ta genel olarak sayılan şekil ve usul kurallarına aykırılıklar için (örneğin işe başlamayı bildirmeme) uygulanır ve derecesine göre sınıflandırılır. Özel usulsüzlük cezası ise fatura, fiş gibi belge düzenine ilişkin daha spesifik ihlaller için (örneğin belge düzenlememe veya almama) öngörülmüş, genel usulsüzlükten ayrı bir ceza türüdür. Her iki ceza da vergi ziyaı olup olmamasından bağımsız olarak uygulanabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Uzlaşma müessesesi nedir?

Uzlaşma, vergi idaresi ile mükellef arasında, tarh edilen vergi ve kesilen cezalar konusunda dava yoluna gitmeden anlaşma sağlanmasını amaçlayan idari bir çözüm yoludur. Mükellef, uzlaşma sonucunda üzerinde anlaşılan tutarı öder ve bu tutar için ayrıca dava açma hakkını kaybeder. Uzlaşma talebi, VUK'ta öngörülen süreler içinde ilgili vergi dairesine veya uzlaşma komisyonuna yapılır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Tarhiyat öncesi uzlaşma ile tarhiyat sonrası uzlaşma arasındaki fark nedir?

Tarhiyat öncesi uzlaşma, vergi incelemesi henüz tamamlanıp tarhiyat yapılmadan önce, inceleme elemanının önerdiği vergi ve ceza üzerinde mükellefle görüşülmesini ifade eder. Tarhiyat sonrası uzlaşma ise vergi ve ceza mükellefe tebliğ edildikten sonra, belirli bir süre içinde başvurulabilen uzlaşma yoludur. Mükellef, somut duruma göre bu iki yoldan birini tercih edebilir; ancak aynı tarhiyat için ikisi birden kullanılamaz.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

İzaha davet müessesesi nedir?

İzaha davet, vergi idaresinin, henüz vergi incelemesine başlanmamış veya takdir komisyonuna sevk edilmemiş bazı konularda, mükelleften açıklama istemesini ifade eden bir ön inceleme mekanizmasıdır. Mükellef, kendisine tanınan süre içinde izahta bulunur ve idareyi ikna ederse vergi ziyaı doğmadığı kabul edilir; ikna edemezse belirli şartlarla indirimli ceza uygulanabilir. Bu müessese, mükellefi doğrudan incelemeye tabi tutmadan önce bir açıklama fırsatı vermeyi amaçlar.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi incelemesi sürecinde mükellefin hakları nelerdir?

Mükellef, vergi incelemesi sırasında incelemenin konusu hakkında bilgilendirilme, inceleme tutanaklarının bir örneğini alma, kendisini bir meslek mensubuyla temsil ettirme ve inceleme sonuçlarına karşı uzlaşma veya dava yoluna başvurma hakkına sahiptir. İnceleme, VUK'ta belirlenen usul kurallarına göre işyerinde veya dairede yürütülür ve makul bir süre içinde tamamlanması esastır. Mükellef hakları, GİB tarafından yayımlanan Mükellef Hakları Bildirgesi'nde de ayrıca açıklanmıştır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Re'sen tarh, ikmalen tarh ve idarece tarh arasındaki fark nedir?

İkmalen tarh, daha önce tarh edilmiş bir vergiye, defter ve belgeler veya kanuni ölçülere dayanılarak ek bir vergi matrahı tespit edilmesi durumunda yapılan tarhiyattır. Re'sen tarh, mükellefin matrahının tamamen veya kısmen defter, belge ve kanuni ölçülere dayanılarak tespit edilemediği hallerde, takdir komisyonu kararına veya inceleme raporuna göre yapılan tarhiyattır. İdarece tarh ise mükellefin kanuni süresinde yerine getirmediği bazı ödevlerin idare tarafından resen yerine getirilmesi sonucu ortaya çıkan, daha çok şekli nitelikteki tarhiyat türüdür.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Mücbir sebep hali vergi yükümlülüklerini nasıl etkiler?

Mücbir sebep, mükellefin iradesi dışında gelişen, ödevlerini zamanında yerine getirmesini imkânsız kılan doğal afet, ağır hastalık, yangın gibi durumları ifade eder ve VUK'ta sayılmıştır. Mücbir sebep halinin varlığı GİB tarafından ilan edildiğinde veya mükellefçe ispatlandığında, bu süre içinde işlemeyen beyan ve ödeme süreleri, mücbir sebebin ortadan kalkmasından sonra yeniden başlar. Bu düzenleme, mükellefin elinde olmayan nedenlerle cezalandırılmasını önlemeyi amaçlar.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Pişmanlık ve ıslah müessesesi nedir?

Pişmanlık ve ıslah, henüz vergi idaresince tespit edilmemiş bir vergi kaybını, mükellefin kendiliğinden vergi dairesine bildirerek düzeltmesine imkân tanıyan bir uygulamadır. Bu yoldan yararlanan mükellef, belirlenen süre içinde beyanını verip vergisini öderse vergi ziyaı cezası kesilmez, ancak gecikme zammına benzer bir pişmanlık zammı uygulanır. Pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için beyan öncesinde herhangi bir ihbar veya inceleme başlamamış olması gerekir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi mahkemesine dava açma süreci genel olarak nasıl işler?

Mükellef, vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinden itibaren kanunda öngörülen süre içinde yetkili vergi mahkemesinde dava açabilir. Dava dilekçesinde tarhiyatın hangi gerekçelerle hukuka aykırı olduğu belirtilir ve gerekli belgeler eklenir. Vergi mahkemesi kararına karşı, şartları oluşuyorsa istinaf ve temyiz yoluna, nihai olarak Danıştay'a başvurulabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi borcu yapılandırması nedir?

Vergi borcu yapılandırması, zaman zaman çıkarılan özel kanunlarla, vadesi geçmiş vergi borçlarının belirli bir takvimde ve genellikle taksitler halinde, bazı ceza ve faiz unsurlarından indirim yapılarak ödenmesine imkân tanınmasıdır. Yapılandırma kanunları dönemsel olarak Resmi Gazete'de yayımlanır ve başvuru, kapsam ile taksit sayısı ilgili kanunun hükümlerine göre belirlenir. Güncel bir yapılandırma imkânı olup olmadığı GİB duyurularından takip edilebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi borcu taksitlendirmesi (tecil) ile yapılandırma aynı şey midir?

Hayır; 6183 sayılı Kanun kapsamındaki tecil, mükellefin ödeme güçlüğü içinde olduğunu belgelemesi halinde, normal vadesi geçmiş borcun faiziyle birlikte taksitlere bölünmesini ifade eden sürekli bir imkândır. Yapılandırma ise ancak özel bir kanun çıkarıldığında geçerli olan, genellikle daha geniş kapsamlı ve bazı ceza/faiz kalemlerinde indirim içeren geçici bir düzenlemedir. İkisi farklı hukuki dayanaklara sahiptir ve şartları birbirinden bağımsızdır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi dairesi değişikliği (nakil) nasıl yapılır?

Mükellefin işyeri veya ikametgahının değişmesi durumunda, yeni adresin bağlı olduğu vergi dairesine bildirimde bulunularak mükellefiyet kaydının nakli talep edilir. Nakil işlemi genellikle e-Devlet veya İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden de yapılabilir ve mükellefin dosyası eski vergi dairesinden yenisine aktarılır. Adres değişikliğinin süresi içinde bildirilmemesi, VUK kapsamında usulsüzlük cezasına yol açabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Mükellefiyet tesisi ne anlama gelir?

Mükellefiyet tesisi, bir kişinin ya da kurumun vergi kanunları karşısında mükellef sayılabilmesi için vergi dairesi nezdinde kaydının açılması işlemidir; işe başlama bildirimi ile başlar. Mükellefiyet tesis edildikten sonra ilgili vergi türleri (gelir/kurumlar vergisi, KDV, muhtasar vb.) için beyanname verme ve ödeme yükümlülükleri doğar. Mükellefiyetin doğru tür ve tarihte tesis edilmesi, sonraki beyan dönemlerinin sağlıklı işlemesi için önemlidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Mükellefiyet terkini (kapatma) ne zaman yapılır?

Mükellefiyet terkini, faaliyetin tamamen sona ermesi, işin bırakılması veya şirketin tasfiyesi gibi durumlarda, mükellefin vergi dairesindeki kaydının kapatılmasını ifade eder. Terkin için işi bırakma bildiriminin süresi içinde yapılması ve varsa açık vergi borçlarının kapatılması gerekir. Bildirim yapılmadan fiilen faaliyete son verilmesi, mükellefiyetin idari olarak kapatılmamasına ve yeni cezaların doğmasına yol açabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

VUK'a göre defterlerin tasdik ettirilmesi neden zorunludur?

VUK, tutulması zorunlu ticari defterlerin kullanılmaya başlanmadan önce noter veya yetkili kuruluşlarca tasdik edilmesini şart koşar; bu, defterlerin sonradan değiştirilmediğinin ispatı açısından önem taşır. Tasdiksiz veya süresinde tasdik ettirilmemiş defterler, VUK kapsamında usulsüzlük cezasına konu olabilir ve ihtilaf halinde delil değerini zayıflatabilir. Defter tasdik yükümlülüğünün kapsamı ve süreleri işletmenin türüne göre değişebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi cezalarında indirim (VUK madde 376) nasıl uygulanır?

VUK, tarh edilen vergiye karşı dava açma hakkından vazgeçip belirli süre içinde ödeme yapan mükelleflere, kesilen cezalarda kanunda öngörülen oranda indirim uygulanmasına imkân tanır. Bu indirimden yararlanmak isteyen mükellef, ihbarnamenin tebliğinden itibaren öngörülen süre içinde vergi dairesine yazılı başvuruda bulunmalıdır. İndirimli ödeme, uzlaşmadan farklı bağımsız bir haktır ve şartları sağlandığında ayrı ayrı da değerlendirilebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi levhası almak hâlâ zorunlu mudur?

Gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri, mükellefiyetlerine ilişkin bilgileri içeren vergi levhasını GİB sisteminden alıp işyerlerinde bulundurmakla yükümlüdür; günümüzde bu levha genellikle elektronik ortamda düzenlenir. Levhanın hiç alınmaması veya işyerinde bulundurulmaması, VUK kapsamında usulsüzlük cezasına yol açabilir. Levha, mükellefin vergi dairesi, vergi türü ve mükellefiyet durumuna ilişkin temel bilgileri gösterir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi kimlik numarası ile T.C. kimlik numarası aynı şey midir?

Gerçek kişi mükellefler için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, aynı zamanda vergi kimlik numarası olarak kullanılır; ayrı bir vergi numarası alınmasına gerek yoktur. Şirketler ve diğer tüzel kişiler için ise işe başlama bildirimi ile vergi dairesince ayrı bir vergi kimlik numarası tahsis edilir. Bu numara, beyanname, fatura ve resmi yazışmalarda mükellefin kimliğini gösteren temel tanımlayıcıdır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi affı diye bir kavram var mıdır?

Türk vergi mevzuatında teknik anlamda sürekli bir vergi affı kurumu bulunmaz; bunun yerine zaman zaman çıkarılan yapılandırma kanunlarıyla, vergi aslı korunarak bazı ceza ve faiz unsurlarında indirim sağlanır. Bu düzenlemeler vergi borcunu tamamen ortadan kaldırmaz, ödeme koşullarını kolaylaştırır. Güncel bir düzenleme olup olmadığı dönemsel olarak Resmi Gazete ve GİB duyurularından takip edilmelidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi incelemesi hangi hallerde başlatılır?

Vergi incelemesi; risk analizi sonucu seçilen mükellefler, ihbar veya şikayet üzerine, sektörel taramalar kapsamında veya mükellefin kendi talebiyle başlatılabilir. İnceleme, vergi dairesi bünyesindeki veya vergi denetim kurulundaki yetkili inceleme elemanlarınca VUK'ta öngörülen usule uygun şekilde yürütülür. İncelemeye başlanmadan önce mükellefe durum yazılı olarak bildirilir ve inceleme tutanağı düzenlenir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi incelemesi sonucunda mükellef ne yapabilir?

İnceleme sonucunda düzenlenen rapora göre tarhiyat yapılırsa, mükellef bu tarhiyata karşı tarhiyat sonrası uzlaşma talep edebilir, VUK madde 376 kapsamında indirimli ödeme yolunu seçebilir veya doğrudan vergi mahkemesinde dava açabilir. Bu yolların hangisinin tercih edileceği, somut olayın özelliklerine ve mükellefin itiraz gerekçelerinin gücüne göre değişir. Bir yolun seçilmesi, diğer bazı yollara başvurma hakkını sınırlayabileceğinden dikkatli değerlendirilmelidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Takdir komisyonu ne iş yapar?

Takdir komisyonu, mükellefin matrahının defter ve belgelere dayanılarak tespit edilemediği durumlarda, kanuni ölçülere göre matrah veya servet takdiri yapan idari bir organdır. Komisyon kararı, re'sen tarhiyatın dayanağını oluşturur ve mükellefe tebliğ edilir. Mükellef, takdir komisyonu kararına dayanan tarhiyata karşı da diğer tarhiyatlarda olduğu gibi uzlaşma veya dava yoluna başvurabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi borcu olan bir şirket devredilirse borç ne olur?

Şirketin birleşme, devir veya tür değiştirme yoluyla başka bir şirkete katılması halinde, devralan şirket devrolunan şirketin vergi borçlarından da sorumlu olur; bu sorumluluk 213 sayılı VUK ve ilgili şirketler hukuku hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu nedenle şirket devri öncesinde hedef şirketin vergi durumunun incelenmesi (vergi due diligence) önem taşır. Devir sonrası ortaya çıkan vergi borçları, sözleşmesel düzenlemelerle taraflar arasında ayrıca paylaştırılabilir, ancak bu vergi idaresine karşı ileri sürülemez.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Şirket ortakları şirketin vergi borcundan şahsen sorumlu mudur?

Kural olarak limited ve anonim şirketlerde tüzel kişilik ile ortakların malvarlığı ayrıdır; ancak limited şirket ortakları, şirketten tahsil edilemeyen amme alacaklarından sermaye payları oranında sorumlu tutulabilir. Anonim şirket ortakları için böyle bir doğrudan sorumluluk kural olarak söz konusu değildir, sorumluluk esas olarak şirket yönetim organına yöneliktir. Bu sorumluluk esasları 6183 sayılı AATUHK ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Kanuni temsilcinin vergi borcundan sorumluluğu nedir?

Şirketi temsile yetkili kanuni temsilciler (örneğin limited şirket müdürü, anonim şirket yönetim kurulu üyesi), şirketin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen amme alacaklarından, kendi kusurlarına bağlı olarak şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulabilir. Bu sorumluluk 6183 sayılı AATUHK'da düzenlenmiştir ve görevde bulunulan döneme ilişkin borçlarla sınırlıdır. Kanuni temsilcilik görevinden ayrılma, geçmiş döneme ait sorumluluğu kural olarak ortadan kaldırmaz.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi borcu olan bir mükellefin banka hesabına haciz konulabilir mi?

Vadesinde ödenmeyen ve kesinleşmiş vergi borçları için vergi dairesi, 6183 sayılı AATUHK'da öngörülen usullerle mükellefin banka hesapları, taşınırları ve taşınmazları üzerine haciz koyabilir. Hacizden önce genellikle ödeme emri tebliğ edilir ve mükelleften borcu belirli bir süre içinde ödemesi veya mal bildiriminde bulunması istenir. Haciz işlemine karşı da hukuka aykırılık iddiasıyla dava açma imkânı bulunur.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Elektronik tebligat (e-Tebligat) sistemi nasıl işler?

Belirli mükellef gruplarına zorunlu olan elektronik tebligat sisteminde, vergi idaresince düzenlenen belgeler mükellefin elektronik tebligat adresine iletilir. Belge, adrese ulaştığı tarihi izleyen belirli bir sürenin sonunda tebliğ edilmiş sayılır; bu süre klasik posta yoluyla tebligata göre farklılık gösterir. e-Tebligat adresinin düzenli kontrol edilmemesi, sürelerin kaçırılmasına yol açabileceğinden mükellefler için önemlidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Beyanname verme süresi kaçırılırsa ne olur?

Beyanname kanuni süresinde verilmezse, mükellef hakkında VUK kapsamında usulsüzlük cezası uygulanır ve varsa ödenmesi gereken vergi için gecikme faizi işletilir. Beyannamenin idarece tespitten önce kendiliğinden, gecikmeli olarak verilmesi durumunda pişmanlık hükümlerinden yararlanma imkânı da değerlendirilebilir. Süre kaçırma tekrarlandığında uygulanan ceza tutarı ve idari yaptırımlar farklılaşabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi dairesi bir mükellefi neden re'sen mükellefiyet dışına çıkarabilir?

Vergi dairesi, yoklama ve araştırmalar sonucunda mükellefin belirtilen adreste faaliyetinin bulunmadığını, işi fiilen bıraktığını tespit ederse, mükellefiyeti re'sen terkin edebilir. Bu işlem genellikle mükellefin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda gündeme gelir. Re'sen terkin, mükellefin geçmiş dönemlere ait vergi ve ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Yoklama nedir ve kimler tarafından yapılır?

Yoklama, mükelleflerin ve mükellefiyetle ilgili maddi olayların, kayıtların ve mevzuların araştırılıp tespit edilmesi amacıyla vergi dairesi memurları veya yetkili diğer görevlilerce yapılan bir denetim türüdür. Yoklama sırasında işyerinin durumu, levha, defter ve belge düzeni gibi hususlar kontrol edilebilir. Yoklama sonuçları bir tutanakla belgelenir ve gerektiğinde ileride yapılacak işlemlere dayanak oluşturabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi mahkemesi kararına karşı hangi yollara başvurulabilir?

Vergi mahkemesi kararlarına karşı, kanunda öngörülen şartları taşıyan uyuşmazlıklarda önce bölge idare mahkemesine istinaf, ardından şartları varsa Danıştay'a temyiz başvurusu yapılabilir. Bazı düşük tutarlı uyuşmazlıklarda vergi mahkemesi kararı kesin olabilir ve üst yargı yoluna başvurulamayabilir. Başvuru süreleri kararın tebliğinden itibaren işlemeye başladığından süreye dikkat edilmesi önemlidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Danıştay'ın vergi uyuşmazlıklarındaki rolü nedir?

Danıştay, vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemesi kararlarına karşı yapılan temyiz başvurularını inceleyen, vergi hukuku alanında içtihat oluşturan en üst derece idari yargı merciidir. Danıştay kararları, benzer nitelikteki sonraki uyuşmazlıkların değerlendirilmesinde yol gösterici kabul edilir. Bazı önemli konularda Danıştay içtihadı birleştirme kararları da vergi idaresi ve mükellefler açısından bağlayıcı nitelik taşıyabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Bir vergi cezasına karşı hem uzlaşma hem dava yoluna aynı anda başvurulabilir mi?

Hayır; mükellef, aynı tarhiyat ve ceza için uzlaşma talebinde bulunduğunda dava açma süresi bu başvuru süresince durur, ancak uzlaşma sağlanamazsa kalan dava süresi içinde dava açabilir. Uzlaşma sağlanıp tutanak imzalandıktan sonra ise o tarhiyat için artık dava açılamaz. Bu nedenle uzlaşma ve dava yollarından birinin seçimi dikkatli yapılmalıdır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi borcu olan bir işletmenin ihalelere katılımı etkilenir mi?

Kamu ihalelerine katılım için genellikle vergi dairesinden alınan borcu yoktur yazısı veya benzeri belgeler istenir; kesinleşmiş ve belirli bir tutarı aşan vadesi geçmiş vergi borcu bulunması, ihaleye katılımı veya sözleşme imzalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilgili ihale mevzuatı ve kamu ihale şartnamelerinde ayrıca düzenlenir. Vergi borcu bulunan işletmelerin bu tür süreçlerden önce borç durumunu netleştirmesi önemlidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Mükellef hakları bildirgesi nedir?

Mükellef Hakları Bildirgesi, GİB tarafından yayımlanan ve mükelleflerin vergi idaresiyle ilişkilerinde sahip olduğu; bilgilendirilme, saygılı ve nazik hizmet alma, kişisel bilgilerin gizliliği gibi temel hakları özetleyen bir metindir. Bildirge, doğrudan bir kanun hükmü olmasa da vergi idaresinin mükellef odaklı hizmet anlayışını yansıtan bir yol gösterici niteliğindedir. Mükellefler, vergi incelemesi ve diğer idari işlemlerde bu ilkelerin gözetilmesini talep edebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Yeni kurulan bir şirket için işe başlama bildirimi ne zaman ve nasıl yapılır?

İşe başlama bildirimi, Vergi Usul Kanunu (VUK) uyarınca mükellefiyetin tesis edilmesi için gerekli ilk adımdır. Sermaye şirketlerinde ticaret siciline tescil işlemiyle eş zamanlı olarak ticaret sicili müdürlüğü bu bilgiyi ilgili vergi dairesine elektronik ortamda iletir ve ayrıca bir bildirim yapılmasına gerek kalmaz; şahıs işletmelerinde ise mükellefin işe başlama tarihinden itibaren 10 gün içinde bizzat veya bir meslek mensubu aracılığıyla bildirimde bulunması gerekir. Bildirimin süresinde yapılmaması, VUK kapsamında usulsüzlük cezasına yol açabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Şirket kuruluşundan hemen sonra vergi dairesiyle ilgili hangi adımlar atılmalıdır?

Tescil sonrasında vergi dairesi, bildirilen adreste yoklama yaparak mükellefiyeti fiilen tesis eder; bu aşamada işyerinin faaliyet gösterdiğinin doğrulanması beklenir. Ardından defter tasdiki, kapsama giriyorsa e-Fatura/e-Defter mükellefiyetinin tesisi ve ilgili vergi türleri (KDV, muhtasar, kurumlar/gelir vergisi) için mükellefiyet kayıtlarının açılması gerekir. Bu süreçlerin eksiksiz tamamlanması, sonraki beyan dönemlerinin sorunsuz işlemesi açısından önem taşır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi idaresi bir mükellefe hangi hallerde ilanen (yayın yoluyla) tebligat yapabilir?

Muhatabın adresi hiç bilinmiyorsa, bilinen adresinde bulunamıyorsa veya diğer tebliğ usulleriyle (posta, memur eliyle, elektronik) tebliğ yapılması mümkün değilse idare tebligatı ilan yoluyla yapabilir. Uygulamada, taşındığı halde yeni adresini bildirmeyen ve yapılan araştırmada da adresine ulaşılamayan bir mükellefe kesilen vergi ziyaı cezası ihbarnamesi, vergi dairesinin ilan panosunda asılarak ve gerektiğinde bir gazetede yayımlanarak tebliğ edilir. Bu usul VUK madde 103-106'da düzenlenmiştir ve ilan tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili başvurmaz veya adresini bildirmezse, bu sürenin sonunda tebligat yapılmış sayılır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

VUK madde 376 indiriminden yararlanmak için başvuran mükellef sonradan bu vergi/cezaya karşı dava açabilir mi?

Hayır; indirim talebinde bulunmanın şartı, o vergi ve cezaya karşı dava açmamış olmak veya açılmış davadan feragat etmektir, dolayısıyla indirim başvurusu dava açma hakkından vazgeçme sonucunu doğurur. Örneğin ihbarname tebliğ edildikten sonra 30 gün içinde vergi dairesine yazılı dilekçeyle indirim talep eden bir mükellef, aynı tarhiyat için daha sonra vergi mahkemesine başvuramaz. Bu esas VUK madde 376'da düzenlenmiştir; indirimli tutarın vadesinde veya 6183 sayılı Kanun'a göre teminat gösterilerek üç ay içinde ödenmemesi halinde ise indirim hakkı kendiliğinden kaybedilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Defter ve belgeler yangın, sel veya hırsızlık gibi bir nedenle kaybolursa ne yapılmalıdır (zayi belgesi)?

Böyle bir durumda mükellef, olayı öğrendiği tarihten itibaren makul bir süre içinde ticari işletmenin bulunduğu yer mahkemesinden 'zayi belgesi' talep etmek zorundadır, aksi halde defter ve belgelerin ibraz edilememesi kaçakçılık suçu şüphesi doğurabilir. Örneğin işyerinde çıkan yangında ticari defterleri yanan bir mükellef, itfaiye tutanağı gibi delillerle birlikte mahkemeye başvurarak zayi belgesi alır ve bu belgeyi vergi dairesine ve incelemeye ibraz eder. Bu yükümlülük Türk Ticaret Kanunu madde 82/7'de düzenlenmiştir; zayi belgesi alınmış olması KDV indirim hakkının kaybı gibi bazı vergisel sonuçları önlemez, sadece kastın bulunmadığını gösteren bir delildir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

İhtiyati haciz nedir ve vergi idaresi hangi hallerde bu yola başvurabilir?

İhtiyati haciz, henüz kesinleşmemiş veya vadesi gelmemiş bir kamu alacağının tahsilini güvence altına almak amacıyla borçlunun mal varlığına idari kararla önceden el konulmasıdır. Örneğin hakkında sahte belge düzenleme raporu bulunan ve mal kaçırma girişiminde olduğu tespit edilen bir mükellefin banka hesapları ve taşınmazları, tarhiyat kesinleşmeden önce ihtiyati haciz kararıyla dondurulabilir. Bu müessese 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 13. maddesinde sayılan yedi halden birinin gerçekleşmesi şartıyla uygulanır ve kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde vergi mahkemesinde dava açılabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

İhtiyati tahakkuk nedir ve ihtiyati hacizle ilişkisi nasıldır?

İhtiyati tahakkuk, normalde tarh ve tebliğ işlemleri tamamlanmadan tahsil edilemeyecek bir verginin, ihtiyati haciz uygulanabilmesi için önceden hesaplanıp tahakkuk ettirilmesidir. Uygulamada ihtiyati haciz genellikle tek başına değil, önce ihtiyati tahakkuk kararı alınıp verginin miktarı belirlenerek uygulanır; örneğin işini terk edip mal kaçırma girişiminde bulunan bir mükellef için önce ihtiyati tahakkuk yapılır, ardından bu tutar üzerinden ihtiyati haciz kararı alınır. Bu müessese 6183 sayılı Kanun'un 17. maddesinde düzenlenmiştir ve ihtiyati tahakkuka karşı da aynı Kanun'un ihtiyati haciz hükümlerine göre dava açılabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi idaresi bir mükelleften ne zaman teminat isteyebilir?

İdare, kamu alacağının tahsilini tehlikeye düşürecek durumların ortaya çıktığı hallerde, örneğin ihtiyati haciz sebeplerinden biri gerçekleştiğinde veya mükellef hakkında sahte belge kullanma/düzenleme raporu bulunduğunda, henüz kesinleşmemiş vergi ve ceza tutarı için teminat isteyebilir. Örneğin KDV iadesi talep eden ve hakkında olumsuz tespit bulunan bir mükellef, iadeyi hızlandırmak için teminat mektubu sunar. Bu yetki 6183 sayılı AATUHK'nın 9. maddesinde düzenlenmiştir; istenen teminat verilmez veya tamamlanmazsa idare doğrudan ihtiyati haciz uygulamasına geçebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Matrah artırımı VUK'un kendisinde sürekli bir hak olarak mı düzenlenmiştir?

Hayır; matrah artırımı VUK'ta yer alan sürekli bir müessese değildir, geçmişte zaman zaman çıkarılan ayrı yapılandırma/af kanunlarıyla (belirli yıllar için) getirilmiş geçici bir imkândır. Bu kanunlar kapsamında belirtilen yıl ve vergi türü için matrah/vergi artıran mükellefler, o yıl ve vergi türü bakımından vergi incelemesi ve tarhiyata muhatap olmaz; ancak bu muafiyet artırım yapılmayan vergi türlerini (örneğin sadece kurumlar vergisinde artırım yapılıp KDV'de yapılmamışsa KDV incelemesini) kapsamaz. Böyle bir kanun yürürlükte değilken matrah artırımı yapılamaz, dolayısıyla güncel durumda böyle bir imkânın var olup olmadığı ilgili yılda yürürlükte olan özel kanuna bakılarak teyit edilmelidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi karnesi nedir, hangi mükellefler bu belgeyi almak zorundadır?

Vergi karnesi, esnaf muaflığı dışında kalıp Gelir Vergisi Kanunu'nun diğer kazanç ve iratlar hükümlerine göre vergilendirilenler ile gelir vergisi indirimlerinden yararlanmak isteyenlerin sahip olmaları gereken, kimlik ve mükellefiyet bilgilerini içeren resmi bir belgedir. Örneğin gerçek usulde vergilendirilmeyen ancak GVK'nın ilgili hükmü uyarınca karne almakla yükümlü tutulan bir kişi, medeni hali ve aile durumuna ilişkin bilgilerini karneye işletir ve bu bilgilerdeki değişiklikleri ikametgahının bulunduğu yerin muhtarına onaylatır. Bu yükümlülük VUK madde 247-249'da düzenlenmiştir ve karne alma mecburiyeti birden fazla sebebe dayansa dahi mükellefe yalnızca tek bir karne verilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Yoklama sırasında düzenlenen yoklama fişini mükellef imzalamaktan kaçınırsa ne olur?

Yoklama fişi, yoklama sonucunu ve tespit edilen hususları gösteren, mükellef veya yetkilisi ile yoklama memuru tarafından imzalanması gereken bir tutanaktır. Mükellef veya yetkilisi bulunmuyorsa ya da imzadan kaçınıyorsa, bu durum tutanağa açıkça yazılır ve fiş bu haliyle de geçerli sayılarak vergi dairesine intikal ettirilir; örneğin işyerinde faaliyet görülmediği tespit edilip mükellefin fişi imzalamak istemediği bir yoklamada, memur bu hususu tutanağa şerh düşerek imzasız fişi delil olarak kullanır. Bu husus VUK madde 131-133'te düzenlenmiştir ve imzadan kaçınma yoklama sonucunun geçersiz olması anlamına gelmez.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları VUK karşısında nasıl bir konuma sahiptir?

Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları (ÇVÖA), aynı gelir üzerinden iki ülkede birden vergi alınmasını önlemek amacıyla imzalanan uluslararası anlaşmalardır ve usulüne göre yürürlüğe konulduktan sonra iç hukuktaki vergi kanunları arasında yer alır. Örneğin Türkiye'de mukim bir şirketin yurt dışına ödediği hizmet bedeli üzerindeki stopaj oranı, ilgili ülkeyle yapılan ÇVÖA'da daha düşük belirlenmişse, VUK'un genel usul hükümleri saklı kalmak kaydıyla anlaşmadaki indirimli oran uygulanır. Bu ilişki Anayasa'nın 90. maddesi ve VUK'un genel esasları çerçevesinde şekillenir; ÇVÖA vergilendirme yetkisini paylaştırır, ancak VUK'un tarh, tahakkuk, tebliğ ve tahsile ilişkin usul hükümleri yine Türk vergi idaresi tarafından uygulanır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

VUK madde 148-152 kapsamındaki bilgi verme yükümlülüğü kimleri kapsar?

Bu maddeler uyarınca kamu idare ve kurumları, mükellefler ve mükelleflerle iş ilişkisinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler, Hazine ve Maliye Bakanlığı veya vergi incelemesine yetkili olanların istediği bilgileri vermekle yükümlüdür. Örneğin bir bankadan mükellefin hesap hareketleri, bir tapu müdürlüğünden mükellefin taşınmaz alım-satım bilgileri veya bir noterden düzenlediği sözleşmelere ilişkin bilgiler istenebilir; madde 149 ise bu bilgilerin bazı kurumlarca sürekli ve düzenli olarak (bir talep beklemeksizin) idareye bildirilmesini öngörür. Bu yükümlülük VUK madde 148 (bilgi verme), 149 (devamlı bilgi verme) ve 150 (ölüm ve intikallerin bildirilmesi) ile düzenlenmiştir; toplanan bilgiler madde 152 uyarınca istihbarat arşivinde saklanır ve mahremiyet hükümlerine tabidir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Özelge (mukteza) nedir ve mükellef için ne kadar bağlayıcıdır?

Özelge, mükellefin kendi somut vergisel durumu hakkında tereddüde düştüğü bir konuda Gelir İdaresi Başkanlığı veya yetkili birimlerinden yazılı olarak talep ettiği ve idarenin görüşünü açıkladığı yazılı bir cevaptır. Örneğin yeni bir hizmet modelinin KDV karşısındaki durumundan emin olmayan bir şirket, somut olayı ayrıntılı biçimde anlatan bir dilekçeyle özelge talep eder ve idarenin verdiği görüşe uygun hareket ederse, aynı konuda sonradan ceza kesilemez. Bu müessese VUK madde 413'te düzenlenmiştir; özelgeye uygun hareket eden mükellef hakkında vergi cezası kesilemez ve gecikme faizi hesaplanamaz, ancak özelge yalnızca talep eden mükellef ve o somut olayla sınırlı olarak koruma sağlar, üçüncü kişileri veya idareyi genel bir kural olarak bağlamaz.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi mahremiyeti nedir ve kimler bu yükümlülüğe tabidir?

Vergi mahremiyeti, vergi işlemleri ve incelemeleri sırasında mükellef ve iş ilişkisinde bulunduğu kişilerin sırlarını, servetlerini ve iş durumlarını öğrenen görevlilerin bu bilgileri yasada sayılan haller dışında açıklayamaması ve kendi veya başkalarının menfaatine kullanamamasıdır. Örneğin bir vergi müfettişi, inceleme sırasında öğrendiği bir şirketin ticari sırlarını basına veya rakip firmalara açıklayamaz; aksi halde hem disiplin hem de ceza sorumluluğu doğar. Bu yükümlülük VUK madde 5'te düzenlenmiştir ve vergi işlemlerinde görev alan memurlar, vergi mahkemesi hakim ve savcıları, bilirkişiler ile vergi kanunlarına göre kurulan komisyonlara katılanları kapsar; yükümlülük bu kişiler görevden ayrılsa dahi devam eder.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Tarh zamanaşımı süresini durduran haller nelerdir?

Tarh zamanaşımını durduran iki hal vardır: vergi dairesinin matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurması ve mücbir sebep halinin bulunması. Örneğin bir inceleme sırasında matrahın re'sen takdiri için takdir komisyonuna dosya gönderilmesi halinde zamanaşımı durur ve komisyon kararının vergi dairesine ulaştığı günü izleyen günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder, ancak bu durma süresi hiçbir şekilde bir yılı geçemez. Bu husus VUK madde 114 ve mücbir sebep açısından madde 13-15'te düzenlenmiştir; durma, süreyi kesmez, sadece işlemeyen kısım kadar uzatır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Tahsil zamanaşımı süresini kesen haller nelerdir?

Tahsil zamanaşımını kesen haller, kamu alacağının tahsiline yönelik idari işlem veya mükellef tarafından yapılan bir eylemin gerçekleşmesidir. Örneğin ödeme yapılması, borçlunun mal bildiriminde bulunması, borçlu hakkında haciz uygulanması, ödeme emri tebliği veya kamu alacağı için dava açılması bu hallerdendir; bu işlemlerden biri gerçekleştiğinde o güne kadar işlemiş süre sıfırlanır ve zamanaşımı yeniden başlar. Bu haller 6183 sayılı AATUHK'nın 103. maddesinde sınırlı sayıda (tahdidi olarak) sayılmıştır; tarh zamanaşımını durduran hallerin aksine, kesilme sonucunda geçmiş süre tamamen yeniden başlar, kaldığı yerden devam etmez.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi incelemesi sırasında defter ve belgelerin ibrazı için mükellefe ne kadar süre tanınır?

Mükellef, incelemeye yetkili kişi tarafından istenen defter ve belgeleri, kendisine tebliğ edilen yazılı ibraz yazısında belirtilen süre içinde ibraz etmekle yükümlüdür; bu süre genellikle asgari 15 gün olarak verilir ve makul bir mazeret bildirilmesi halinde ek süre talep edilebilir. Örneğin defterleri farklı bir şehirdeki mali müşavirde bulunan bir mükellef, süre içinde bu durumu bildirerek ek süre isteyebilir; süresinde haklı bir mazeret olmaksızın ibraz edilmemesi, re'sen takdir sebebi sayılır ve KDV indirimlerinin reddi ile birlikte kaçakçılık suçu şüphesini de doğurabilir. Bu yükümlülük VUK madde 256 ve 257'de düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Elektronik defter ve belgelerin kanuni saklama süresi kaç yıldır?

Elektronik ortamda tutulan defter, belge ve kayıtlar da tıpkı kağıt ortamdakiler gibi VUK madde 253 uyarınca ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak en az 5 yıl süreyle saklanmalıdır. Örneğin 2026 yılına ait e-Defter ve e-Faturalar en az 2031 sonuna kadar erişilebilir ve okunabilir biçimde muhafaza edilmelidir; bu süre içinde ibraz istenirse mikro fiş, disket veya elektronik ortamdaki kayıtlara erişimi sağlayacak bilgi ve şifrelerin de sunulması zorunludur (VUK mükerrer madde 257). Ayrıca Türk Ticaret Kanunu madde 82 uyarınca aynı defter ve belgeler ticaret hukuku bakımından 10 yıl saklanmak zorundadır; bu nedenle uygulamada daha uzun olan TTK süresine göre hareket edilmesi önerilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Bilgisayar ortamındaki kayıtlar bir vergi uyuşmazlığında delil olarak kullanılabilir mi?

Evet; VUK mükerrer madde 257'ye göre elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler, usulüne uygun tutulmuş olmaları kaydıyla kağıt ortamdaki karşılıkları gibi delil değerine sahiptir. Örneğin bir vergi incelemesinde mükellefin bilgisayarındaki muhasebe yazılımı kayıtları, resmi defterlerle örtüşmüyorsa, bu tutarsızlık matrah farkının tespitinde delil olarak kullanılabilir ve re'sen takdir sebebi oluşturabilir. Vergi yargısında da bu kayıtlar, diğer delillerle birlikte değerlendirilerek serbestçe takdir edilir; ancak tek başına, doğruluğu teyit edilemeyen dijital kayıtların ispat gücü, resmi ve tasdikli defterlere göre daha zayıf kabul edilebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Ba-Bs bildirim formu (mal ve hizmet alım-satım bildirimleri) hâlâ veriliyor mu?

Hayır; Ba-Bs bildirim formları, 565 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile Eylül 2024 dönemi itibarıyla tamamen kaldırılmıştır ve mükellefler artık ayrıca aylık Ba-Bs formu düzenlemek zorunda değildir. Bu değişikliğin gerekçesi, mükellefler arasındaki mal ve hizmet hareketlerinin artık e-Fatura, e-Arşiv fatura, e-İrsaliye ve e-Defter uygulamaları üzerinden zaten elektronik olarak Gelir İdaresi Başkanlığı'na ulaşıyor olmasıdır. Dolayısıyla 2026 itibarıyla bir işletmenin ayrıca kağıt bazlı veya form bazlı bir Ba-Bs bildirimi hazırlamasına gerek kalmamıştır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Ba-Bs formları kaldırıldıysa mükellefler arası işlemler idare tarafından nasıl takip ediliyor?

Artık bu takip, mükelleflerin zaten kanunen düzenlemek zorunda olduğu e-Fatura, e-Arşiv fatura, e-İrsaliye, e-Serbest Meslek Makbuzu ve e-Defter gibi elektronik belge ve kayıtların Gelir İdaresi Başkanlığı sistemlerine anlık veya kısa aralıklarla aktarılması yoluyla yapılmaktadır. Örneğin bir mükellefin kestiği e-Fatura, alıcı tarafın kayıtlarıyla otomatik olarak karşılaştırılabildiğinden, önceden Ba-Bs formlarıyla yapılan çapraz kontrol artık gerçek zamanlı ve daha kapsamlı biçimde risk analiz sistemleri üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu elektronik belge zorunlulukları VUK mükerrer madde 242 ve 257'ye dayanan çeşitli VUK Genel Tebliğleriyle düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Bir mükellefin ölümü halinde vergi ödevleri kime geçer?

Ölüm halinde mükellefin vergi ödevleri, mirası reddetmemiş mirasçılarına geçer ve mirasçılar bu ödevleri müteselsilen (her biri tüm borçtan sorumlu olacak şekilde) yerine getirmek zorundadır. Örneğin serbest meslek erbabı olan bir kişinin ölümü halinde, ölüm tarihine kadar olan kazancına ilişkin gelir vergisi beyannamesini mirasçılarından biri veya birkaçı verebilir ve bu beyanname üzerine tahakkuk eden vergiyi mirasçılar müştereken öder. Bu husus VUK madde 12'de düzenlenmiştir; gelir vergisi beyannamesi söz konusu olduğunda beyanname verme süresi GVK madde 92 uyarınca ölüm tarihinden itibaren normal sürelere 4 ay eklenerek uzatılır, diğer vergi türlerinde ise VUK madde 16'daki genel kural uyarınca 3 aylık ek süre uygulanır; mirasçıların sorumluluğu her birinin miras payı ile sınırlıdır.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Miras yoluyla intikal eden bir işletmede mükellefiyet nasıl devam eder?

Mirasçılar işletmeyi kapatmayıp faaliyete devam etmek isterse, işi devralan mirasçı veya mirasçılar adına yeni bir mükellefiyet tesis ettirilir ve önceki mükellefiyet murisin ölüm tarihi itibarıyla kapatılır; işletme birden fazla mirasçıya kalırsa genellikle adi ortaklık şeklinde mükellefiyet açılır. Örneğin babasından kalan bir işletmeyi devralıp faaliyete devam eden çocuklar, işe başlama bildirimini yaparak kendi adlarına mükellefiyet tesis ettirir ve murisin devreden KDV'si gibi hakları belirli şartlarla devralan mirasçılara geçebilir. Bu süreç VUK'un işe başlama/işi bırakma bildirimlerine ilişkin madde 153 ve 160'ıncı maddeleri ile mirasçıların vergi sorumluluğuna ilişkin madde 12 çerçevesinde yürütülür.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

VUK'ta düzenlenen işyeri kapatma cezası hâlâ uygulanıyor mu?

Hayır; VUK mükerrer madde 354'te düzenlenen ve tekrarlanan belge düzeni ihlallerinde işyerinin geçici olarak kapatılmasını öngören bu ceza, 5228 sayılı Kanun'la 2004 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Bugün belge düzenine tekrarlanan aykırılıklarda (örneğin fatura vermeme fiilinin bir takvim yılı içinde birden fazla tekrarlanması) idarenin başvurduğu yaptırım, işyerini fiilen kapatmak değil, ihlalin tekrar sayısına göre giderek artan tutarlarda özel usulsüzlük cezası kesmektir. Bu güncel mekanizma VUK madde 353 ve mükerrer madde 355'te düzenlenmiştir; dolayısıyla bugün 'işyeri kapatma cezası' ifadesi geçmişte kalmış bir uygulamayı ifade eder ve güncel mevzuatta karşılığı yoktur.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Özel usulsüzlük cezalarının tutarı hangi mantığa göre belirlenir?

Özel usulsüzlük cezaları, fatura/fiş gibi belge düzenine, bilgi verme ödevine veya elektronik belge zorunluluklarına aykırılık hallerinde uygulanan, genellikle sabit veya belgede yazılması gereken tutara bağlı nispi tutarlar üzerinden hesaplanan cezalardır. Örneğin fatura vermeyen veya almayan taraflara, belgede yazılması gereken tutarın belirli bir yüzdesi kadar, kanunda belirtilen asgari tutardan az olmamak üzere ceza kesilir ve aynı ihlalin bir takvim yılı içinde tekrarında ceza tutarı kademeli olarak artar. Bu cezalar VUK madde 353 ve mükerrer 355'te düzenlenmiştir; parasal tutarlar her yıl VUK mükerrer madde 414 uyarınca yeniden değerleme oranında güncellenir, bu nedenle güncel TL tutarları için ilgili yıla ait VUK Genel Tebliği'ne bakılması gerekir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Hangi vergi cezaları uzlaşmaya konu edilemez?

VUK madde 359'da düzenlenen kaçakçılık suçlarını (sahte belge düzenleme/kullanma, defter ve belgeleri gizleme, çift defter tutma gibi fiiller) oluşturan eylemler nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezasının üç katı tutarındaki ağırlaştırılmış ceza, uzlaşma kapsamı dışındadır. Örneğin hakkında sahte fatura kullandığı gerekçesiyle vergi ziyaı cezası üç kat olarak kesilen bir mükellef, bu ceza için ne tarhiyat öncesi ne de tarhiyat sonrası uzlaşma talep edebilir, sadece vergi mahkemesinde dava açabilir. Bu istisna VUK Ek madde 1 ve Ek madde 11'de düzenlenmiştir; buna karşılık kaçakçılık fiiline bağlı hapis cezası zaten idari değil adli bir yaptırım olduğundan, doğası gereği hiçbir zaman uzlaşmanın konusu olamaz.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

İhbarname nedir ve hangi bilgileri içermelidir?

İhbarname, ikmalen, re'sen veya idarece yapılan tarhiyatların ve kesilen cezaların mükellefe resmi olarak bildirildiği, dava açma süresinin de bu tebliğle başladığı yazılı belgedir. İçeriğinde mükellefin kimlik bilgileri, verginin türü ve dönemi, matrah farkı ve hesap tarzı, tarhiyatın dayanağı (inceleme raporu, takdir kararı vb.), varsa kesilen cezanın türü ve tutarı ile dava açma süresi ve mercii yer almak zorundadır. Bu unsurlar VUK madde 34-38'de sayılmıştır; bu bilgilerden birinin eksik olması ihbarnameyi ve dolayısıyla tarhiyatı sakatlayabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Bir tarhiyatın 'kesinleşmesi' ne anlama gelir?

Kesinleşme, bir vergi/ceza tarhiyatına karşı artık idari veya yargısal yollarla itiraz edilemeyecek olması, yani tahsil edilebilir hale gelmesidir. Bu durum; dava açma süresinin (30 gün) hiçbir başvuru yapılmadan geçirilmesi, uzlaşmanın sağlanıp tutanağın imzalanması, VUK madde 376 indiriminden yararlanılması veya açılan davanın üst mahkemelerce onanarak kesinleşmesi gibi yollarla gerçekleşir. Kesinleşen bir tarhiyat için artık dava açılamaz ve idare 6183 sayılı Kanun çerçevesinde cebri icra (haciz, e-haciz vb.) yoluna başvurabilir; kesinleşme ile tahakkuk (verginin miktar olarak belirlenmesi) farklı kavramlardır, zira tahakkuk eden bir vergi henüz dava veya uzlaşma yoluyla kesinleşmemiş olabilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Vergi hukukunda 'vergi güvenlik müessesesi' kavramı ne ifade eder?

Vergi güvenlik müesseseleri, kamu alacağının doğru şekilde ortaya çıkmasını ve tahsilini güvence altına almak amacıyla vergi kanunlarına konulan önleyici ve koruyucu düzenlemelerin genel adıdır. Bu kapsama; ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk, teminat isteme, kanuni temsilcinin ve mirasçıların sorumluluğu, bilgi toplama ve karşıt inceleme yetkileri, örtülü kazanç/örtülü sermaye ve transfer fiyatlandırması gibi vergiden kaçınmayı sınırlayan hükümler girer. Bu müesseseler VUK, 6183 sayılı AATUHK, GVK ve KVK gibi farklı kanunlara dağılmış olsa da, ortak amaçları matrah aşındırmasını ve tahsil riskini azaltmaktır; bu nedenle bir vergi denetimi veya tahsil sürecinde birden fazlası birlikte devreye girebilir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

VUK, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede idareye hangi araçları sunar?

VUK, kayıt dışılığı önlemek için hem tespit hem de caydırıcı araçlar sunar; bunlar arasında yoklama ve elektronik yoklama, vergi incelemesi ve karşıt inceleme (bir mükellefin belgelerinin ilişkili olduğu diğer mükellefte teyit edilmesi), randıman incelemesi (girdi-çıktı analizi ile kayıt dışı satışın tespiti) ve md.148-152 kapsamındaki geniş bilgi toplama yetkileri sayılabilir. Örneğin bir restoranın alkollü içecek alımları ile kestiği fişlerin tutarı arasındaki orantısızlık, randıman incelemesiyle tespit edilerek matrah farkına ulaşılabilir. Bu araçlara ek olarak e-Fatura, e-Arşiv ve e-Defter gibi elektronik belge zorunlulukları da (VUK mükerrer madde 242, 257) işlemlerin gerçek zamanlı izlenmesini sağlayarak kayıt dışılığı azaltmayı hedefler.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Elektronik yoklama nedir, klasik yoklamadan farkı nedir?

Elektronik yoklama, yoklama memurlarının tespitlerini kağıt yoklama fişi yerine tablet veya benzeri elektronik cihazlarla, doğrudan Gelir İdaresi Başkanlığı'nın merkezi sistemine kaydederek yapılan yoklama şeklidir. Bu yöntemde işyerinin konumu, tespit anındaki fotoğraflar ve mükellef beyanları elektronik ortamda anlık olarak sisteme işlenir; örneğin bir işyerinin gerçekten faaliyette olup olmadığı, yoklama memurunun sahada tablet üzerinden girdiği bilgilerle eş zamanlı olarak vergi dairesi ekranına düşer. Elektronik yoklamanın hukuki dayanağı klasik yoklamayla aynı olup VUK madde 127-133'te yer alır; fark yalnızca kaydın tutulduğu ortam ve sürecin hızından ibarettir, sonucun hukuki niteliği ve delil değeri değişmez.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

İşyeri adresini değiştiren bir mükellef bu değişikliği ne zamana kadar vergi dairesine bildirmelidir?

İşi bırakma dışında kalan, işyeri veya ikametgah adresi değişikliği gibi tüm değişiklikler, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren bir ay içinde ilgili vergi dairesine yazılı olarak bildirilmelidir. Örneğin işyerini başka bir ilçeye taşıyan bir mükellef, taşınma tarihinden itibaren bir ay içinde adres değişikliği bildirimini yapmazsa, bu süreyi kaçırdığı için ikinci derece usulsüzlük cezasıyla karşılaşabilir; ayrıca bildirim yapılmadan gönderilen tebligatlar eski adrese yapılmış sayılabilir ve mükellef aleyhine sonuçlar doğurabilir. Bu yükümlülük VUK madde 157 ve devamındaki bildirim hükümlerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Özel esaslara (kod listesine) alınma uygulaması hâlâ eskisi gibi yürütülüyor mu?

Hayır; sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen/kullanan mükelleflerin KDV iadelerini zorlaştıran klasik 'özel esaslar' (kod listesi) uygulaması, KDV Genel Uygulama Tebliği'nin IV/E bölümüydü ve 31 Ekim 2024 tarihinde Seri No:52 Tebliğ ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yerine, KDV Kanunu madde 36'nın 7524 sayılı Kanun'la değişik hükmüne dayanan yeni bir sistem getirilmiş, haklarında olumsuz rapor veya tespit bulunan mükelleflerin KDV iade talepleri artık 'kod listesi' mantığıyla değil, doğrudan vergi inceleme raporu sonucuna bağlanmıştır. Bu yeni düzenleme, aynı tebliğin 'İadeleri Vergi İncelemesine Tabi Olanlar' başlıklı A2 bölümünde yer almaktadır; dolayısıyla eski kod listesi terminolojisi güncelliğini yitirmiştir ve süreç artık doğrudan inceleme raporuna bağlı şekilde işlemektedir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Eski 'özel esaslar' sisteminde koddan çıkış nasıl sağlanıyordu ve bu sistemin yerini alan yapı nasıl işliyor?

Eski sistemde, kod listesine giren bir mükellef genellikle ya hakkındaki olumsuz tespitin ortadan kalktığını gösteren bir vergi inceleme raporu almak, ya sahteliğin kendisinden kaynaklanmadığını ispat eden deliller sunmak ya da belirli bir süre (örneğin bir takvim yılı) boyunca olumsuzluk oluşturmadan faaliyetine devam etmek suretiyle genel esaslara dönebiliyordu; bazı mükellefler bu süreci hızlandırmak için idari yargıda dava da açabiliyordu. 31 Ekim 2024'te yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle bu 'koddan çıkma' mekanizması ortadan kalkmış olup, artık haklarında olumsuz rapor/tespit bulunan mükelleflerin KDV iade talepleri, KDV Genel Uygulama Tebliği'nin A2 bölümü uyarınca doğrudan bir vergi inceleme raporuyla sonuçlandırılmaktadır. Bu nedenle güncel sistemde 'kod listesi' ve 'koddan çıkış' kavramları yerini, iadenin doğrudan inceleme sonucuna bağlandığı bir sürece bırakmıştır ve mükelleflerin bu konudaki haklarını, KDV Kanunu madde 36 ile ilgili Tebliğ'in A2 bölümü çerçevesinde değerlendirmesi gerekir.

İlgili kanun: Vergi Usul Kanunu

Gelir Vergisi ve Stopaj (kanun sayfası →)

Gelir vergisi mükellefi kimdir?

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na (GVK) göre gerçek kişilerin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı üzerinden gelir vergisi hesaplanır ve bu kazancı elde eden gerçek kişi gelir vergisi mükellefi sayılır. Mükellefiyet, ticari, zirai, mesleki faaliyet ya da ücret, kira, menkul sermaye geliri gibi kaynaklardan gelir elde edilmesiyle ortaya çıkar. Tüzel kişiler gelir vergisi değil, kurumlar vergisi mükellefidir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Tam mükellefiyet ile dar mükellefiyet arasındaki fark nedir?

Türkiye'de yerleşik olan veya belirli sürelerle Türkiye'de bulunan gerçek kişiler tam mükellef sayılır ve hem Türkiye içinde hem yurt dışında elde ettikleri gelirler üzerinden vergilendirilir. Türkiye'de yerleşik olmayan kişiler ise dar mükellef kabul edilir ve yalnızca Türkiye'de elde ettikleri gelirler için vergi öderler. Bu ayrım, kişinin vergi yükümlülüğünün kapsamını belirleyen temel kriterdir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Türkiye'de yerleşik olmak gelir vergisi açısından ne anlama gelir?

Gelir Vergisi Kanunu'nda ikametgahı Türkiye'de bulunanlar ile bir takvim yılı içinde Türkiye'de belirli bir süreden fazla oturanlar Türkiye'de yerleşik kabul edilir. Yerleşiklik statüsü, kişinin tam mükellef mi yoksa dar mükellef mi sayılacağını doğrudan belirler. Geçici olarak yurt dışında bulunan bazı kişiler için istisnai düzenlemeler de mevcuttur.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gelir Vergisi Kanunu'na göre kaç çeşit gelir unsuru vardır?

GVK, gelir vergisine tabi kazanç ve iratları yedi grupta toplar: ticari kazançlar, zirai kazançlar, serbest meslek kazançları, ücretler, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar. Bir kişinin toplam geliri, bu unsurlardan birinin veya birden fazlasının bir araya gelmesiyle oluşabilir. Her unsurun kendine özgü vergilendirme usulü ve beyan kuralları vardır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Ticari kazanç nedir, hangi faaliyetler bu kapsama girer?

Ticari kazanç, her türlü ticari ve sınai faaliyetten elde edilen kazanç olarak tanımlanır ve genellikle süreklilik arz eden, ticari organizasyon içinde yürütülen faaliyetleri kapsar. Bir şahıs işletmesi işleten esnaf, tacir veya sanayici bu kapsamda gelir vergisi mükellefi olur. Ticari kazancın tespitinde, işletme hesabı esası veya bilanço esası gibi farklı yöntemler kullanılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Zirai kazanç nedir?

Zirai kazanç, tarımsal faaliyetlerden, yani toprak, su ve hava gibi doğal kaynakların kullanılmasıyla yapılan bitkisel ve hayvansal üretimden elde edilen kazançtır. Çiftçiler, belirli koşullara bağlı olarak gerçek usulde veya götürü usulde vergilendirilebilir. Zirai kazancın vergilendirme usulü, işletme büyüklüğü ve satış hasılatı gibi ölçütlere göre değişir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Serbest meslek kazancı ne demektir?

Serbest meslek kazancı, sermayeden çok kişisel mesleki bilgi, uzmanlık ve emeğe dayanan, bir işverene bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına yürütülen faaliyetlerden elde edilen kazançtır. Avukat, doktor, mali müşavir, mimar gibi meslek sahipleri genellikle bu kapsamda değerlendirilir. Serbest meslek erbabının vergilendirilme usulü hakkında detaylı bilgi için Serbest Meslek Kazançlarında Vergi ve Stopaj sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Ücret geliri gelir vergisi açısından nasıl tanımlanır?

GVK'ya göre ücret, bir işverene bağlı olarak çalışılması karşılığında sağlanan ve nakit, ayın veya para ile temsil edilebilen menfaatlerden oluşan ödemedir. Ücretin gelir vergisine tabi olması için hizmetin bir işverenin emir ve talimatı altında yapılması esastır. Ücretler genellikle işveren tarafından bordro üzerinden stopaj yoluyla vergilendirilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gayrimenkul sermaye iradı (GMSİ) nedir?

Gayrimenkul sermaye iradı, bina, arazi, hak gibi gayrimenkul niteliğindeki mal ve hakların kiraya verilmesinden elde edilen gelirdir. En yaygın örneği konut veya işyeri kira gelirleridir. Kira gelirlerinin vergilendirilme usulü hakkında ayrıntılı bilgi için Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi (GMSİ) sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Menkul sermaye iradı (MSİ) nedir?

Menkul sermaye iradı, sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında; hisse senedi, tahvil, mevduat gibi sermaye niteliğindeki varlıklardan elde edilen faiz, kâr payı, temettü gibi gelirlerdir. Bu gelirler genellikle kaynağında stopaj yoluyla vergilendirilir. Belirli tutarları aşan menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmesi gerekebilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Diğer kazanç ve iratlar kapsamına neler girer?

Diğer kazanç ve iratlar, GVK'da sayılan diğer altı gelir unsuruna girmeyen, ancak yine de vergiye tabi tutulan gelir türlerini kapsar. Değer artış kazançları (örneğin belirli sürede elden çıkarılan gayrimenkul veya hisse senedi satışından doğan kazanç) ile arızi kazançlar bu kategorinin tipik örnekleridir. Bu gelirlerin vergilendirilmesinde genellikle özel istisna ve süre şartları uygulanır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Yıllık gelir vergisi beyannamesini kimler vermek zorundadır?

Ticari, zirai veya serbest meslek kazancı elde edenler ile belirli tutarları aşan gayrimenkul veya menkul sermaye iradı elde eden gerçek kişiler genellikle yıllık gelir vergisi beyannamesi vermekle yükümlüdür. Sadece tek işverenden alınan ve tamamı stopaj yoluyla vergilendirilmiş ücret geliri olanlar çoğu zaman beyanname dışında kalır. Kimlerin beyanname vermesi gerektiği, gelir unsuruna ve gelirin tutarına göre değişebileceğinden mali müşavire danışılması önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Sadece ücret geliri olan bir çalışan yıllık beyanname vermek zorunda mıdır?

Tek bir işverenden ücret alan ve bu ücretin tamamı üzerinden stopaj yoluyla vergi kesilen çalışanlar genellikle ayrıca yıllık beyanname vermez, çünkü vergi kaynağında kesilerek tamamlanmış sayılır. Ancak birden fazla işverenden ücret alınması veya ücret dışında başka gelir unsurlarının bulunması durumunda beyanname yükümlülüğü doğabilir. Bu konudaki güncel eşikler ve istisnalar değişebildiğinden dönemsel olarak kontrol edilmesi önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Birden fazla işverenden ücret alanlar beyanname vermeli midir?

Birden fazla işverenden ücret alınması durumunda, ikinci ve sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamı belirli bir tutarı aşarsa yıllık beyanname verilmesi gerekebilir. Bu kural, farklı işverenlerden kesilen stopajın kümülatif olarak doğru vergi diliminde hesaplanmamasından kaynaklanan farkı düzeltmeyi amaçlar. Güncel tutar eşikleri değişebildiğinden, bu durumda olan çalışanların mali müşavire danışması uygun olur.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Geçici vergi nedir, hangi mükellefler öder?

Geçici vergi, ticari ve serbest meslek kazancı elde eden gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükelleflerinin, yıl içindeki kazançları üzerinden üçer aylık dönemler halinde peşin olarak ödediği bir vergidir. Amaç, yıl sonunda ortaya çıkacak vergi yükünün dönemler içine yayılmasıdır. Basit usule tabi mükellefler ile sadece ücret, kira veya menkul sermaye iradı elde edenler genellikle geçici vergi kapsamı dışındadır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Geçici vergi yıllık vergiden nasıl mahsup edilir?

Yıl içinde ödenen geçici vergi tutarları, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinde hesaplanan vergiden mahsup edilir. Mahsup sonrası bir fark kalırsa bu tutar mükellefe iade edilebilir veya diğer vergi borçlarına mahsup talep edilebilir. Geçici vergi fazlasının iadesi genellikle belirli bir başvuru ve inceleme sürecine tabidir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Stopaj (tevkifat) nedir?

Stopaj, kanunda sayılan belirli ödemeler yapılırken, ödemeyi yapan tarafın gelir sahibi adına vergiyi kaynağında kesip vergi dairesine yatırmasıdır. Ücret, kira, serbest meslek ödemesi gibi birçok ödeme türü stopaja tabi olabilir. Stopajın hangi ödemelerde uygulandığı ve mantığı hakkında ayrıntılı bilgi için Stopaj/Tevkifat Nedir, Hangi Ödemelerde Kesilir sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Stopaj kesintisi kimin sorumluluğundadır?

Stopaj kesintisini yapma ve vergi dairesine yatırma sorumluluğu, ödemeyi yapan tarafa, yani vergi kesintisi yapmakla yükümlü sayılan kişi veya kuruma aittir. Ödemeyi alan taraf açısından ise stopaj, o gelir üzerindeki vergi yükümlülüğünün tamamının veya bir kısmının kaynağında yerine getirilmesi anlamına gelir. Kesintinin doğru oranda ve zamanında yapılmaması durumunda sorumluluk esas olarak kesintiyi yapması gereken tarafa yöneliktir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Serbest meslek erbabı nasıl vergilendirilir?

Serbest meslek erbabı, tahsil ettiği hasılattan mesleki giderlerini düştükten sonra kalan safi kazanç üzerinden gelir vergisi öder ve genellikle yıllık beyanname verir. Ayrıca serbest meslek ödemelerinin büyük kısmı, ödemeyi yapan taraf tarafından stopaja tabi tutulur ve bu stopaj yıl sonunda hesaplanan vergiden mahsup edilir. Serbest meslek kazançlarının vergilendirilmesi hakkında ayrıntılı bilgi için Serbest Meslek Kazançlarında Vergi ve Stopaj sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Serbest meslek makbuzu neden önemlidir?

Serbest meslek makbuzu, serbest meslek erbabının aldığı hizmet bedelini belgelendirmek için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) gereği düzenlemesi gereken resmi bir belgedir. Makbuz, hem hasılatın doğru kayıt altına alınması hem de yapılan stopaj kesintisinin belgelenmesi açısından önemlidir. Makbuz düzenlenmemesi veya eksik düzenlenmesi, vergi incelemesinde ciddi sorunlara yol açabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Basit usul ile gerçek usulde vergilendirme arasındaki fark nedir?

Basit usulde, belirli şartları taşıyan küçük ölçekli esnaf ve tacirlerin kazancı, hasılat ile giderler arasındaki fark üzerinden daha basitleştirilmiş kurallarla tespit edilir ve bu mükellefler defter tutma, KDV gibi bazı yükümlülüklerden büyük ölçüde muaf tutulur. Gerçek usulde ise mükellefler defter tutar, belge düzenine tam olarak tabidir ve kazançları daha ayrıntılı şekilde tespit edilir. Basit usulün kapsamı ve şartları hakkında ayrıntılı bilgi için Basit Usulde Vergilendirme Kimleri Kapsar sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Basit usule tabi bir mükellef defter tutmak zorunda mıdır?

Basit usule tabi mükellefler genellikle VUK anlamında bilanço veya işletme hesabı defteri tutmakla yükümlü değildir; kazançları, meslek odaları veya GİB tarafından tutulan kayıtlar üzerinden esas alınarak tespit edilir. Bununla birlikte belge düzenine (fatura, gider pusulası vb.) uyma yükümlülükleri devam eder. Basit usulün kapsamı ve şartları hakkında ayrıntılı bilgi için Basit Usulde Vergilendirme Kimleri Kapsar sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Kira geliri nasıl vergilendirilir?

Konut veya işyeri kiraya verilerek elde edilen gelir, gayrimenkul sermaye iradı olarak gelir vergisine tabidir ve belirli bir istisna tutarını aşan kira gelirleri için yıllık beyanname verilmesi gerekir. İşyeri kiralarında genellikle kiracı tarafından stopaj yapılırken, konut kiralarında böyle bir kesinti bulunmaz. Kira gelirlerinin vergilendirilmesi hakkında ayrıntılı bilgi için Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi (GMSİ) sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Kira gelirinde götürü gider yöntemi nedir?

Götürü gider yönteminde, kira geliri elde eden mükellef, gerçek giderlerini belgelendirmek yerine kanunda belirlenen sabit bir oranı gider olarak hasılatından düşebilir. Bu yöntem, gider belgelerini saklama ve tek tek belgeleme zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için özellikle küçük ölçekli kira gelirlerinde tercih edilir. Ancak götürü gider yöntemini seçen mükellef, genellikle belirli bir süre bu yöntemden gerçek gider yöntemine dönemez.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Kira gelirinde gerçek gider yöntemi nedir?

Gerçek gider yönteminde, kira geliri elde eden mükellef, gayrimenkulle ilgili yaptığı bakım, onarım, sigorta, kredi faizi gibi giderleri belgelendirmek şartıyla hasılatından indirebilir. Bu yöntem, özellikle giderleri yüksek olan mükellefler için götürü yönteme göre daha avantajlı olabilir. Gerçek gider yöntemini seçen mükellefin ilgili tüm harcamalarını belgelendirmesi gerekir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gelir vergisinde artan oranlı tarife ne anlama gelir?

Gelir vergisi, tek bir sabit oran yerine, gelir arttıkça uygulanan oranın da kademeli olarak yükseldiği artan oranlı (dilimli) bir tarife üzerinden hesaplanır. Bu sistemde, gelirin tamamı en yüksek dilimin oranından değil, her dilime isabet eden kısım kendi oranından vergilendirilir. Güncel gelir vergisi dilimleri ve hesaplama mantığı için 2026 Gelir Vergisi Dilimleri ve Hesaplama sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gelir vergisi dilimleri her yıl neden değişir?

Gelir vergisi dilim sınırları, enflasyon ve ekonomik koşullar dikkate alınarak her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenir; bu sayede aynı reel gelire sahip kişilerin sadece enflasyon nedeniyle daha üst dilime kayması bir ölçüde sınırlandırılmaya çalışılır. Bu nedenle dilim tutarları yıldan yıla farklılık gösterir. Güncel tutarlar için 2026 Gelir Vergisi Dilimleri ve Hesaplama sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Zarar mahsubu nedir, geçmiş yıl zararları nasıl mahsup edilir?

Bir yılda ticari, zirai veya serbest meslek faaliyetinden zarar eden mükellef, bu zararı izleyen yılların kazancından indirebilir; buna zarar mahsubu denir. Zarar mahsubu, mükellefin uzun vadede gerçek vergi kapasitesine göre vergilendirilmesini sağlamayı amaçlar. Zararın hangi gelir unsurlarından doğduğu ve mahsup şartları, uygulamada dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Zararlar kaç yıl taşınabilir?

GVK'ya göre ticari, zirai ve serbest meslek faaliyetinden doğan zararlar, belirli bir yıl sınırı içinde izleyen dönemlerin kazancından mahsup edilebilir; bu süre sonunda mahsup edilemeyen zarar tutarı kullanım hakkını kaybeder. Zarar mahsubunun doğru şekilde takip edilmesi, gelecekteki vergi yükünün doğru hesaplanması açısından önemlidir. Bu konuda güncel süre ve şartlar için mali müşavire danışılması önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Engellilik indirimi nedir, kimler yararlanabilir?

Engellilik indirimi, çalışma gücünün belirli bir oranını kaybetmiş ücretliler ile serbest meslek erbabı ve bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan bazı mükellefler için tanınan, gelir vergisi matrahından indirim sağlayan bir uygulamadır. İndirim, engellilik derecesine göre farklı seviyelerde uygulanır ve resmi sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi gerekir. İndirimin güncel tutarları ve başvuru şartları için GİB'in ilgili duyurularına veya mali müşavire başvurulması önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Bağış ve yardımların gelir vergisi matrahından indirilmesi mümkün müdür?

GVK'ya göre, kanunda belirtilen kamu kurumlarına, derneklere veya vakıflara yapılan bağış ve yardımlar, belirli şartlar ve sınırlar dahilinde yıllık gelir vergisi matrahından indirilebilir. Bazı bağış türleri (örneğin belirli afet veya eğitim amaçlı bağışlar) için farklı indirim oranları veya tam indirim imkanı öngörülmüş olabilir. Bağışın indirim konusu yapılabilmesi için genellikle makbuz veya dekont ile belgelendirilmesi şarttır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Sponsorluk harcamaları gelir vergisi matrahından indirilebilir mi?

Sağlık, eğitim, kültür, sanat ve spor alanlarında yapılan ve mevzuatta öngörülen şartları taşıyan sponsorluk harcamaları, belirli bir oranı geçmemek kaydıyla gelir vergisi matrahından indirilebilir. İndirimden yararlanabilmek için harcamanın ilgili mevzuatta tanımlanan sponsorluk sözleşmesi ve belgelendirme şartlarına uygun yapılması gerekir. Sponsorluk indiriminin uygulanma şekli faaliyet alanına göre değişebileceğinden mali müşavire danışılması önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Dar mükellef gerçek kişi Türkiye'de elde ettiği gelir için nasıl vergilendirilir?

Dar mükellef gerçek kişiler, sadece Türkiye'de elde ettikleri gelirler üzerinden gelir vergisine tabidir ve bazı gelir türleri için beyanname yerine stopaj yoluyla nihai vergilendirme uygulanabilir. Örneğin Türkiye'de elde edilen ücret veya serbest meslek kazancı, duruma göre stopaj ile veya münferit beyanname ile vergilendirilebilir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları da dar mükelleflerin vergilendirilmesinde önemli rol oynayabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gelir vergisinde vergilendirme dönemi nedir?

Gelir vergisinde esas vergilendirme dönemi, bir takvim yılıdır; yani 1 Ocak ile 31 Aralık arasında elde edilen gelirler bir bütün olarak değerlendirilir ve genellikle izleyen yılın belirli bir ayında beyan edilir. Bazı özel durumlarda (örneğin işe başlama, işi bırakma veya ölüm) kıst dönemler için ayrı vergilendirme dönemleri söz konusu olabilir. Vergilendirme ve beyan tarihleri için Vergi ve SGK Takvimi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Menkul sermaye iradı stopaja tabi ise yine de beyanname verilir mi?

Bazı menkul sermaye iratları (örneğin belirli mevduat faizleri) stopaj yoluyla nihai olarak vergilendirilir ve bu gelirler için ayrıca beyanname verilmesi gerekmez. Ancak stopaja tabi olsa bile belirli bir tutarı aşan bazı menkul sermaye iratları (örneğin kâr payları) için yıllık beyanname verme yükümlülüğü doğabilir. Bu ayrım gelir türüne ve tutarına göre değiştiğinden, durumun mali müşavir ile birlikte değerlendirilmesi önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Genç girişimci kazanç istisnasından hangi şartlarla ve ne kadar süreyle yararlanılır?

GVK mükerrer madde 20 uyarınca, ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis ettiren, mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla 29 yaşını doldurmamış ve ticari, zirai veya serbest meslek faaliyetine kendi adına başlayan gerçek kişiler, faaliyete başladıkları yıldan itibaren 3 vergilendirme dönemi boyunca yıllık kazançlarının belirli bir tutarına kadar olan kısmı için gelir vergisinden istisna edilir. 2026 yılı için bu istisna tutarı 400.000 TL olup, örneğin 2026'da işe başlayan 27 yaşındaki bir serbest meslek erbabı 2026-2028 dönemlerinde her yıl bu tutara kadar olan kazancı için vergi ödemez. İşin eşinden, üçüncü dereceye kadar kan/kayın hısımlarından ya da daha önce faaliyette bulunulan bir işletmeden devralınmamış olması gibi ek şartlar da mevzuatta arananır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Sosyal içerik üreticiliği veya mobil uygulama geliştiriciliğinden elde edilen kazanç nasıl vergilendirilir?

GVK mükerrer madde 20/B uyarınca, internet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden içerik paylaşan kişiler ile mobil uygulama geliştirenlerin bu faaliyetlerden elde ettiği kazanç, hasılatın münhasıran Türkiye'de kurulu bir bankadaki hesap üzerinden tahsil edilmesi ve vergi dairesinden istisna belgesi alınması şartıyla gelir vergisinden istisnadır. Banka, hesaba aktarılan tutar üzerinden aktarım anında %15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapar ve kazanç toplamı GVK md.103'teki tarifenin dördüncü gelir dilimini (2026 için 5.300.000 TL) aşmadığı sürece bu tevkifat nihai vergi olur, ayrıca yıllık beyanname verilmez. Bu sınır aşılırsa kazancın tamamı yıllık beyannameye dahil edilir; kesilen stopaj hesaplanan vergiden mahsup edilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Engellilik indirimi dereceye göre 2026 yılında ne kadar uygulanır?

GVK madde 31'e göre engellilik indirimi, çalışma gücü kaybı oranına göre üç dereceye ayrılır: çalışma gücünün en az %80'ini kaybedenler birinci derece, %60-79'unu kaybedenler ikinci derece, %40-59'unu kaybedenler üçüncü derece engelli sayılır. Bu derecelendirmeye göre 2026 yılı için aylık indirim tutarları birinci derecede 12.000 TL, ikinci derecede 7.000 TL, üçüncü derecede 3.000 TL olarak uygulanır ve tutar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir. İndirim, engelli ücretlinin ücret matrahından veya kendi işinde çalışan engelli serbest meslek erbabı/esnafın beyan ettiği kazançtan düşülür; derece tespiti resmi sağlık kurulu raporuyla yapılır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Şirket ortaklarına veya yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakkı nasıl vergilendirilir?

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerine veya limited şirket ortaklarına toplantılara katılım karşılığı ödenen huzur hakkı, GVK md.61 uyarınca ücret sayılır ve şirket tarafından diğer ücretler gibi gelir vergisi tarifesine göre stopaja tabi tutulur. Örneğin yönetim kurulu üyesine yıl içinde düzenli ödenen huzur hakkı, ücret bordrosuna dahil edilerek kümülatif matrah üzerinden GVK md.103'teki artan oranlı tarifeye göre vergilendirilir. Huzur hakkı, kâr payından farklı olarak şirketin kâr elde edip etmemesinden bağımsız olarak ödenebilir ve kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Huzur hakkı ile kâr payı (temettü) arasındaki vergisel fark nedir?

Huzur hakkı GVK md.61 uyarınca ücret sayılır, şirketin kurumlar vergisi matrahından gider olarak indirilir ve artan oranlı ücret tarifesine göre stopaja tabi tutulur; kâr payı ise şirketin vergi sonrası dağıtılabilir kârından ödenir ve kurum matrahından gider olarak düşülemez. Kâr payı dağıtımında GVK md.94/6-b uyarınca (22.12.2024 tarihli ve 9286 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı sonrası) %15 oranında stopaj uygulanır ve tam mükellef gerçek kişi ortak, elde ettiği kâr payının yarısını gelir vergisinden istisna tutarak kalan kısmı için GVK md.86 şartlarına göre beyanname verebilir. Bu nedenle huzur hakkı düzenli bir ücret niteliği taşırken kâr payı, şirketin o yıl kâr etmesi ve genel kurulun dağıtım kararı almasına bağlıdır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Kâr payı avansı dağıtımı gelir vergisi açısından nasıl değerlendirilir?

Kâr payı avansı, hesap dönemi içinde ara dönem finansal tablolara göre oluşan kârın bir kısmının, yıl sonu kesinleşmeden ortaklara avans olarak dağıtılmasıdır ve TTK md.509 ile Kâr Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ çerçevesinde yapılabilir. Vergisel açıdan kâr payı avansı, tıpkı nihai kâr payı gibi dağıtım anında GVK md.94/6-b uyarınca stopaja tabi tutulur ve gerçek kişi ortak açısından aynı istisna ve beyan kuralları (elde edilen tutarın yarısının istisna olması, kalan kısmın GVK md.86 şartlarına göre beyanı) uygulanır. Yıl sonunda zarar edilmesi veya avansın dağıtılabilir kârı aşması halinde fazladan alınan tutar ortaklardan geri istenir; bu geri ödeme başlı başına ayrı bir vergisel işlem doğurmaz.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Türkiye'den yurt dışına çıkış, tam mükellefiyeti otomatik olarak sona erdirir mi?

Hayır; GVK md.4 ve 5'e göre Türkiye'de tam mükellef sayılmak için ikametgahın Türkiye'de bulunması veya bir takvim yılı içinde Türkiye'de sürekli olarak 6 aydan fazla oturulması gerekir, dolayısıyla sadece yurt dışına çıkmak değil, Türkiye'deki ikametgahın fiilen terk edilip edilmediği ve yurt dışında yerleşik olma niyetinin ortaya konması önemlidir. Örneğin yurt dışında geçici görevle bulunan veya tahsil, tedavi, seyahat gibi nedenlerle Türkiye dışında kalan kişiler GVK md.5 uyarınca Türkiye'de oturmamış sayılmaz ve tam mükellef statüsü devam eder. Yerleşiklik değişikliği; ikametgah adresinin kapatılması, yurt dışı çıkış tarihinin bildirilmesi ve fiili ikamet süresi gibi somut kriterlerle değerlendirildiğinden, mükellefiyet statüsü konusunda tereddüt varsa vergi dairesine yazılı başvuru yapılması önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

İşyeri kira ödemelerinde stopaj oranı yüzde kaçtır?

GVK md.94/1-5'e göre, ticari veya mesleki faaliyeti nedeniyle gerçek usulde vergiye tabi olan veya bilanço/işletme hesabı esasına göre defter tutan kişi ve kurumlar, kiraladıkları işyeri için gerçek kişi mal sahibine ödedikleri brüt kira bedeli üzerinden %20 oranında gelir vergisi stopajı keserek vergi dairesine öderler. Örneğin aylık 50.000 TL brüt kira bedeli üzerinden 10.000 TL stopaj kesilir ve mal sahibine net 40.000 TL ödenir; kesilen tutar muhtasar beyanname ile beyan edilir. Kiracının stopaj sorumlusu olmadığı hallerde (örneğin kiracı basit usul mükellefi veya kira konut amaçlıysa) stopaj uygulanmaz ve kira geliri mal sahibi tarafından doğrudan GMSİ olarak beyan edilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Serbest meslek erbabına yapılan ödemelerde stopaj oranı ne kadardır?

GVK md.94/1-2'ye göre, gerçek usulde vergiye tabi kurum ve kişiler, avukat, mali müşavir, mimar, doktor gibi serbest meslek erbabına yaptıkları ödemeler üzerinden %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapmak zorundadır. Örneğin bir şirketin bir avukata dava takibi karşılığı ödediği 20.000 TL'lik serbest meslek makbuzu bedelinin 4.000 TL'si stopaj olarak kesilir ve serbest meslek erbabına net 16.000 TL ödenir. Kesilen stopaj, serbest meslek erbabının yıllık beyannamesinde hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir; bu nedenle serbest meslek kazancında stopaj nihai vergi değil, peşin ödenen bir vergi niteliğindedir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Asgari geçim indirimi (AGİ) hâlâ uygulanıyor mu, yerine hangi uygulama getirildi?

Hayır; asgari geçim indirimi (AGİ) 7349 sayılı Kanun'la GVK'ya eklenen düzenlemeyle 1 Ocak 2022 itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır ve yerine, ücretlilerin asgari ücrete isabet eden kısmının gelir vergisi ve damga vergisinden istisna edilmesi uygulaması getirilmiştir. Bu istisna, GVK md.23/18 ve ilgili geçici madde hükümlerine göre işlerken, ücretin asgari ücreti aşan kısmı normal artan oranlı tarifeye göre vergilendirilir ve hesaplanan vergiden asgari ücretin vergisi kadar tutar düşülür. Sonuç olarak eski AGİ hesaplamasına (medeni hal, çocuk sayısı gibi) artık gerek kalmamış, sistem tüm ücretliler için asgari ücret tutarına kadar olan kısmı doğrudan vergi dışı bırakan basit bir mekanizmaya dönüştürülmüştür.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Yaşlı veya engelli yakınına bakım karşılığında devlet tarafından ödenen evde bakım aylığı gelir vergisine tabi midir?

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nun ek 7. maddesi kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bakımı üstlenen yakına ödenen evde bakım aylığı, GVK md.1 ve 2'de sayılan yedi gelir unsurundan (ticari, zirai, ücret, serbest meslek, GMSİ, MSİ, diğer kazanç ve iratlar) hiçbirine girmeyen, sosyal yardım niteliğinde bir devlet ödemesidir. Bu nedenle söz konusu ödeme, alanı tarafından gelir vergisi beyannamesine dahil edilmez ve üzerinden herhangi bir stopaj kesintisi yapılmaz. Ödemenin kaynağı ve niteliği net olmayan benzer sosyal yardımlarda GVK'nın konusuna girip girmediği tereddüt yaratıyorsa, somut olay bazında vergi dairesinden veya bir meslek mensubundan görüş alınması önerilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Tarımsal destekleme ödemeleri gelir vergisine tabi midir?

7338 sayılı Kanun'la GVK'ya eklenen mükerrer madde 20/C uyarınca, kamu kurum ve kuruluşları tarafından tarımsal faaliyette bulunan çiftçilere yapılan tarımsal destekleme ödemeleri, 26 Ekim 2021 tarihinden itibaren gelir vergisinden istisna edilmiştir. Bu düzenlemeyle destekleme ödemeleri üzerinden artık stopaj yapılmamakta ve gerçek usulde vergilendirilen çiftçilerin de bu ödemeleri yıllık beyannamelerine dahil etmelerine gerek kalmamaktadır. Kanun'un yürürlüğünden önce yapılan destekleme ödemeleri üzerinden kesilen stopajlar ise GVK'ya eklenen geçici md.92 uyarınca, düzeltme zamanaşımı süresi içinde başvuran çiftçilere iade edilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Telif kazançları istisnası (GVK madde 18) kimler için ve hangi şartlarla uygulanır?

GVK md.18 uyarınca; müellif, mütercim, heykeltıraş, ressam, bestekar, mucit ve benzeri kişilerin eserlerini gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet ortamları dahil olmak üzere satmaları veya bu eserler üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmeleri karşılığında elde ettikleri hasılat, GVK md.103'te yazılı tarifenin dördüncü gelir dilimini (2026 için 5.300.000 TL) aşmadığı sürece gelir vergisinden istisnadır. Bu kazançlar üzerinden ödeme yapan taraf GVK md.94/2-a uyarınca %17 oranında stopaj keser ve bu tutar istisna kapsamındaki kazanç için nihai vergi niteliğindedir. Kazanç toplamı belirtilen sınırı aşarsa istisna tamamen kaybedilir ve kazancın tamamı yıllık beyannameye dahil edilerek genel usulde vergilendirilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

GVK madde 23 kapsamında yurt dışında çalışanlara ödenen ücretlerde istisna hangi hallerde uygulanır?

GVK md.23/14 uyarınca, kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan (dar mükellef) bir işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançlarından, Türkiye'de çalışan hizmet erbabına döviz olarak ödediği ücretler gelir vergisinden istisnadır; bu hüküm özellikle Türkiye'de sadece irtibat bürosu bulunan yabancı şirketlerde çalışan personel için uygulama alanı bulur. Ayrıca GVK md.23/9 kapsamında, yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerde fiilen çalışan işçilere, işverenin yurt dışı kazançlarından karşılanarak yapılan ücret ödemeleri de istisna kapsamındadır. İstisnanın uygulanabilmesi için ödemenin işverenin yurt dışı kazancından karşılanması ve dövizle yapılması şarttır; ücretin Türkiye'deki bir şubenin hasılatından ödenmesi halinde istisna uygulanmaz.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Profesyonel sporculara ödenen ücretler nasıl vergilendirilir?

GVK geçici md.72 uyarınca, lig usulüne tabi spor dallarında sporculara ve teknik direktör/antrenörlere yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler, artan oranlı tarife yerine sabit oranlı bir stopaja tabi tutulur; en üst ligde %20, alt liglerde %10, en alt liglerde ve lig usulüne tabi olmayan spor dallarında ile milli sporcularda %5 oranı uygulanır. Bu düzenleme 31 Aralık 2028 tarihine kadar geçerlidir ve kesilen stopaj, ödemeyi yapan spor kulübü veya sportif anonim şirket tarafından muhtasar beyanname ile bildirilir. Bir sporcunun bu kapsamdaki toplam kazancı, GVK md.103'teki tarifenin dördüncü gelir dilimini aşarsa, bu kazançlar yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilir ve kesilen stopaj hesaplanan vergiden mahsup edilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gelir vergisi beyannamesi ihtirazi kayıtla nasıl verilir ve sonucu ne olur?

İhtirazi kayıtla beyan, mükellefin bir verginin tarhına veya matrahının hesaplanma yöntemine hukuken katılmadığı hallerde, beyannamesini süresinde vererek dava açma hakkını saklı tutması anlamına gelir; beyanname üzerine 'ihtirazi kayıtla verilmiştir' şerhi düşülür ve gerekçe kısaca belirtilir. Örneğin bir yeniden değerleme oranının hatalı uygulandığını düşünen mükellef, gelir vergisini süresinde ödemekle birlikte, tahakkuk fişinin tebliğinden itibaren 30 gün içinde vergi mahkemesinde dava açabilir. İhtirazi kayıtla beyanda vergi normal şekilde tahakkuk eder ve ödenir; dava sonucunda mükellef haklı bulunursa fazladan ödenen vergi kendisine iade edilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gelir vergisinde düzeltme beyannamesi ne zaman verilir ve normal beyannameden farkı nedir?

Düzeltme beyannamesi, mükellefin daha önce verdiği beyannamede matrahı, geliri veya indirimleri eksik ya da hatalı beyan ettiğini fark etmesi üzerine, VUK md.116-126 hükümleri çerçevesinde önceki beyanı düzeltmek amacıyla verdiği yeni beyannamedir ve zamanaşımı süresi içinde her zaman verilebilir. Beyan edilen matrah artıyorsa (lehte olmayan düzeltme) ek vergi tahakkuk eder ve gecikme faizi hesaplanabilir; matrah azalıyorsa (mükellef lehine düzeltme) vergi dairesine yazılı düzeltme talebiyle başvurulması ve idarenin talebi incelemesi gerekir. Süresinden sonra kendiliğinden verilen ve matrahı artıran düzeltme beyannamelerinde, VUK md.344 uyarınca vergi ziyaı cezası %50 indirimli olarak uygulanır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Pişmanlıkla gelir vergisi beyannamesi verilmesi hangi avantajı sağlar?

VUK md.371'de düzenlenen pişmanlık ve ıslah müessesesi, kendiliğinden ve vergi incelemesi başlamadan önce başvurmak, durumu vergi dairesine yazılı olarak haber vermek ve beyannameyi haber verme tarihinden itibaren 15 gün içinde vermek şartıyla, süresinde verilmeyen gelir vergisi beyannamesi için vergi ziyaı cezası kesilmemesini sağlar. Örneğin geçmiş yıla ait kira gelirini beyan etmediğini fark eden bir mükellef, incelemeye alınmadan önce pişmanlık talebiyle beyanname verirse sadece hesaplanan vergiyi ve pişmanlık zammını (gecikme faizine yakın oranda) öder, vergi ziyaı cezasıyla karşılaşmaz. Buna karşılık VUK md.352'de düzenlenen usulsüzlük cezaları pişmanlık hükmünden etkilenmez ve ayrıca uygulanabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde gelir vergisi nasıl uygulanır?

GVK md.42 uyarınca, birden fazla takvim yılına sirayet eden (yaygın) inşaat ve onarma işlerinde kâr veya zarar, işin bittiği yılın geliri sayılır ve o yıla ait beyannameyle beyan edilir; bu nedenle iş devam ederken alınan hakedişler için yıllık beyanname verilmez, sadece stopaj kesintisi yapılır. İş süresince yapılan hakediş ödemeleri üzerinden idare veya iş sahibi tarafından GVK md.94/3 uyarınca %5 oranında stopaj kesilir ve bu tutar, işin bittiği yıl verilecek beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edilir. Bir işin yıllara yaygın inşaat işi sayılabilmesi için işin taahhüde bağlı olması ve başlangıç ile bitiş tarihlerinin farklı takvim yıllarına isabet etmesi gerekir; aksi halde iş normal ticari kazanç hükümlerine göre yıllık olarak vergilendirilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Yıllara yaygın inşaat işi hakedişlerinde stopaj oranı yüzde kaçtır?

GVK md.94/3 uyarınca, birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarma işleri dolayısıyla bu işleri yapanlara ödenen istihkak bedelleri (hakedişler) üzerinden genel olarak %5 oranında gelir vergisi stopajı uygulanır. Demiryolu, tramvay ve raylı sistemlerin, gemilerin inşa ve onarımı ile nükleer santral inşaatı gibi belirli stratejik işlerde ise bu oran %1'e indirilmiştir. Kesilen stopaj, işveren veya idare tarafından muhtasar beyanname ile bildirilir ve işin bittiği yıl verilecek yıllık beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edilir; mahsup sonrası kalan tutar varsa mükellefe iade edilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Serbest meslek kazancında götürü gider uygulaması var mıdır?

Hayır, serbest meslek kazancında ticari kazançtaki gibi genel bir götürü gider yöntemi bulunmamaktadır; serbest meslek erbabı, GVK md.68'de sayılan giderleri (kira, personel ücreti, amortisman, mesleki dernek/oda aidatları, seyahat ve ikamet giderleri gibi) yalnızca gerçek ve belgeli tutarlarıyla hasılatından indirebilir. Ancak GVK md.68/13 uyarınca, hizmetin ifa edildiği yerde ikamet etmeyenlere yapılan mesleki faaliyetle ilgili seyahat ve ikamet giderleri için, aynı amaçla yapılan gerçek giderler yerine hasılatın %20'sine kadar götürü olarak gider yazılabilmesine imkan tanınmıştır; bu istisnai bir uygulamadır ve genel kural değildir. Bu nedenle serbest meslek erbabının kazancını serbest meslek kazanç defteri ve harcama belgeleriyle tevsik etmesi esastır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Gerçek usulde ticari kazançta hangi giderler matrahtan indirilebilir?

GVK md.40'a göre, ticari kazancın tespitinde işletmeyle ilgili genel giderler (kira, elektrik, personel ücretleri, işletme kredisi faizleri gibi), işle ilgili olmak şartıyla verilen yemek ve barınma giderleri, işverenin ödediği SGK primleri, amortismanlar, işletme faaliyetiyle ilgili taşıt ve işyeri sigorta primleri, reklam ve pazarlama giderleri ile ticari kazancın elde edilmesi ve idamesi için ödenen vergi, resim ve harçlar hasılattan indirilebilir. Bu giderlerin indirilebilmesi için VUK hükümlerine uygun belgelerle (fatura, gider pusulası vb.) tevsik edilmesi ve işletmenin faaliyet konusuyla makul ölçüde ilişkili olması gerekir. Örneğin bir mağazanın kira, elektrik ve personel maaş giderleri doğrudan indirim konusu yapılabilirken, işle ilgisi kurulamayan kişisel harcamalar indirilemez.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Ticari kazançta kanunen kabul edilmeyen giderler (KKEG) nelerdir?

GVK md.41'de sayılan kanunen kabul edilmeyen giderler; işletme sahibinin kendisine, eşine ve çocuklarına işletmeden ödediği aylık ücret, para veya ayni sermaye üzerinden yürütülen faizler, teşebbüs sahibinin işletmeye koyduğu sermaye için yürütülen faiz, her türlü para cezaları ile vergi cezaları ve gecikme zamları ile teşebbüs sahibinin suç sayılan fiilleri nedeniyle ödediği tazminatlardır. Bu giderler ticari kazancın tespitinde muhasebe kayıtlarına gider olarak yazılsa bile, vergi matrahının hesaplanmasında beyanname üzerinde kazanca ilave edilir ve vergiye tabi tutulur. Örneğin bir işletme sahibinin trafik cezası veya geç ödenen vergiye ilişkin gecikme faizi, işletme kayıtlarına gider yazılabilir ama vergi matrahından indirilemez.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Ferdi işletmenin sermaye şirketine dönüştürülmesinde vergi ertelemesi nasıl işler?

GVK md.81/2 uyarınca, ferdi bir işletmenin bilançosunun bir bütün halinde, kayıtlı değerleri üzerinden aynen sermaye olarak konulmak suretiyle yeni kurulacak bir sermaye şirketine devredilmesi, ticari kazanç hükümleri açısından değer artış kazancı doğurmaz ve bu işlem gelir vergisine tabi tutulmaz. Devrin vergisiz sayılabilmesi için işletmenin bütün aktif ve pasifiyle devredilmesi, devir bilançosunun devredilen işletmenin son bilançosu olması ve şahıs işletmesi sahibinin devir sonrası kurulan şirketteki hisse oranının, önceki işletmedeki sermaye payını yansıtması gibi şartlar aranır. Bu düzenleme, işletmesini büyütmek isteyen esnaf ve tacirlerin kurumsallaşma sürecinde anlık bir vergi yüküyle karşılaşmadan sermaye şirketine geçişini kolaylaştırmayı amaçlar.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

İşletmenin veya işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin devrinde gelir vergisi istisnası var mıdır?

GVK md.81 kapsamında, ferdi bir işletmenin ölüm nedeniyle mirasçılara veya kayıtlı değerleri üzerinden aynen devredilmek suretiyle eş ve çocuklara devri; kollektif ve adi komandit şirketlerin sermaye şirketine devri ya da kollektif/komandit şirketin nevi değiştirerek sermaye şirketine dönüşmesi gibi belirli devir işlemleri, işletmenin aktifindeki kıymetlerin gerçek değeriyle değil kayıtlı (defter) değeriyle devredilmesi şartıyla değer artış kazancı doğurmaz. Bu istisnadan yararlanmak için devrin bütün halinde yapılması, devralan tarafından işletmenin aynı şekilde devam ettirilmesi ve devir bilançosunun kayıtlı değerlere göre düzenlenmesi gerekir. Şartlar sağlanmadan yapılan kısmi devir veya kıymetlerin rayiç bedelle devri halinde ise oluşan fark ticari kazanç olarak vergiye tabi tutulur.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden tahakkuk eden vergi taksitle ödenebilir mi?

Evet; GVK md.117 uyarınca, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisi iki eşit taksitte ödenir: birinci taksit beyannamenin verildiği Mart ayı içinde (1-31 Mart), ikinci taksit ise izleyen Temmuz ayı içinde (1-31 Temmuz) ödenir. Bu iki taksitli ödeme, ticari, zirai ve serbest meslek kazancı gibi kazanç türlerinden elde edilen ve yıllık beyana tabi gelirler için genel kuraldır; süresinde ödenmeyen taksit için VUK hükümlerine göre gecikme zammı işletilir. Kira geliri (GMSİ) gibi diğer gelir unsurları için de aynı iki taksitli ödeme takvimi geçerlidir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Kur farkı gelirleri ticari kazancın tespitinde nasıl dikkate alınır?

Döviz cinsinden alacak, borç veya kasa/banka hesaplarının dönem sonu değerlemesinden ya da tahsilat/ödeme anında kur farkı oluşmasından doğan kazançlar, VUK md.280 uyarınca değerleme günü kurundan yapılan değerlemeyle tespit edilir ve ticari kazancın bir unsuru olarak gelir tablosuna yansıtılır. Örneğin ihracat bedeli döviz olarak Türk lirasına çevrildiğinde fatura tarihindeki kur ile tahsilat tarihindeki kur arasındaki olumlu fark kambiyo kârı olarak gelir yazılır, olumsuz fark ise gider olarak dikkate alınır. Kur farkı gelirleri KDV açısından farklı değerlendirilebilir; ancak gelir/kurumlar vergisi matrahının tespitinde bu farklar doğrudan ticari kazancın bir parçası olarak vergiye tabi tutulur, ayrı bir istisna öngörülmemiştir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Freelancer olarak internet üzerinden hizmet sunmaktan elde edilen gelir nasıl vergilendirilir?

İnternet üzerinden yazılım geliştirme, tasarım, danışmanlık gibi hizmetler sunan bir kişinin bu faaliyeti devamlılık arz ediyorsa, elde edilen gelir GVK'ya göre genellikle ticari kazanç (bir organizasyon içinde, kendi nam ve hesabına sürekli iş yapılıyorsa) veya serbest meslek kazancı (kişisel mesleki bilgi ve ihtisasa dayalı, işverene tabi olmaksızın kendi sorumluluğu altında yapılan faaliyet ise) olarak nitelendirilir ve buna göre ticari kazanç veya serbest meslek kazancı hükümlerine tabi olur. Faaliyetin niteliğine göre kişinin vergi dairesinde mükellefiyet tesis ettirmesi, e-Serbest Meslek Makbuzu veya fatura düzenlemesi ve gerçek usulde defter tutması gerekir; GVK mükerrer md.20/B'deki sosyal içerik üreticiliği istisnası gibi özel bir düzenleme kapsamına giren faaliyetler için ayrıca o maddedeki şartlar aranır. Arızi (süreklilik arz etmeyen, tek seferlik) olarak elde edilen serbest meslek nitelikli kazançlar ise GVK md.82 uyarınca belirli bir tutara kadar arızi kazanç istisnasından yararlanabilir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Yurt dışı platformlardan (YouTube, Google Ads, uygulama mağazaları vb.) elde edilen reklam geliri nasıl vergilendirilir?

Yurt dışı platformlardan elde edilen reklam veya paylaşım gelirleri, faaliyetin niteliğine göre değerlendirilir; içerik üretimi GVK mükerrer md.20/B kapsamındaki sosyal içerik üreticiliği veya mobil uygulama geliştiriciliği tanımına giriyorsa ve gelir Türkiye'de kurulu bankadaki özel hesaba tahsil ediliyorsa, banka tarafından kesilen %15 stopajla sınırlı istisna uygulanır. Bu tanımın dışında kalan, örneğin bir web sitesi işletmeciliği veya dijital pazarlama faaliyetinden elde edilen ve yurt dışından döviz olarak gelen kazançlar ise genel hükümlere göre ticari kazanç sayılır; kişi vergi dairesinde mükellefiyet tesis ettirir, gelirini defterlerine kaydeder ve yıllık beyanname ile beyan eder. Her iki durumda da yurt dışından gelen döviz tutarının Türkiye'ye getirildiğinin banka dekontu gibi belgelerle tevsik edilmesi, kazancın doğru dönemde ve doğru rejimde vergilendirilmesi açısından önemlidir.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

Çiftçilerden yapılan zirai ürün alımlarında stopaj (vergi kesintisi) nasıl uygulanır?

GVK md.94/11 uyarınca, gerçek usulde vergiye tabi tüccar ve çiftçiler ile kamu kurum ve kuruluşları, çiftçilerden müstahsil makbuzu karşılığında satın aldıkları zirai ürünler için ödedikleri bedel üzerinden gelir vergisi stopajı keser; hayvan ve hayvansal ürünler ile su ürünlerinde genel oran %2, diğer zirai ürünlerde ise %4'tür. Alım, ticaret borsasına tescil ettirilerek yapılırsa bu oranlar yarı yarıya indirilerek sırasıyla %1 ve %2 olarak uygulanır. Kesilen stopaj, çiftçinin gerçek usulde mükellef olması halinde yıllık beyannamesinde hesaplanan vergiden mahsup edilir; çiftçi stopaj yoluyla vergilendirilen ve beyanname vermeyen küçük çiftçi statüsündeyse bu kesinti genellikle nihai vergi niteliğini taşır.

İlgili kanun: Gelir Vergisi Kanunu

KDV (kanun sayfası →)

Katma Değer Vergisi (KDV) nedir?

Katma Değer Vergisi (KDV), mal teslimi ve hizmet ifası gibi işlemler üzerinden alınan, nihai olarak tüketiciye yansıtılan dolaylı bir vergidir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK) çerçevesinde düzenlenir ve üretim-tüketim zincirinin her aşamasında hesaplanır. İşletmeler KDV'yi tahsil eder, ancak kendi alışlarında ödedikleri KDV'yi indirim yoluyla mahsup ederek sadece yarattıkları katma değer üzerinden vergi yüküne katlanmış olur.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV mükellefiyeti ne zaman başlar?

KDV mükellefiyeti, mal teslimi veya hizmet ifası şeklindeki vergiye tabi bir işlemin gerçekleştirilmesi ve buna ilişkin işe başlama bildiriminin vergi dairesine yapılmasıyla başlar. Ticari, sınai, zirai veya serbest meslek faaliyeti çerçevesinde düzenli olarak işlem yapan gerçek veya tüzel kişiler KDV mükellefi sayılır. Mükellefiyet tesisi genellikle faaliyete fiilen başlanmasından önce yapılması gereken bir işlemdir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV mükellefi olmak için işe başlama bildirimi neden önemlidir?

İşe başlama bildirimi, vergi dairesine faaliyete başlandığının resmi olarak bildirilmesi anlamına gelir ve KDV dahil birçok vergisel yükümlülüğün başlangıç noktasını oluşturur. Bildirim yapılmadan veya geç yapılmadan önce gerçekleştirilen işlemler, sonradan tespit edildiğinde vergi cezası ve gecikme faizi riski doğurabilir. Bu nedenle faaliyete başlamadan önce bildirim sürecinin tamamlanması önemlidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV'de indirim mekanizması nasıl işler?

KDV sisteminde işletmeler, sattıkları mal ve hizmetler için müşterilerinden tahsil ettikleri KDV'den (hesaplanan KDV), kendi alışlarında ödedikleri KDV'yi (indirilecek KDV) düşerek aradaki farkı vergi dairesine öder. Bu mekanizma, verginin zincirin her aşamasında tekrar tekrar vergilendirilmesini (mükerrer vergilendirmeyi) önler ve vergi yükünün sadece o aşamada yaratılan katma değer üzerinde kalmasını sağlar. İndirilecek KDV'nin hesaplanan KDV'yi aşması durumunda devreden KDV ortaya çıkar.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İndirim konusu yapılamayan KDV hangi durumlarda ortaya çıkar?

Bazı harcamalara ilişkin ödenen KDV, kanunda belirtilen istisnai durumlarda indirim konusu yapılamaz; örneğin işletmeyle ilgisi bulunmayan harcamalar veya kanunen kabul edilmeyen giderlere ilişkin KDV bu kapsamdadır. İndirim konusu yapılamayan KDV, genellikle gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilir. Bu tür istisnaların doğru uygulanması, vergi incelemelerinde sık karşılaşılan bir konudur.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Tam istisna ile kısmi istisna arasındaki fark nedir?

Tam istisnada, işlem KDV'den istisna tutulur ve buna rağmen işletme bu işlemle ilgili yüklendiği KDV'yi indirim konusu yapabilir; ihracat istisnası bunun tipik örneğidir. Kısmi istisnada ise işlem KDV'den istisnadır ancak işletme bu işlemle ilgili yüklendiği KDV'yi indiremez, genellikle gider veya maliyet olarak dikkate alır. Bu ayrım, istisna kapsamındaki işlemlerin KDV yönetimi açısından büyük önem taşır.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İhracat işlemleri neden KDV'den istisnadır?

İhracat işlemleri, verginin nihai tüketimin gerçekleştiği ülkede alınması ilkesi gereği KDV'den istisna tutulur; böylece Türk mallarının yurt dışında KDV yükü taşımadan rekabet edebilmesi amaçlanır. İhracat istisnası, tam istisna niteliğinde olup ihracatçı, bu işlemle ilgili yüklendiği KDV'yi indirebilir veya iade alabilir. İstisnanın uygulanabilmesi için gümrük beyannamesi gibi belirli belgelerin düzenlenmesi gerekir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İhracat istisnasında KDV iadesi nasıl talep edilir?

İhracat yapan mükellef, ihracata konu mal veya hizmetle ilgili yüklendiği ancak indirim yoluyla telafi edemediği KDV'yi, ilgili dönem KDV beyannamesinde iade talebi olarak gösterebilir. İade talebi, işlem türüne ve tutarına göre teminat karşılığında, YMM raporu ile veya vergi incelemesi yoluyla sonuçlandırılabilir. İade sürecinin usul ve şartları GİB tebliğleriyle belirlenir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV iadesi süreci genel olarak nasıl işler?

KDV iadesi, mükellefin belirli işlemler (ihracat, indirimli orana tabi teslimler, tevkifata tabi işlemler gibi) nedeniyle indirim yoluyla gideremediği KDV'yi geri almak için başvurduğu bir süreçtir. Süreç, ilgili döneme ait iade talep dilekçesi ve listelerin sisteme yüklenmesiyle başlar; ardından tutara ve işlem türüne göre teminat, YMM raporu veya vergi inceleme raporu ile sonuçlandırılır. İade süreci işlemin niteliğine göre farklılık gösterebileceğinden mali müşavir desteği önerilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV iadesinde teminat mektubu neden istenir?

Bazı iade taleplerinde vergi dairesi, iadeyi hızlı şekilde yapabilmek amacıyla mükelleften bir banka teminat mektubu isteyebilir; bu teminat, iadenin sonradan haksız çıkması ihtimaline karşı devletin alacağını güvence altına alır. Teminat mektubu karşılığında yapılan iadeler genellikle inceleme veya YMM raporuna göre daha hızlı sonuçlanır. Teminat, ilgili inceleme veya rapor tamamlandıktan sonra çözülerek mükellefe iade edilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Yeminli mali müşavir (YMM) raporu KDV iadesinde neden gereklidir?

Belirli tutarın üzerindeki veya belirli işlem türlerine ilişkin KDV iade taleplerinde, iadenin doğruluğunu ve mevzuata uygunluğunu teyit etmek amacıyla yeminli mali müşavir (YMM) tarafından düzenlenen bir tasdik raporu istenebilir. YMM raporu, vergi incelemesine kıyasla genellikle daha hızlı sonuçlanan bir iade yöntemi sunar. Hangi işlemler için YMM raporunun zorunlu olduğu, ilgili tebliğlerde ve iade türüne göre değişir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV tevkifatı (2 no'lu KDV) nedir?

KDV tevkifatı, belirli mal teslimi ve hizmet ifalarında, hesaplanan KDV'nin bir kısmının veya tamamının, satıcı yerine alıcı tarafından vergi dairesine beyan edilip ödenmesidir. Alıcı tarafından beyan edilen bu kısım 2 no'lu KDV beyannamesi ile bildirilir; satıcı ise kendi KDV beyannamesinde (1 no'lu) ilgili işlemi tevkifat uygulanmış olarak gösterir. Tevkifat uygulaması, vergi güvenliğini artırmak ve kayıt dışılığı azaltmak amacıyla belirli sektör ve işlemlerde uygulanır.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Tevkifata tabi işlemlerde KDV'yi kim beyan eder?

Tevkifata tabi işlemlerde, tevkifat uygulanan kısım alıcı tarafından 2 no'lu KDV beyannamesi ile beyan edilip ödenir; satıcı ise faturada gösterilen KDV'nin tevkifata tabi olmayan kısmını kendi (1 no'lu) beyannamesinde beyan eder. Bu ikili beyan sistemi, verginin doğru taraf tarafından ve zamanında beyan edilmesini güvence altına almayı amaçlar. Hangi işlemlerin tevkifata tabi olduğu ve tevkifat oranı, işlem türüne göre değişir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV tevkifat oranı neye göre belirlenir?

Tevkifat oranları, işlemin ve sektörün niteliğine göre GİB tarafından yayımlanan tebliğlerle belirlenir ve kısmi tevkifat (belirli bir oranda) ile tam tevkifat (KDV'nin tamamı) şeklinde uygulanabilir. Bu oranlar zaman içinde değişebildiğinden, işlem yapmadan önce güncel tebliğ hükümlerinin kontrol edilmesi önerilir. KDV oranları hakkında genel bilgi için KDV Oranları 2026 sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV oranları neye göre belirlenir?

KDV oranları, mal ve hizmetin türüne göre Cumhurbaşkanı kararlarıyla belirlenen genel, indirimli ve özel oranlar şeklinde uygulanır; temel gıda, sağlık, eğitim gibi bazı alanlarda daha düşük oranlar tercih edilebilir. Oranlar zaman içinde değişebildiğinden güncel oranların kontrol edilmesi önemlidir. Güncel KDV oranları için KDV Oranları 2026 sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Farklı mal ve hizmetler için farklı KDV oranı uygulanmasının nedeni nedir?

Farklı oran uygulaması, temel ihtiyaç maddelerinde vergi yükünü hafifletmek, lüks tüketimde ise nispeten daha yüksek oran uygulamak gibi sosyal ve ekonomik politika hedefleriyle şekillendirilir. Bu sayede KDV, sadece bir gelir aracı değil aynı zamanda tüketim davranışını yönlendiren bir araç olarak da kullanılabilir. Hangi mal ve hizmetin hangi orana tabi olduğu, ilgili kararname ve listelerle belirlenir; güncel bilgi için KDV Oranları 2026 sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Fazla veya yersiz ödenen KDV nasıl iade alınır?

Hesaplama hatası, mükerrer ödeme veya işlemin aslında KDV'ye tabi olmaması gibi nedenlerle fazla veya yersiz ödenen KDV, mükellefin ilgili vergi dairesine başvurusu üzerine düzeltme ve iade sürecine tabi tutulur. İade talebinin kabul edilmesi, hatanın niteliğine ve ilgili belgelerin (fatura, dekont, düzeltme beyannamesi gibi) eksiksiz sunulmasına bağlıdır. Bu süreç genellikle vergi dairesi incelemesi gerektirir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İthalatta KDV nasıl uygulanır?

Yurt dışından mal ithal edilmesi işlemi de KDV'ye tabidir ve ithalat KDV'si, malın gümrükten çekilmesi sırasında gümrük idaresine ödenir. İthalatçı, bu şekilde ödediği KDV'yi genel kurallar çerçevesinde kendi KDV beyannamesinde indirim konusu yapabilir. İthalat KDV'sinin matrahı, malın gümrük kıymeti ile bazı ek unsurlar (gümrük vergisi, nakliye gibi) dikkate alınarak belirlenir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Yurt dışından alınan hizmetlerde KDV sorumluluğu kime aittir?

Türkiye'de mukim olmayan kişi veya kurumlardan alınan ve Türkiye'de faydalanılan hizmetlerde, KDV'nin beyan edilmesi sorumluluğu genellikle hizmeti alan Türkiye'deki mükellefe aittir; bu durum sorumlu sıfatıyla KDV olarak adlandırılır ve 2 no'lu KDV beyannamesi ile beyan edilir. Bu uygulama, yurt dışı hizmet alımlarının da KDV kapsamı dışında kalmamasını sağlamayı amaçlar. Beyan edilen bu KDV, şartlar sağlandığında aynı dönemde indirim konusu da yapılabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV beyannamesi hangi dönemlerde verilir?

KDV beyannamesi, mükellefin bağlı bulunduğu vergilendirme dönemine göre genellikle aylık olarak verilir; bazı mükellef grupları için üç aylık dönemler de öngörülebilir. Beyanname, ilgili dönemi izleyen ayın belirli bir gününe kadar elektronik ortamda verilir ve tahakkuk eden vergi de aynı süre içinde ödenir. Güncel beyan ve ödeme tarihleri için Vergi ve SGK Takvimi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Aylık ve üç aylık KDV beyanname dönemi arasındaki fark nedir?

Mükelleflerin büyük çoğunluğu KDV beyannamesini aylık dönemler halinde verirken, GİB tarafından belirlenen bazı özel mükellef grupları (örneğin belirli şartları taşıyan basit usule yakın küçük işletmeler) için üç aylık beyan dönemi öngörülebilir. Dönem sıklığı, mükellefin idari yükünü ve nakit akışını doğrudan etkiler. Hangi dönemin uygulanacağı, mükellefiyet tesisi sırasında vergi dairesi tarafından belirlenir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Devreden KDV nedir?

Devreden KDV, bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV tutarının hesaplanan KDV tutarını aşması durumunda ortaya çıkan ve bir sonraki döneme aktarılan KDV farkıdır. Devreden KDV, genel kural olarak nakden iade edilmez, sonraki dönemlerde hesaplanacak KDV'den mahsup edilmek üzere taşınır. Bazı istisnai işlemler (ihracat, indirimli oranlı teslimler gibi) için devreden KDV'nin iadesi mümkün olabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Devreden KDV nakden iade alınabilir mi?

Genel kural olarak devreden KDV nakden iade edilmez; ancak ihracat istisnası, indirimli orana tabi teslimler veya tevkifata tabi işlemler gibi kanunda özel olarak sayılan durumlarda mükellef nakden veya mahsuben iade talep edebilir. İade talebinin kabulü, ilgili işlem türüne özgü belgelerin eksiksiz sunulmasına ve gerekli inceleme sürecine bağlıdır. Bu konuda mali müşavir desteği alınması sürecin doğru yürütülmesine yardımcı olur.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV matrahı nasıl belirlenir?

KDV matrahı, esas olarak teslim edilen mal veya ifa edilen hizmet karşılığında alınan veya borçlanılan bedeldir; yani fatura veya benzeri belgede yer alan toplam bedel, KDV'nin üzerinden hesaplanacağı tutarı oluşturur. Bu bedele, işlemle doğrudan bağlantılı bazı unsurlar (nakliye, ambalaj, sigorta gibi) da dahil edilebilir. Matrahın doğru tespiti, hesaplanan KDV'nin doğruluğu açısından temel önem taşır.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV matrahına hangi unsurlar dahil edilir?

KDV matrahına, mal veya hizmet bedeline ek olarak; alıcıya yansıtılan nakliye, yükleme-boşaltma, ambalajlama, sigorta gibi masraflar ile faiz, fiyat farkı, kur farkı gibi bazı ek ödemeler de genellikle dahil edilir. Buna karşılık, faturada ayrıca gösterilen ve belirli şartları taşıyan iskontolar matrahtan düşülebilir. Matraha nelerin dahil edileceği, işlemin niteliğine göre değişebilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İskonto ve prim gibi unsurlar KDV matrahını nasıl etkiler?

Fatura üzerinde ayrıca gösterilen ve ticari teamüllere uygun olan iskontolar, KDV matrahından düşülebilir; böylece KDV, indirimli net bedel üzerinden hesaplanır. Ancak işlemden sonra, örneğin belirli bir ciro hedefine ulaşılması nedeniyle verilen ciro primleri gibi bazı ödemeler, ayrı bir hizmet ifası olarak değerlendirilip kendi başına KDV'ye tabi tutulabilir. Bu ayrımın doğru yapılması, hem satıcı hem alıcı açısından KDV'nin doğru hesaplanması bakımından önemlidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV'de vergiyi doğuran olay ne zaman gerçekleşir?

KDV'de vergiyi doğuran olay, mal teslimi işlemlerinde malın teslim edilmesi, hizmet ifalarında ise hizmetin tamamlanması anında gerçekleşir; bazı özel durumlarda fatura düzenlenmesi veya bedelin kısmen ya da tamamen tahsil edilmesi de vergiyi doğuran olay olarak kabul edilebilir. Vergiyi doğuran olayın doğru tespiti, KDV'nin hangi dönemde beyan edilmesi gerektiğini belirler. Bu tespitin hatalı yapılması, gecikme faizi ve ceza riski doğurabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV mükellefiyeti nasıl sona erer?

KDV mükellefiyeti, faaliyetin fiilen sona ermesi ve bu durumun işi bırakma bildirimiyle vergi dairesine bildirilmesiyle sona erdirilir. İşi bırakma bildirimi yapılmadığı sürece mükellefiyet, beyanname verme yükümlülüğü dahil resmi olarak devam ediyor sayılabilir. Mükellefiyetin kapatılması sürecinde varsa devreden KDV, mevcut varlıklar ve stoklar açısından da bazı ek değerlendirmeler gerekebilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Fazla ödenen KDV başka bir vergi borcuna mahsup edilebilir mi?

Mükellefin talebi ve gerekli şartların sağlanması halinde, fazla veya yersiz ödenen ya da iade hakkı doğan KDV, kendi diğer vergi borçlarına (örneğin gelir veya kurumlar vergisi borcuna) mahsup edilebilir. Mahsup talebi, ilgili vergi dairesine yapılan başvuru ve gerekli belgelerin sunulmasıyla değerlendirilir. Nakden iade yerine mahsup yolu, süreci bazı durumlarda daha hızlı sonuçlandırabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Basit usule tabi mükellefler KDV öder mi?

Basit usule tabi mükellefler, GVK kapsamında belirli koşulları taşımaları nedeniyle KDV'den istisna tutulmuştur ve genellikle KDV beyannamesi vermezler. Ancak bu istisna, sadece basit usule özgü faaliyetler için geçerlidir; mükellefin basit usul şartlarını kaybetmesi durumunda KDV mükellefiyeti de doğabilir. Basit usulün kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi için Basit Usulde Vergilendirme Kimleri Kapsar sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Yapım işlerinde (inşaat taahhüt hizmetlerinde) kısmi KDV tevkifatı nasıl uygulanır?

KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili bölümünde belirlenen kapsamda, belirlenmiş alıcılara (kamu kurumları, KDV mükellefi büyük işletmeler vb.) ifa edilen yapım işleri ile bu işlerle birlikte ifa edilen mühendislik-mimarlık ve etüt-proje hizmetlerinde, hesaplanan KDV'nin belirli bir kısmı alıcı tarafından tevkif edilerek 2 no'lu KDV beyannamesiyle sorumlu sıfatıyla beyan edilir, kalan kısım ise satıcıya ödenir. Örneğin bir kamu kurumuna verilen inşaat taahhüt hizmetinde, tevkifata isabet eden KDV kısmı işi yaptıran kurum tarafından, kalan kısım ise yükleniciye ödenerek yüklenici tarafından beyan edilir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 9. maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliği'dir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Temizlik ve özel güvenlik hizmetleri neden kısmi KDV tevkifatı kapsamındadır?

Temizlik, çevre ve bahçe bakım hizmetleri ile özel güvenlik hizmetleri, iş gücüne dayalı ve kayıt dışılık riski yüksek hizmet türleri olduğundan KDV Genel Uygulama Tebliği kapsamında kısmi tevkifat uygulamasına dahil edilmiştir. Belirlenmiş alıcılara (KDV mükellefleri, kamu kurumları, büyük işletmeler vb.) sunulan bu hizmetlerde, hesaplanan KDV'nin tebliğde belirtilen kısmı alıcı tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenir. Amaç vergi güvenliğini artırmak ve iş gücü yoğun sektörlerdeki vergi kaybını önlemektir; dayanak 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 9. maddesi ve ilgili tebliğ hükümleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Danışmanlık hizmeti alımlarında KDV tevkifatı hangi oranda uygulanır?

KDV Genel Uygulama Tebliği kapsamında, belirlenmiş alıcılara ifa edilen danışmanlık, denetim ve benzeri serbest meslek niteliğindeki hizmetlerde, hesaplanan KDV'nin tebliğde öngörülen kısmı alıcı tarafından tevkif edilerek 2 no'lu KDV beyannamesiyle beyan edilir. Tevkifat oranı, hizmetin türüne ve alıcının tebliğde sayılan 'belirlenmiş alıcı' kategorisine girip girmediğine göre değişebildiğinden, işlem öncesinde güncel tebliğ ekindeki oran tablosunun kontrol edilmesi gerekir. Uygulamanın yasal dayanağı 3065 sayılı Kanun'un 9. maddesi ve buna dayanılarak çıkarılan KDV Genel Uygulama Tebliği'dir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Kısmi tevkifat ile tam tevkifat arasındaki fark nedir?

Tam tevkifatta, işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV'nin tamamı alıcı tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenir ve satıcıya KDV'siz bedel ödenir; yurt dışından alınan hizmetler bu kapsamın tipik örneğidir. Kısmi tevkifatta ise hesaplanan KDV'nin sadece tebliğde belirlenen bir kısmı alıcı tarafından tevkif edilir, kalan kısım satıcıya ödenerek satıcı tarafından beyan edilir. Her iki uygulamanın da dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 9. maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili bölümleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İndirimli orana tabi işlemlerde yıllık KDV iadesinde iade edilemeyecek alt sınır nasıl belirlenir?

İndirimli orana (%1 veya %10) tabi teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen KDV, yıl içinde mahsuben, yıl sonunda ise nakden veya mahsuben iade konusu yapılabilir; ancak her yıl belirlenen bir tutarın altındaki kısım iade edilmez. Bu sınır, Vergi Usul Kanunu'na göre uygulanan yeniden değerleme oranına göre her yıl güncellenmekte olup 2026 yılı için KDV Genel Uygulama Tebliği'nde yapılan değişiklikle 164.000 TL olarak belirlenmiştir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı Kanun'un 29. maddesinin ikinci fıkrası ile KDV Genel Uygulama Tebliği'dir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Hizmet ihracatı istisnasından yararlanmak için hangi şartlar aranır?

Hizmet ihracatının KDV'den istisna sayılabilmesi için hizmetin Türkiye'de yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olması, faturanın bu müşteri adına düzenlenmesi ve hizmetten yurt dışında yararlanılması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Örneğin Türkiye'de yerleşik bir yazılım firmasının yurt dışındaki bir şirkete verdiği danışmanlık hizmeti, bu şartları taşıması halinde tam istisna kapsamında değerlendirilir ve yüklenilen KDV iade konusu yapılabilir. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 11/1-a maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliği'nin II/A-2 bölümüdür.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar için KDV uygulaması nasıldır?

Serbest bölgelere getirilen mallar ile serbest bölgeden yurt dışına yapılan teslimler, ithalat/ihracat rejimi çerçevesinde KDV'den istisna tutulmuştur; buna karşılık serbest bölgeden Türkiye'nin diğer bölgelerine (yurtiçine) yapılan satışlar normal iç satış gibi KDV'ye tabidir. İmalatçıların serbest bölgedeki müşterilerine yaptığı bazı teslim ve hizmetler de ayrıca istisna kapsamına alınmıştır. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 11, 12 ve 17/4-ı maddeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Yatırım teşvik belgesi kapsamında alınan makine ve teçhizat teslimlerinde KDV istisnası nasıl işler?

Yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflere, belge kapsamındaki yeni makine ve teçhizatın tesliminde satıcı tarafından KDV hesaplanmaz; bu istisna hem yurtiçi teslimlerde hem de ithalatta uygulanabilir. Örneğin üretim tesisi kuran bir firma, teşvik belgesinde yer alan bir üretim hattını KDV ödemeden satın alabilir. Uygulamanın yasal dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 13/d maddesidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Yurt dışında yerleşik dijital hizmet sağlayıcıları (yabancı platformlar) Türkiye'de KDV mükellefi sayılır mı?

Türkiye'de ikametgahı, işyeri, kanuni ve iş merkezi bulunmayan yurt dışındaki firmaların, Türkiye'de KDV mükellefi olmayan gerçek kişilere elektronik ortamda (dijital platform, uygulama mağazası, yayın veya oyun aboneliği vb.) sundukları hizmetler KDV'ye tabidir ve bu firmalar özel bir 'KDV3' beyannamesi ile mükellefiyet tesis ettirmek zorundadır. Bu uygulama, hizmeti alan Türkiye'deki tüketicilerin sorumlu sıfatıyla KDV beyan etmesinin pratikte mümkün olmaması nedeniyle mükellefiyeti doğrudan yurt dışı sağlayıcıya yükleyerek vergi kaybını önlemeyi amaçlar. Dayanağı, 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 9. maddesi kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığı'na tanınan yetkiye istinaden yayımlanan KDV Genel Uygulama Tebliği değişikliğidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

E-ticaret siteleri ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları üzerinden yapılan satışlarda KDV kim tarafından beyan edilir?

Türkiye'de yerleşik bir satıcının e-ticaret platformu üzerinden yaptığı mal veya hizmet satışlarında KDV, genel hükümler çerçevesinde satıcı tarafından hesaplanıp beyan edilir; pazaryeri niteliğindeki elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcısı KDV mükellefi değildir, yalnızca platform hizmeti sunar. Buna karşılık aracı hizmet sağlayıcıları, 7524 sayılı Kanun'la getirilen düzenleme uyarınca hizmet sağlayıcılarına yaptıkları ödemeler üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapmakla yükümlü kılınmıştır; bu yükümlülük KDV değil gelir/kurumlar vergisi stopajına ilişkindir. Dayanak, KDV yönünden 3065 sayılı Kanun'un genel hükümleri, stopaj yönünden ise 193 sayılı GVK mükerrer 94. maddesi ve 7524 sayılı Kanun'dur.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Mikro ihracat kapsamındaki satışlarda KDV istisnası nasıl uygulanır?

Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi (ETGB) ile yurt dışındaki alıcıya kargo veya hızlı posta yoluyla gönderilen mallar, gümrük çıkışı belgelendiği takdirde mal ihracatı istisnası kapsamında değerlendirilir ve bu satışlar KDV'den istisnadır. Mikro ihracatta, standart gümrük beyannamesi yerine ETGB kullanılabilmesi işlemi basitleştirir; her bir gönderi için gümrük mevzuatınca belirlenen parasal üst sınırın aşılmaması gerekir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 11/1-a maddesi ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve ilgili ETGB düzenlemeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Holding ve grup şirketleri arasındaki işlemlerde KDV açısından özel bir muafiyet var mıdır?

Türk vergi sisteminde Avrupa Birliği'ndeki gibi bir 'KDV grubu' (VAT grouping) rejimi bulunmamaktadır; holding veya grup şirketleri her biri ayrı bir KDV mükellefi olarak değerlendirilir ve aralarındaki mal/hizmet hareketleri de genel hükümlere göre KDV'ye tabidir. Grup içi işlemlerin emsal bedelin altında veya üstünde gerçekleştirilmesi, KDV matrahının emsal bedele göre düzeltilmesini ve ayrıca kurumlar vergisi yönünden örtülü kazanç dağıtımı incelemesini gündeme getirebilir. Bu nedenle grup içi faturalamanın piyasa koşullarına uygun bedellerle yapılması önemlidir; dayanak 3065 sayılı Kanun'un 1, 20 ve 27. maddeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Kısmi tevkifat uygulanan işlemlerde alıcı, sorumlu sıfatıyla ödediği KDV'yi ne zaman indirim konusu yapabilir?

Kısmi tevkifat uygulanan işlemlerde alıcı, sorumlu sıfatıyla tevkif ederek 2 no'lu KDV beyannamesiyle beyan ettiği tutarı, bu tutarı vergi dairesine fiilen ödemiş olması şartıyla aynı döneme ait 1 no'lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapabilir. Örneğin bir kamu kurumu, temizlik hizmeti alımında tevkif ettiği KDV'yi ödedikten sonra, kendi KDV'ye tabi faaliyetleri varsa bu tutarı indirim konusu yapabilir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 29. maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili bölümüdür.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Fatura sonrası yapılan iskonto, mal iadesi veya kur farkı KDV matrahını nasıl değiştirir?

Teslim veya hizmetin gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkan iskonto, mal iadesi, fiyat farkı veya kur farkı gibi durumlar KDV matrahını değiştirdiğinden, taraflar bu değişikliği fatura veya benzeri belge (iade faturası, fiyat farkı faturası, kur farkı faturası vb.) ile belgeleyerek düzeltmek zorundadır. Satıcı matrahı azaltıcı işlemlerde daha önce hesapladığı KDV'yi indirim yoluyla düzeltirken, alıcı da buna paralel olarak indirdiği KDV'yi aynı tutarda azaltmakla yükümlüdür. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 35. maddesidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Yurt dışından alınan hizmette 2 no'lu KDV ile beyan edilip ödenen tutar aynı dönemde indirim konusu yapılabilir mi?

Yurt dışından alınan ve Türkiye'de faydalanılan hizmetlerde (örneğin yurt dışı danışmanlık, lisans veya yazılım hizmeti) KDV'yi, hizmeti alan Türkiye'deki mükellef sorumlu sıfatıyla 2 no'lu KDV beyannamesiyle beyan edip öder. Bu şekilde ödenen KDV, hizmeti alan mükellefin kendi faaliyeti KDV'ye tabi olmak kaydıyla, ödemenin yapıldığı aynı döneme ait 1 no'lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılabilir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 9. ve 29. maddeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV beyannamesine ihtirazi kayıt konulmasının anlamı ve sonucu nedir?

Mükellef, KDV beyannamesindeki bir hususun (örneğin bir istisnanın uygulanmaması veya bir işlemin vergiye tabi tutulması) hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsa, beyannameyi 'ihtirazi kayıt' ile yani itirazını beyanname üzerinde belirterek verebilir. İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergi ödenmekle birlikte, mükellef bu tahakkuka karşı süresinde vergi mahkemesinde dava açabilir; ihtirazi kayıt konulmadan verilen beyannameler kural olarak dava konusu edilemez. Dayanağı 213 sayılı VUK'un beyana dayalı tarhiyat hükümleri ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Taşınmaz (arsa/konut) teslimlerinde KDV istisnası hangi hallerde uygulanır?

Kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışında uygulanan genel KDV istisnası, 7456 sayılı Kanun'la 15/7/2023 tarihinden itibaren kaldırılmıştır; bu tarihten sonra edinilen taşınmazların satışı genel esaslara göre KDV'ye tabidir. 15/7/2023'ten önce aktifte bulunan taşınmazlar için geçiş hükümleri çerçevesinde istisna uygulamasına devam edilmekte, ayrıca organize sanayi bölgelerince yapılan arsa/işyeri teslimleri gibi sınırlı bazı özel istisna halleri de ayrıca korunmaktadır. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 17/4-r ve 17/4-s maddeleri ile 7456 sayılı Kanun'un geçiş hükümleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Konut tesliminde uygulanacak KDV oranı hangi kriterlere göre belirlenir?

Konut teslimlerinde uygulanacak KDV oranı; net alan büyüklüğü, yapı ruhsatının alınma tarihi, taşınmazın bulunduğu arsanın birim metrekare vergi değeri ve büyükşehir belediye sınırları içinde olup olmadığı gibi kriterlere göre belirlenir. 1 Nisan 2022 sonrası alınan yapı ruhsatlarına dayalı projelerde, önceki uygulamadaki arsanın emlak vergisi birim değerine bağlı kademeli oran sistemi kaldırılmış olup oran, konutun net alanına dayalı basit bir eşik sistemine göre (net alanı 150 m²'ye kadar olan konutlarda indirimli oran, üzerindekilerde genel oran uygulanması şeklinde) belirlenmektedir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 28. maddesine dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararları ve KDV Genel Uygulama Tebliği'dir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV'de zamanaşımı süresi ne kadardır ve ne zaman başlar?

KDV dahil vergilerde tarh zamanaşımı, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği takvim yılını takip eden yılın başından itibaren işlemeye başlar ve beş yıl içinde tarh edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. Örneğin 2021 yılına ait bir KDV işlemi için vergi idaresi, 1/1/2022 tarihinden itibaren beş yıl içinde yani 31/12/2026 tarihine kadar tarhiyat yapabilir. Dayanağı 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 114. maddesidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Sahte belgeye (naylon fatura) dayanan KDV indirimi reddedilirse mükellef ne ile karşılaşır?

Gerçek bir teslim veya hizmete dayanmayan (sahte/muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı) belgelere dayanılarak yapılan KDV indirimi, vergi incelemesinde tespit edilmesi halinde reddedilir ve indirilen tutar re'sen tarhiyat yoluyla mükelleften istenir. Bu durumda mükellef, ödenmeyen KDV üzerinden vergi ziyaı cezasına üç kat oranında muhatap olabilir; ayrıca sahte belge düzenleme veya bilerek kullanma fiili, hapis cezasını gerektiren bir kaçakçılık suçu oluşturur. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 29 ve 34. maddeleri ile 213 sayılı VUK'un 344 ve 359. maddeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV indirim hakkının kullanılabileceği süre (takvim yılı sınırı) nedir?

KDV indirim hakkı, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği takvim yılını takip eden takvim yılı aşılmamak şartıyla kullanılabilir; bu süre geçtikten sonra o faturaya dayalı KDV indirim konusu yapılamaz. Örneğin 2025 yılına ait bir fatura, en geç 2026 yılı sonuna kadar kayıtlara alınıp indirim konusu yapılabilir. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 29/3 maddesi olup bu düzenleme 7104 sayılı Kanun ile 1/1/2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Fatura kaybedilir veya ibraz edilemezse KDV indirimi yine de mümkün müdür?

KDV indirimi, kural olarak alış faturası veya benzeri belgelerde ayrıca gösterilmiş olması ve bu belgelerin yasal defterlere usulüne uygun kaydedilmesi şartına bağlıdır; belgesiz KDV indirimi kabul edilmez. Fatura kaybolmuşsa, ilgili mahkemeden zayi belgesi alınması ve satıcıdan onaylı fatura sureti temin edilmesi gibi yollarla belgenin varlığı ispatlanabiliyorsa indirim hakkının kullanılması mümkün olabilir; aksi halde indirim reddedilir. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 34. maddesi ile 213 sayılı VUK'un belge düzeni hükümleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

İthalatta KDV matrahına hangi unsurlar dahil edilir?

İthalatta KDV matrahına; malın gümrük kıymeti (CIF değeri), gümrük vergisi, diğer vergi resim ve harçlar ile gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler (navlun, sigorta, ardiye vb.) dahildir. Bu unsurların toplamı üzerinden KDV hesaplanır ve gümrük idaresince ithalat sırasında tahsil edilir. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 21. maddesidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Gümrük vergisi ile KDV arasındaki ilişki nedir?

Gümrük vergisi, ithalatta KDV matrahına dahil edilen bir unsur olduğundan, KDV fiilen gümrük vergisi de dahil olmak üzere toplam ithal bedeli üzerinden hesaplanır; bu nedenle gümrük vergisi oranındaki bir artış dolaylı olarak ödenecek KDV tutarını da yükseltir. Gümrük vergisinden istisna veya muafiyet tanınan hallerde dahi KDV'nin ayrıca istisna kapsamına girip girmediği ayrıca değerlendirilmelidir, zira iki verginin istisna rejimleri her zaman örtüşmez. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 21. maddesi ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu'dur.

İlgili kanun: KDV Kanunu

KDV'de tecil-terkin uygulaması nedir, hangi işlemlerde uygulanır?

İhraç kaydıyla teslim uygulamasında, imalatçıların ihracatçılara yaptığı teslimlerde hesaplanan KDV ihracatçı tarafından ödenmeyip imalatçı adına tahakkuk ettirilir; malın ihracatının belirlenen süre (3 ay, gerektiğinde ek 3 ay) içinde gerçekleşmesi şartıyla bu tahakkuk terkin edilir yani silinir. İhracat süresinde gerçekleşmezse, tecil edilen vergi gecikme zammıyla birlikte imalatçıdan tahsil edilir. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 11/1-c maddesidir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Tarımsal ürün alımlarında KDV tevkifatı nasıl uygulanır?

Ticaret borsalarına tescil ettirilerek satın alınan hububat, bakliyat, yaş sebze ve meyve gibi bazı tarımsal ürünlerin, gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler dışındaki satıcılardan (tacir, komisyoncu vb.) alımında, KDV Genel Uygulama Tebliği'nde belirlenen oranda kısmi tevkifat uygulanabilir. Buna karşılık malın doğrudan gerçek usule tabi olmayan bir çiftçiden alınması halinde işlem zaten KDV'nin konusuna girmez, çünkü bu çiftçiler KDV mükellefi değildir. Uygulamanın dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 9. maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili bölümüdür.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Hurda ve atık teslimlerinde KDV istisnası var mıdır?

Metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt ve cam hurda ile atıklarının teslimi, 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 17/4-g maddesi uyarınca KDV'den istisnadır; e-Fatura düzenlenirken bu işlemler için tebliğde belirtilen ilgili muafiyet kodu kullanılır. Mükellef isterse bu istisnadan vazgeçerek KDV'li fatura düzenleyebilir; bu tercih, Kanun'un 18. maddesi uyarınca vergi dairesine yazılı başvuru ile yapılır ve belirli bir süre bağlayıcı olur. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 17/4-g ve 18. maddeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Finansal kiralama (leasing) işlemlerinde KDV nasıl uygulanır?

Finansal kiralama işlemlerinde KDV, malın mülkiyetinin kiracıya geçtiği anda değil, kira sözleşmesi süresince her bir kira bedeli tahakkuk ettiğinde, o dönemin kira bedeli üzerinden hesaplanıp faturalandırılır. Kiralamaya konu malın tabi olduğu KDV oranı kira bedelleri için de geçerlidir; örneğin genel orana tabi bir makinenin finansal kiralamasında kira bedelleri de genel oranda KDV'ye tabidir. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 1 ve 10. maddeleri ile 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'dur.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Konsinye satışlarda KDV'yi doğuran olay ne zaman gerçekleşir?

Konsinye (emanet) usulüyle gönderilen mallarda, malın fiilen konsinyi alana teslim edildiği an değil, bu malın konsinyi alan tarafından üçüncü kişilere fiilen satıldığı an KDV açısından teslim, dolayısıyla vergiyi doğuran olay olarak kabul edilir. Bu nedenle mal gönderilirken düzenlenen sevk irsaliyesi fatura yerine geçmez; asıl satış gerçekleştiğinde fatura düzenlenip KDV hesaplanır. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 2 ve 10. maddeleridir.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Numune ve promosyon amaçlı ürün teslimlerinde KDV uygulaması nasıldır?

Ticari teamüllere uygun nitelik ve miktardaki numuneler ile bir mal veya hizmet alımına bağlı olarak fiyatı ayrıca hesaplanmaksızın verilen promosyon ürünleri, KDV Genel Uygulama Tebliği uyarınca ayrıca KDV hesaplanmasını gerektirmez; bu teslimler asıl satışın bir parçası sayılır. Bunun için numunenin 'Ticari Amaçla Kullanılamaz, Numunedir, Bedelsizdir' gibi ibarelerle işaretlenmiş olması ve gerçekten pazarlama amacıyla verilmesi gerekir; aksi halde bedelsiz teslim, genel hükümlere göre emsal bedel üzerinden KDV'ye tabi tutulur. Dayanağı 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 20 ve 27. maddeleri ile KDV Genel Uygulama Tebliği'nin ilgili bölümüdür.

İlgili kanun: KDV Kanunu

Kurumlar Vergisi (kanun sayfası →)

Kurumlar vergisi mükellefi kimlerdir?

Kurumlar vergisi, başta sermaye şirketleri (anonim, limited, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler) olmak üzere kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ile iş ortaklıklarının kazançları üzerinden alınır. Mükellefiyet, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) ile düzenlenir. Gerçek kişi tacirler ise kurumlar vergisi değil gelir vergisi mükellefidir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Tam mükellefiyet ile dar mükellefiyet arasındaki fark nedir?

Kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunan kurumlar tam mükellef sayılır ve hem Türkiye içi hem Türkiye dışı kazançları üzerinden vergilendirilir. Her iki merkezi de Türkiye dışında olan kurumlar ise dar mükellef kabul edilir ve yalnızca Türkiye'de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilir. Bu ayrım, uygulamada vergilendirilecek kazanç kapsamını doğrudan belirler.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Dar mükellef kurumların hangi kazançları Türkiye'de vergilendirilir?

Dar mükellef kurumlar, yalnızca Türkiye'de bulunan işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançlar, Türkiye'deki taşınmazlardan elde edilen gelirler ile Türkiye'de elde edilen menkul sermaye iratları ve diğer kazançlar üzerinden vergilendirilir. Yurt dışında elde edilen kazançlar bu kapsamın dışında kalır. Vergileme genellikle stopaj veya özel beyanname yoluyla yapılır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kurum kazancı nasıl tespit edilir?

Kurum kazancı, esas olarak Gelir Vergisi Kanunu'ndaki ticari kazanç hükümlerine göre, hesap dönemi içinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden tespit edilir. Ticari bilanço kârına, kanunen kabul edilmeyen giderler eklenir, varsa istisna ve indirimler düşülerek vergiye tabi matraha ulaşılır. Bu hesaplama defter kayıtları ve mali tablolarla desteklenmelidir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Ticari bilanço kârı ile vergiye tabi mali kâr neden farklı olabilir?

Vergi mevzuatında bazı giderler kanunen kabul edilmeyen gider sayıldığından bilanço kârına eklenir; bazı gelirler ise istisna kapsamında olduğundan matrahtan düşülür. Bu nedenle ticaret hukuku açısından hesaplanan bilanço kârı ile vergi matrahı genellikle birbirinden farklı çıkar. Fark, kurumlar vergisi beyannamesinde ayrı satırlarla gösterilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kâr dağıtımı stopajı nedir, ne zaman doğar?

Sermaye şirketlerinin kurum kazançlarını ortaklarına kâr payı olarak dağıtması halinde, dağıtılan tutar üzerinden ayrıca stopaj (vergi kesintisi) yapılması gerekir. Bu stopaj, kazancın kurum bünyesinde kurumlar vergisine tabi tutulmasından bağımsız, ayrı bir vergileme aşamasıdır. Güncel stopaj oranı için Stopaj/Tevkifat sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Sermaye şirketi ortağına dağıtılan kâr payı nasıl vergilendirilir?

Kurum düzeyinde kurumlar vergisi ödendikten sonra, ortaklara dağıtılan kâr payı üzerinden ayrıca stopaj kesintisi yapılır; gerçek kişi ortaklar için bu kesinti genellikle nihai vergilendirme niteliğindedir. Dağıtılan kâr payının belirli bir kısmı, ortağın kendi gelir vergisi beyannamesinde de dikkate alınabilir. Bu nedenle kâr dağıtımı kararı öncesinde vergisel etkinin ayrıca değerlendirilmesi önerilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Örtülü sermaye nedir, hangi durumda söz konusu olur?

Bir kurumun, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların öz sermayesine oranla aşırı büyük olması halinde, bu borçlanmanın örtülü sermaye sayılması söz konusu olabilir. Örtülü sermaye, esasen borç görünümü altında yapılan bir sermaye aktarımı olarak değerlendirilir. Değerlendirme, hesap dönemi başındaki öz sermaye ile ilişkili kişilerden yapılan borçlanma tutarı karşılaştırılarak yapılır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Örtülü sermaye sayılan borçlanmanın vergisel sonucu nedir?

Örtülü sermaye kapsamına giren borçlanma için ödenen faiz, kur farkı ve benzeri giderler, kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmez. Ayrıca örtülü sermaye üzerinden ortaklara aktarılan tutar, örtülü kâr dağıtımı sayılarak dağıtım tarihi itibarıyla vergilendirilebilir. Bu nedenle grup içi finansmanın öz sermaye dengesi gözetilerek yapılması önemlidir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Örtülü kazanç dağıtımı (transfer fiyatlandırması) nedir?

Bir kurumun ilişkili kişilerle yaptığı mal veya hizmet alım/satım işlemlerinde emsallere uygun fiyat/bedel uygulanmaması sonucu kazancın kısmen veya tamamen örtülü şekilde dağıtılmasına örtülü kazanç dağıtımı (transfer fiyatlandırması yoluyla) denir. Bu durumda, emsale aykırı fark üzerinden hesaplanan tutar dağıtılmış kâr payı sayılır. Uygulama, KVK'nın transfer fiyatlandırması hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Emsallere uygunluk ilkesi ne anlama gelir?

Emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerin, aralarında böyle bir ilişki bulunmayan bağımsız taraflar arasında oluşacak fiyat ve şartlara göre gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eder. İlke, hem yurt içi hem yurt dışı ilişkili işlemler için geçerlidir. Emsale uygunluğun belgelendirilmesi, olası vergi incelemelerinde önem taşır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

İhracat kazançlarında kurumlar vergisi indirimi nasıl işler?

Mevzuat, münhasıran ihracat faaliyetinden elde edilen kazançlara, belirli şartların sağlanması halinde indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanmasına imkân tanır. İndirimden yararlanabilmek için ihracat kazancının ayrıca tespit edilmesi ve beyannamede ilgili bölümde gösterilmesi gerekir. Güncel oran ve uygulama detayları için Kurumlar Vergisi Oranı ve Beyanname Süreci sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Üretim faaliyetinden elde edilen kazançlarda indirimli vergi uygulanır mı?

Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlara da belirli şartlarla indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanabilir. Bu indirim, ihracat indiriminden ayrı ancak benzer bir mantıkla düzenlenmiştir. Detaylı şartlar ve oran bilgisi için Kurumlar Vergisi Oranı ve Beyanname Süreci sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Asgari kurumlar vergisi nedir?

Asgari kurumlar vergisi, kurumların çeşitli istisna ve indirimler nedeniyle beyan ettikleri matrahın aşırı derecede düşük kalmasını sınırlamayı amaçlayan bir uygulamadır. Bu mekanizma kapsamında, hesaplanan kurumlar vergisinin belirli bir tabanın altına inmemesi öngörülür. Kapsam ve uygulama detayları için Kurumlar Vergisi Oranı ve Beyanname Süreci sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Geçici vergi nedir ve hangi dönemlerde beyan edilir?

Geçici vergi, kurumların yıl içinde elde ettikleri kazanç üzerinden hesap dönemi tamamlanmadan önce peşin olarak ödedikleri bir vergi türüdür. Kurumlar, hesap dönemini üçer aylık dönemler halinde geçici vergi matrahı hesaplayıp beyan eder. Yıl sonunda hesaplanan yıllık kurumlar vergisinden, dönem içinde ödenen geçici vergiler mahsup edilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kurumlar vergisi beyannamesi ne zaman verilir?

Kurumlar vergisi beyannamesi, kural olarak hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayda (çoğu şirket için Nisan ayında) verilir. Özel hesap dönemine tabi kurumlarda bu süre, kendi hesap dönemlerine göre kayar. Kesin beyan tarihleri için Vergi ve SGK Takvimi sayfamızı takip edebilirsiniz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Tahakkuk eden kurumlar vergisi ne zaman ödenir?

Beyanname üzerine tahakkuk eden kurumlar vergisi, genellikle beyannamenin verildiği ayın sonuna kadar tek taksitte ödenir. Ödeme süresi ve olası değişiklikler için güncel bilgiye Vergi ve SGK Takvimi sayfamızdan ulaşılabilir. Süresinde ödenmeyen vergi için gecikme zammı işletilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Zarar mahsubu nasıl yapılır, geçmiş yıl zararları kaç yıl taşınabilir?

Kurumlar, geçmiş hesap dönemlerinde oluşan zararlarını, mevzuata göre izleyen yıllarda elde ettikleri kazançlardan mahsup edebilir; bu hak esas olarak beş yıl ile sınırlıdır. Süresi içinde mahsup edilmeyen zarar tutarları bir sonraki döneme taşınamaz. Zararın beyannamede yıllar itibarıyla ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yurt dışı faaliyet zararlarının mahsubunda ek şart var mıdır?

Yurt dışında yürütülen faaliyetlerden doğan zararların Türkiye'deki kazançla mahsup edilebilmesi için, ilgili ülkede de vergi incelemesine yetkili makamlarca denetlenmiş ve onaylanmış mali tablolarla tevsik edilmesi gibi ek şartlar aranır. Bu şartlar sağlanmadan yurt dışı zararın mahsubu genellikle kabul edilmez. Uygulama, KVK ve ilgili tebliğler çerçevesinde değerlendirilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Tasfiye halindeki şirket kurumlar vergisi mükellefiyetini sürdürür mü?

Evet, tasfiyeye giren bir kurumun kurumlar vergisi mükellefiyeti tasfiye süresince devam eder; ancak vergilendirme dönemi, faaliyet dönemi yerine tasfiye dönemine göre belirlenir. Tasfiye sonunda tasfiye kârı üzerinden kurumlar vergisi hesaplanır. Tasfiye memuru, bu süreçte beyanname verme ve vergi ödeme yükümlülüklerinden sorumludur.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Tasfiye dönemi kurumlar vergisi açısından nasıl belirlenir?

Tasfiye dönemi, kurumun tasfiyeye giriş tarihinden başlayıp tasfiyenin sona erdiği tarihe kadar geçen süreyi kapsar ve normal hesap dönemi yerine bu süre esas alınır. Tasfiye bir yıldan uzun sürerse, her takvim yılı ayrı bir tasfiye dönemi sayılır. Tasfiyenin sona erdiği döneme ait beyanname, tasfiyenin nihai sonucunu gösterir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Şirket birleşmesi kurumlar vergisi doğurur mu?

Birleşme işlemi, mevzuatta öngörülen şartlar (devir niteliğindeki birleşme) çerçevesinde gerçekleştirilirse, birleşme kârı üzerinden kurumlar vergisi hesaplanmaz; vergileme, devralan kurumun faaliyetine devam etmesiyle ileriki döneme ertelenmiş olur. Şartların sağlanamadığı birleşmelerde ise birleşme kârı üzerinden vergileme söz konusu olabilir. Bu nedenle birleşme öncesinde işlemin hangi türde yapılacağının değerlendirilmesi önemlidir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Devir işlemi kurumlar vergisi açısından avantaj sağlar mı?

Kanunda tanımlanan şartlara uygun şekilde gerçekleştirilen devir işlemlerinde, devrolan kurumun kazancı üzerinden devir tarihi itibarıyla kurumlar vergisi hesaplanmaz ve devralan kurum, devrolan kurumun hak ve yükümlülüklerini devam ettirir. Bu düzenleme, işletmelerin yeniden yapılanmasını vergisel açıdan kolaylaştırmayı amaçlar. Şartlara uyulmaması halinde işlem normal bir satış/devir gibi vergilendirilebilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Bölünme işleminde vergisel avantaj var mıdır?

Kısmi veya tam bölünme işlemleri, kanunda aranan şartlar dahilinde gerçekleştirildiğinde, bölünen kıymetler üzerinden bölünme tarihi itibarıyla kurumlar vergisi doğmaz. Bu sayede işletmeler, faaliyet alanlarını ayrıştırırken anlık bir vergi yükü ile karşılaşmadan yeniden yapılanabilir. Bölünmenin şartlara uygun yapılmaması, işlemin normal bir devir/satış gibi değerlendirilmesine yol açabilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

İştirak kazançları istisnası nedir?

Tam mükellef bir kurumun, yine tam mükellef başka bir kurumun sermayesine katılımından elde ettiği kâr payları (iştirak kazançları), mükerrer vergilendirmeyi önlemek amacıyla kurumlar vergisinden istisna tutulur. Bu istisna, iştirak edilen kurumun kazancı üzerinde zaten kurumlar vergisi ödenmiş olmasına dayanır. İstisnanın uygulanabilmesi için belirli şartların sağlanması gerekir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Taşınmaz/iştirak hissesi satış kazancı istisnasından kimler yararlanır?

Kurumların aktiflerinde belirli bir süredir kayıtlı taşınmaz veya iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın bir kısmı, kanunda aranan şartların (elde tutma süresi, satış bedelinin belirlenen şekilde kullanılması gibi) sağlanması halinde kurumlar vergisinden istisna tutulabilir. İstisnanın kapsamı ve şartları zaman içinde değişebildiğinden güncel uygulamanın kontrol edilmesi önemlidir. Detaylı bilgi için Taşınmaz/İştirak Hissesi Satış Kazancı İstisnası sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Nakit sermaye artırımında faiz indirimi nedir?

Sermaye şirketlerinin nakit olarak yaptıkları sermaye artırımları için, artırılan sermayenin belirli bir kısmına karşılık gelen faiz benzeri bir tutarın kurum kazancından indirilmesine imkân tanıyan bir teşviktir. İndirim, şirketleri borçlanma yerine öz kaynakla finansmana yönlendirmeyi amaçlar. Hesaplama yöntemi ve şartları için Nakit Sermaye Artırımında Faiz İndirimi sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Serbest bölgede faaliyet gösteren şirketler kurumlar vergisinden muaf mıdır?

Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin, belirli şartlar dahilinde imalat faaliyetinden elde ettikleri kazançlar kurumlar vergisinden istisna tutulabilir; ancak istisna tüm faaliyetleri değil, kanunda belirtilen kapsamı ve süreyi kapsar. İstisna dışında kalan kazançlar normal şekilde vergilendirilir. Güncel kapsam için Serbest Bölge Kazanç İstisnası sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Vergiye uyumlu mükellef indirimi nedir?

Vergi beyannamelerini zamanında veren, vergi borcu bulunmayan ve belirli uyum şartlarını sağlayan mükelleflere, hesaplanan gelir veya kurumlar vergisinden mevzuata göre belirli bir oranda indirim uygulanabilen bir teşviktir. İndirimden yararlanabilmek için kanunda sayılan tüm şartların birlikte sağlanması gerekir. Güncel şartlar ve oran için Vergiye Uyumlu Mükellef İndirimi sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kooperatifler ve dernek/vakıf iktisadi işletmeleri kurumlar vergisi mükellefi midir?

Evet, kooperatifler kural olarak kurumlar vergisi mükellefidir; ancak bazı kooperatif türleri, ortaklarıyla yaptıkları işlemler bakımından belirli şartlarla istisnadan yararlanabilir. Dernek ve vakıflar kendileri kurumlar vergisi mükellefi olmasa da, bunlara bağlı iktisadi işletmelerin elde ettiği kazanç kurumlar vergisine tabidir. Bu ayrım, iktisadi işletme sayılma kriterlerine göre değerlendirilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yurt dışı iştirak kazançları istisnasından yararlanmak için hangi şartlar birlikte gerçekleşmelidir?

KVK'nın 5/1-b maddesine göre istisnadan yararlanmak için Türk şirketinin yurt dışı iştirakteki payının en az yüzde 10 olması, bu oranın kazancın elde edildiği tarihten geriye en az bir yıl kesintisiz korunmuş olması, iştirakin bulunduğu ülkede en az yüzde 15 (finansman/sigorta/menkul kıymet yatırımı faaliyetinde Türkiye'deki kurumlar vergisi oranında) vergi yükü taşıması ve kazancın beyanname verme süresine kadar Türkiye'ye transfer edilmesi gerekir. Örneğin yüzde 12 vergi yükü taşıyan bir ülkedeki iştirakten sağlanan kâr payı, diğer şartlar sağlansa dahi vergi yükü şartı karşılanmadığı için istisnadan yararlanamaz. Şartlardan biri eksikse kazanç, iştirak kazancı istisnasına değil genel kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Ar-Ge ve tasarım indirimi kurumlar vergisi matrahını somut olarak nasıl azaltır?

5746 sayılı Kanun uyarınca, Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde yapılan uygun nitelikli harcamaların tamamı zaten gider veya maliyet olarak kayıtlara alınır, buna ek olarak aynı tutarın yüzde 100'ü ayrıca 'Ar-Ge indirimi' satırından kurum kazancından bir kez daha düşülür. Örneğin 1.000.000 TL Ar-Ge harcaması yapan bir şirket, bu tutarı hem gider olarak hem de ilave yüzde 100 indirim olarak matrahından düşerek toplamda 2.000.000 TL'lik bir vergisel etkiden yararlanır. İlgili dönemde kazanç yetersizliği nedeniyle kullanılamayan indirim, yeniden değerleme oranıyla artırılarak izleyen yıllara devredilebilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Teknoloji geliştirme bölgesinde (teknokent) faaliyet gösteren bir şirketin kazancı kurumlar vergisinden nasıl istisna edilir?

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu'nun geçici 2. maddesine göre, bölgede münhasıran yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlar 31.12.2028 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisnadır. İstisna tutarı, kazancın elde edilmesinde nitelikli harcamaların toplam harcamalara oranı esas alınarak hesaplanır, dolayısıyla bölge dışında yapılan veya nitelikli sayılmayan harcamalar istisna oranını düşürür. Bölge dışına satılan lisans ve yazılımlardan doğan kazançlar da bölgede üretilmiş olmaları kaydıyla bu istisna kapsamına girer ve ilgili tebliğ kapsamında fon ayırma yükümlülüğüne tabi tutulur.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Holding şirket yapısı kurmak kurumlar vergisi açısından somut bir avantaj sağlar mı?

Holding şirket kurmanın kendi başına ayrı bir vergi teşviki yoktur; holdingin elde ettiği yurt içi iştirak kâr payları KVK'nın 5/1-a maddesi uyarınca zaten tüm sermaye şirketleri için geçerli olan iştirak kazançları istisnasından yararlanır. Asıl avantaj, grup içi kaynakların tek bir çatı altında toplanmasıyla nakit sermaye artırımı faiz indiriminden (KVK md.10/1-ı) daha etkin yararlanılması, grup şirketleri arasındaki finansman ve hizmet ilişkilerinin merkezileştirilmesi ve zarar eden iştiraklerin elden çıkarılmasında iştirak hissesi satış istisnasının kullanılabilmesidir. Bununla birlikte grup içi işlemlerin emsallere uygunluk ilkesine (KVK md.13) aykırı fiyatlandırılması örtülü kazanç riski doğurur ve bu risk holding yapılarında özellikle önem taşır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Şirket adına alınan binek otomobilin amortisman ve giderleri kurumlar vergisi matrahından ne kadar indirilebilir?

7194 sayılı Kanunla getirilen kısıtlamaya göre, binek otomobillerin akaryakıt, bakım, sigorta gibi giderlerinin yalnızca yüzde 70'i gider yazılabilir; kalan yüzde 30 kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) sayılır. 2026 yılı için satın alınan binek otomobillerde ÖTV ve KDV hariç 1.380.000 TL'ye kadar olan kısım amortismana konu edilebilir, vergilerin maliyete eklendiği veya ikinci el alımlarda ise toplam 2.600.000 TL'lik maliyet bedeli üzerinden amortisman ayrılabilir ve ÖTV ile KDV toplamının 1.200.000 TL'yi aşmayan kısmı doğrudan gider yazılabilir. Kiralık binek araçlarda ise 2026 yılında aylık kira bedelinin KDV hariç 46.000 TL'yi aşan kısmı gider olarak dikkate alınamaz; günlük veya dakikalık kiralamalarda bu tutar orantılı olarak hesaplanır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Finansman gider kısıtlaması (KVK md.11/1-i) hangi şirketleri ve hangi giderleri kapsar?

KVK'nın 11/1-i maddesine göre, yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan şirketlerde, aşan kısma isabet eden faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri finansman giderlerinin Cumhurbaşkanınca belirlenen yüzde 10'luk kısmı gider olarak indirilemez. Bu kısıtlama, kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışındaki tüm kurumlar vergisi mükelleflerini kapsar. Uygulama, 04.02.2021 tarihli 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 01.01.2021'den itibaren yürürlüktedir ve 2026 yılında da aynı oranla devam etmektedir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kontrol edilen yabancı kurum kazancı (CFC) müessesesi ne zaman devreye girer?

KVK'nın 7. maddesine göre, tam mükellef bir gerçek kişi veya kurumun doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin, kâr payının veya oy hakkının en az yüzde 50'sine sahip olduğu yurt dışı iştirakin kazancı; bu kazancın en az yüzde 25'inin faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşması ve iştirakin ticari bilanço kârı üzerinden yüzde 10'dan az oranda vergi yükü taşıması halinde, fiilen dağıtılmasa dahi Türkiye'de kurumlar vergisine tabi tutulur. Örneğin vergi cenneti sayılan bir ülkede kurulu, sadece faiz geliri elde eden ve hiçbir personeli olmayan bir şirket bu şartları taşır. Gayrisafi hasılatı 100.000 TL karşılığı yabancı parayı aşmayan küçük iştirakler, bu vergi güvenlik müessesesinin kapsamı dışında tutulur.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yurt dışı şube kazançları hangi şartlarla Türkiye'de kurumlar vergisinden istisna tutulur?

KVK'nın 5/1-g maddesine göre, tam mükellef kurumların yurt dışında bulunan iş yeri veya daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri kazançlar; bu kazancın doğduğu ülkede en az yüzde 15 (finansman/sigorta/menkul kıymet yatırımı faaliyetinde Türkiye'deki kurumlar vergisi oranında) vergi yükü taşıması, kazancın Türkiye'deki genel sonuç hesaplarına dahil edilmesi ve beyanname verme süresine kadar Türkiye'ye transfer edilmiş olması şartıyla kurumlar vergisinden istisnadır. Şartlardan biri sağlanmazsa şube kazancı, yurt dışında ödenen verginin mahsubu imkânı saklı kalmak kaydıyla Türkiye'de genel hükümlere göre vergilendirilir. Bu istisna, yurt dışı iştirak kazançları istisnasından farklı olarak ayrı bir tüzel kişilik değil, aynı şirketin yurt dışı şubesini konu alır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Asgari kurumlar vergisi hesabı geçici vergi dönemlerinde pratikte nasıl işler?

KVK'nın 32/C maddesiyle 01.01.2025'ten itibaren getirilen yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulaması, ilk kez 2025 yılının birinci geçici vergi döneminden itibaren geçici vergi beyannamelerinde de hesaplanmaya başlanmıştır. Her geçici vergi döneminde, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının yüzde 10'u ile normal usulde hesaplanan (istisna ve indirimler düşülmüş) vergi kıyaslanır ve hangisi yüksekse o tutar üzerinden geçici vergi ödenir. Yıllık beyannamede de aynı kıyaslama tekrarlanır ve dönem içinde ödenen geçici vergiler hesaplanan yıllık asgari kurumlar vergisinden mahsup edilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Örtülü sermayeye isabet eden faiz giderinin yurt dışındaki ilişkili kişiye ödenmesi halinde stopaj yükümlülüğü nasıl doğar?

KVK'nın 12. maddesine göre örtülü sermaye sayılan borçlanmaya ilişkin faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin tamamı kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) sayılır ve hesap döneminin son gününe kadar dağıtılmış kâr payı, dar mükellef borç veren için ise ana merkeze aktarılan tutar olarak kabul edilir. Bu kurgu nedeniyle, yurt dışındaki ilişkili şirkete ödenen ve örtülü sermaye kapsamına giren faiz tutarı üzerinden, kâr payı dağıtımına ilişkin stopaj oranı (22.12.2024 tarihli 9286 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı sonrası yüzde 15) uygulanır ve bu stopaj örtülü sermayenin tespit edildiği hesap döneminin son günü itibarıyla doğar. Dolayısıyla aynı örtülü sermaye faizi hem gider olarak reddedilir hem de ayrıca stopaja tabi tutulur; bu iki sonuç birbirini ortadan kaldırmaz, birlikte uygulanır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yeni kurulan bir şirket kurumlar vergisinde ilk yıllarında otomatik bir muafiyetten yararlanır mı?

Genel kurallara göre yeni kurulan bir sermaye şirketi, kuruluşundan itibaren 2026 için geçerli olan yüzde 25 (finans sektörü kurumlarında yüzde 30) oranındaki kurumlar vergisine ilk kazandığı dönemden itibaren tabidir; kuruluş nedeniyle otomatik bir vergi muafiyeti veya vergi tatili yoktur. Bununla birlikte, KVK'nın 32/C maddesi uyarınca yeni kurulan kurumlar, işe başladıkları hesap dönemi dahil ilk üç hesap dönemi boyunca yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasının dışında tutulur. Sektöre özgü avantajlar ise ancak teknogirişim sermayesi desteği, Ar-Ge/tasarım merkezi statüsü veya yatırım teşvik belgesi gibi ayrı bir mevzuat kapsamına girilmesiyle mümkün olur.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Menkul kıymet yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları kurumlar vergisine tabi midir?

KVK'nın 5/1-d maddesine göre, menkul kıymet yatırım fonları ile yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden istisnadır ve bu istisna geçici vergi dönemlerinde de aynı şekilde uygulanır. İstisna, fonun veya ortaklığın kendisi düzeyinde uygulanır; yatırımcıların bu fon ve ortaklıklardan elde ettiği kâr payı veya kâr payı sayılan gelirler ise ayrı bir vergilendirme rejimine (stopaj vb.) tabi olabilir. Bu düzenlemenin amacı, kolektif yatırım araçlarının kazancının fon/ortaklık ve yatırımcı düzeyinde iki kez vergilendirilmesini önlemektir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının (GYO) kazancı kurumlar vergisi açısından nasıl bir muameleye tabidir?

KVK'nın 5/1-d maddesi kapsamında gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisinden istisnadır ve bu kurumlar, portföylerini Sermaye Piyasası Kurulu'nun düzenlemelerine uygun şekilde yönetmek zorundadır. 7524 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, 2024 ve sonraki dönemlerde elde edilen taşınmaz kazançlarının istisnadan tam olarak yararlanabilmesi için bu kazancın belirli bir oranının kâr payı olarak dağıtılması şartı getirilmiştir. Dağıtım şartına uyulmaması halinde istisna kısmen veya tamamen kaybedilebilir, bu nedenle GYO'ların kâr dağıtım politikaları vergisel sonuçlarla doğrudan bağlantılıdır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Sat-kirala-geri al (sale and leaseback) işleminde doğan kazanç kurumlar vergisinden istisna mıdır?

KVK'nın 5/1-j ve 5/1-k bentlerine göre, bir varlığın finansal kiralama şirketine veya kira sertifikası ihracı amacıyla kurulan varlık kiralama şirketine satışından doğan kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisnadır. İstisnadan yararlanabilmek için, satılan varlığın kira süresi sonunda aynı şirket tarafından geri devralınması ve satışın münhasıran bu sat-kirala-geri al işlemi kapsamında yapılması gerekir. Bu istisna, sıradan bir taşınmaz veya iştirak hissesi satışında uygulanan kısmi istisnadan farklı olarak, işlemin finansman amacı taşıması nedeniyle kazancın tamamını kapsar.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yurt dışında yapılan inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlar Türkiye'de vergilendirilir mi?

KVK'nın 5/1-h maddesine göre, yurt dışında yapılan inşaat, onarma, montaj işleri ve teknik hizmetlerden sağlanan kazançlar, herhangi bir vergi yükü şartı veya transfer zorunluluğu aranmaksızın, kazancın Türkiye'deki genel sonuç hesaplarına intikal ettirilmesi kaydıyla kurumlar vergisinden istisnadır. Bu istisna, yurt dışı şube kazançları istisnasından (5/1-g) farklı olarak asgari vergi yükü şartı taşımaz; yani şantiyenin bulunduğu ülkede hiç vergi ödenmemiş olsa dahi istisna uygulanır. Söz konusu düzenlemenin amacı, Türk müteahhitlik sektörünün uluslararası rekabet gücünü desteklemektir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Tam mükellef bir şirket yurt dışı iştirakinden elde ettiği kâr payını Türkiye'de nasıl vergilendirir?

Yurt dışı iştirakten fiilen dağıtılan kâr payı, KVK'nın 5/1-b maddesindeki en az yüzde 10 iştirak, bir yıl elde tutma, en az yüzde 15 vergi yükü ve beyan süresine kadar transfer şartlarının tamamı sağlanırsa istisna olarak dikkate alınır ve Türkiye'de ayrıca vergilendirilmez. Şartlar sağlanmazsa kâr payı, kurum kazancına dahil edilerek yüzde 25 (finans kurumlarında yüzde 30) oranında kurumlar vergisine tabi tutulur, ancak yurt dışında ödenen kurumlar vergisi ve varsa kâr payı stopajı KVK'nın 33. maddesi kapsamında Türkiye'de hesaplanan vergiden mahsup edilebilir. Ayrıca, iştirakin KVK'nın 7. maddesindeki CFC şartlarını taşıması halinde, kâr payı fiilen dağıtılmasa bile kazanç zaten Türkiye'de vergilendirilmiş olabileceğinden mükerrer vergilemeyi önlemek amacıyla önceden vergilendirilen tutarlar tekrar vergiye tabi tutulmaz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Holding-yavru şirket ilişkisinde örtülü kazanç dağıtımı riski hangi işlemlerde ortaya çıkar?

Grup içi yönetim ücreti, marka/lisans bedeli, faizsiz veya piyasa altında faizli borç verme, ortak personel ve genel gider paylaşımı gibi işlemlerin emsallere uygun (arm's length) fiyatla belgelenmemesi, KVK'nın 13. maddesi uyarınca transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı riski doğurur. Örneğin holding, yavru şirkete piyasa faizinin çok altında bir faizle kaynak aktarıyorsa, aradaki fark örtülü kazanç sayılarak hem holding nezdinde matrah artırımına hem de yavru şirket için KKEG'e yol açabilir. Bu riski azaltmak için grup içi işlemlerin yazılı sözleşmelere bağlanması, emsal bedel çalışmasıyla desteklenmesi ve yıllık transfer fiyatlandırması raporunun hazırlanması önerilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kurumlar vergisi matrahı hesaplanırken zarar mahsubu, istisnalar ve indirimler hangi sırayla uygulanır?

Kurumlar vergisi beyannamesinde önce ticari bilanço kârına KKEG ilave edilir ve KVK'nın 5. maddesindeki istisnalar (iştirak kazancı, taşınmaz satış kazancı vb.) düşülür; ardından varsa geçmiş yıl zararları (KVK md.9) mahsup edilir ve en son KVK'nın 10. maddesindeki diğer indirimler (Ar-Ge indirimi, bağış ve yardımlar, sponsorluk harcamaları vb.) uygulanarak matraha ulaşılır. Bu sıralama önemlidir çünkü kazanç yetersizliği nedeniyle kullanılamayan bağış gibi bazı indirimler o yıl için kaybolurken, Ar-Ge indirimi izleyen yıllara devredilebilir. 1 seri no'lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nde bu sıralama ve beyanname üzerindeki satır düzeni ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kurumlar vergisi beyannamesinde hangi istisna ve indirimler için YMM tasdik raporu aranır?

3568 sayılı Kanun ve ilgili Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliğleri uyarınca, kurumlar vergisi beyannamesinin tamamının YMM'ye tasdik ettirilmesi (tam tasdik) genel olarak ihtiyaridir, ancak belirli tutarı aşan KDV iadeleri, yatırım indirimi, Ar-Ge ve tasarım indirimi ile teknokent kazanç istisnasının fon yatırım yükümlülüğü gibi uygulamalarda YMM raporu istenebilir. Örneğin nakden KDV iadesi belirli bir tutarı aşıyorsa, mükellef teminat vermek yerine YMM raporuyla iade alabilir. Tam tasdik sözleşmesi yapan mükellefler ise vergi incelemesine seçilme riskini azaltabilir, ancak bu durum vergi incelemesinden tam muafiyet anlamına gelmez.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Kur korumalı mevduat (KKM) kaynaklı kur farkı istisnası 2026 yılında hâlâ uygulanabilir mi?

Kur korumalı mevduat hesaplarına ilişkin kur farkı istisnası, KVK'ya eklenen geçici 14. madde ile 31.12.2021 tarihli bilançolarda yer alan yabancı paraların Türk lirası mevduata dönüştürülmesi kapsamında tanınmış, dönüşüm ve yenileme işlemlerine ilişkin uygulama süresi kanun değişiklikleriyle en son 2023 yılı sonuna kadar uzatılmıştır. 2026 itibarıyla yeni açılan veya bu tarihten sonra yenilenen kur korumalı mevduat hesaplarında geçici 14. madde kapsamındaki istisna uygulanmamaktadır; bu alandaki mevzuat sık değiştiğinden güncel durumun GİB duyurularından teyit edilmesi önerilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Devir veya birleşme yoluyla devralınan şirketin geçmiş yıl zararları hangi şartlarla mahsup edilebilir?

KVK'nın 9. ve 20. maddelerine göre, devir veya tam bölünme yoluyla devralınan şirketin geçmiş yıl zararları, devralan şirket tarafından mahsup edilebilir; ancak zararın oluştuğu her yıl için ayrı ayrı olmak üzere en fazla beş yıl geriye gidilerek mahsup yapılabilir. Mahsup edilebilecek zarar tutarı, devralınan şirketin öz sermayesi ile sınırlıdır ve devralan şirketin, devir tarihi itibarıyla faaliyetine devralınan işletme bünyesinde en az beş yıl süreyle devam etmesi şarttır. Bu süre içinde faaliyetin durdurulması veya küçültülmesi halinde, mahsup edilen zararlar nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanır.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yatırım teşvik belgesine bağlı yatırımlarda indirimli kurumlar vergisi nasıl uygulanır?

KVK'nın 32/A maddesine göre, yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlardan elde edilen kazançlara, belgede yer alan yatırıma katkı oranı ve vergi indirim oranına göre normalden düşük bir kurumlar vergisi oranı uygulanır ve bu indirim, devlet katkı tutarına ulaşılıncaya kadar devam eder. Yatırım döneminde, mükellefin talebi halinde ve belirli şartlarla, indirimli oranın bir kısmı yatırımdan elde edilen kazanç dışındaki diğer faaliyetlerden doğan kazançlara da uygulanabilir. Yatırımın tamamlanmaması veya teşvik belgesinin iptal edilmesi halinde, daha önce indirimli oran uygulanarak eksik tahakkuk ettirilen vergiler için gecikme faiziyle birlikte vergi ziyaı cezası aranabilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Serbest bölgede imalat dışında ticaret veya hizmet faaliyeti yürüten bir şirket kurumlar vergisi istisnasından yararlanır mı?

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu'nun geçici 3. maddesi kapsamındaki kurumlar vergisi istisnası, Avrupa Birliği'ne tam üyelik tarihine kadar geçerli olmak üzere esas olarak serbest bölgede fiilen imalat faaliyeti yürüten mükelleflerin üretim kazançlarına tanınmıştır. 2004 yılında yapılan değişiklikle, salt ticaret (alım-satım) veya lojistik/depolama gibi imalat dışı hizmet faaliyetlerinden elde edilen kazançlar bu istisna kapsamından çıkarılmış olup, bu tür kazançlar genel hükümlere göre yüzde 25 oranında kurumlar vergisine tabidir. Dolayısıyla serbest bölgede sadece ticaret ofisi bulunduran bir şirket, üretim yapan bir şirketle aynı vergisel avantajdan yararlanamaz.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Örtülü kazanç dağıtımı tespit edildiğinde karşı tarafta (iştirak veya ortak) düzeltme nasıl yapılır?

KVK'nın 13. maddesinin altıncı fıkrasına göre, tamamen ya da kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, şartların gerçekleşmesi halinde, kâr payı dağıtımı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır ve bu tutar üzerinden kâr dağıtımına ilişkin vergi kesintisi (stopaj) doğar. Karşı tarafın (kazancı elde eden ilişkili şirket veya ortak) daha önce fazla veya eksik beyan ettiği matrahın düzeltilmesi için ise, örtülü kazancı dağıtan kurum adına yapılan tarhiyatın kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartıyla, düzeltme talebiyle vergi dairesine başvurulabilir. Bu karşı düzeltme mekanizaması, aynı kazanç unsurunun grup içinde iki farklı mükellef nezdinde mükerrer vergilendirilmesini önlemeyi amaçlar.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

Yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından hangi istisna ve indirimler düşülebilir?

KVK'nın 32/C maddesine göre, asgari kurumlar vergisi matrahı hesaplanırken kurum kazancından yalnızca belirli kalemler düşülebilir: KVK'nın 5/1-a (iştirak kazançları), 5/1-ç (emisyon primi), 5/1-i, 5/1-j ve 5/1-k bentlerindeki istisnalar, taşınmaz kazancı hariç 5/1-d istisnası, KVK'nın 10/1-g ve 10/1-h bentlerindeki indirimler, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile deniz taşımacılığına ilişkin istisnalar ve 4691 sayılı Kanun kapsamındaki Ar-Ge, tasarım ve teknokent indirim/istisnaları bu kapsamdadır. Buna karşılık taşınmaz satış kazancı istisnası, geçmiş yıl zararları ve teşvik belgeli yatırımlara ilişkin indirimli kurumlar vergisi gibi diğer birçok kalem asgari vergi matrahından düşülemez, dolayısıyla bu kalemlerden yoğun şekilde yararlanan şirketlerde asgari vergi normal hesaplanan vergiden daha yüksek çıkabilir. Bu nedenle mükelleflerin yıl içinde hem normal hem asgari vergi simülasyonunu paralel yürütmesi önerilir.

İlgili kanun: Kurumlar Vergisi Kanunu

SGK ve Bordro (kanun sayfası →)

4/a sigortalılığı nedir, kimleri kapsar?

4/a sigortalılığı, bir veya birden fazla işverene bağlı olarak hizmet akdiyle çalışan ücretlileri kapsayan statüdür. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na göre uygulamada en yaygın sigortalılık türüdür ve işveren tarafından SGK'ya bildirilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

4/b (Bağ-Kur) sigortalılığı nedir, kimleri kapsar?

4/b sigortalılığı, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan esnaf, tacir, serbest meslek erbabı ve bazı şirket ortaklarını kapsayan statüdür ve halk arasında Bağ-Kur olarak bilinir. Bu statüdeki kişiler primlerini genellikle kendileri beyan edip öder.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

4/c sigortalılığı nedir, kimleri kapsar?

4/c sigortalılığı, kamu idarelerinde memur statüsünde istihdam edilen kişileri kapsayan sigortalılık türüdür. Özel sektör işverenleri açısından uygulama alanı bulunmaz ve genellikle kamu kurumlarının bordro süreçlerinde konu edilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

4/a ve 4/b sigortalılığı arasındaki temel fark nedir?

4/a, bir işverene bağlı hizmet akdiyle ücretli çalışmayı esas alırken 4/b, kişinin kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasını esas alır. Prim ödeme yükümlüsü, prim matrahının belirlenme şekli ve bazı sağlanan haklar bu iki statüde farklılık gösterebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşe giriş bildirgesi nedir ve neden önemlidir?

İşe giriş bildirgesi, işverenin çalışmaya başlayan sigortalıyı SGK'ya bildirdiği belgedir. Bu bildirim, sigortalılığın resmi olarak başlamasını sağlar ve işçinin iş kazası, hastalık ya da doğum gibi durumlarda sosyal güvenlik korumasından yararlanabilmesinin temelini oluşturur.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşe giriş bildirgesi ne zaman SGK'ya verilmelidir?

Genel kural olarak işe giriş bildirgesinin, sigortalının fiilen çalışmaya başladığı tarihten önce SGK'ya verilmesi esastır. Mevzuatta bazı sektörler ve durumlar için farklı düzenlemeler öngörülmüş olabileceğinden güncel süreler için ilgili mevzuat veya SGK duyuruları takip edilmelidir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşe giriş bildirgesi süresinde verilmezse ne olur?

Bildirimin süresinde yapılmaması halinde işveren idari para cezasıyla karşılaşabilir ve işyeri kayıt dışı istihdam şüphesiyle SGK denetimine konu olabilir. Ayrıca sigortalının o döneme ilişkin hakları ihtilaflı hale gelebilir ve sonradan ispat gerektirebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşten çıkış bildirgesi nedir?

İşten çıkış bildirgesi, sigortalının işyerinden ayrıldığını işverenin SGK'ya bildirdiği belgedir. Bu bildirim, sigortalının hizmet dökümünün doğru oluşması ve işsizlik ödeneği gibi haklara başvurabilmesi açısından önem taşır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşten çıkış bildirgesi hangi sürede SGK'ya bildirilmelidir?

İşten çıkış bildirgesinin, sigortalının işten ayrılışını izleyen ve mevzuatta belirlenen süre içinde SGK'ya bildirilmesi gerekir. Güncel süre ve usul bilgisi için Vergi ve SGK Takvimi sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşten çıkış bildirgesinin geç verilmesi ne gibi sonuçlar doğurur?

Geç bildirim, işveren için idari para cezası riski doğurabilir. Ayrıca işçinin işsizlik ödeneği başvurusu ve diğer sosyal güvenlik işlemlerinde gecikmeye yol açabilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Sigortasız işçi çalıştırmanın işveren açısından sonuçları nelerdir?

Kayıt dışı işçi çalıştırıldığının tespiti halinde işveren idari para cezalarıyla, geriye dönük prim ve gecikme zammı tahakkukuyla karşılaşabilir; ayrıca SGK teşviklerinden bir süre yararlanamayabilir. Konunun cezai boyutu için Sigortasız İşçi Çalıştırmanın Cezai Sonuçları sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Kayıt dışı çalıştırılan işçinin hakları ne olur?

SGK tarafından yapılan tespit sonucunda kayıt dışı geçen çalışma süresi, belirli usul ve şartlarla sigortalılık süresine dahil edilebilir. Bu süreç, tanık beyanı ve resmi kayıtlar gibi delillerin değerlendirilmesini gerektirebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK prim oranları neye göre belirlenir?

SGK prim oranları, sigortalının statüsüne ve kısa vadeli sigorta kolları, uzun vadeli sigorta kolları, genel sağlık sigortası gibi kapsanan sigorta koluna göre kanunla belirlenir. Güncel oran bilgileri için SGK sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK primi işveren ve sigortalı payı olarak nasıl ayrılır?

SGK primi, işveren payı ve sigortalı payı olmak üzere iki ayrı yükümlülük şeklinde hesaplanır. İşveren, kendi payının yanı sıra sigortalının payını da bordrodan keserek toplu şekilde SGK'ya beyan edip öder.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK prim matrahı ne anlama gelir?

Prim matrahı, sigortalının prime esas kazancını ifade eder; ücret, prim, ikramiye gibi ödemelerin mevzuatta belirlenen alt ve üst sınırlar arasında kalan kısmı üzerinden hesaplanır. Bu sınırlara ilişkin güncel tutarlar için SGK sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK teşviki nedir, genel mantığı nasıl işler?

SGK teşviki, işverenin belirli şartları taşıması halinde prim yükünün bir kısmının Hazine veya ilgili fon tarafından karşılanmasıdır. 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesi ve buna bağlı düzenlemelerle çeşitli teşvik türleri öngörülmüştür. Ayrıntılar için SGK Teşvikleri sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Hangi işverenler SGK teşviklerinden yararlanabilir?

Teşviklerden yararlanma, işyerinin ve sigortalının ilgili teşvike konu şartları taşımasına, işverenin SGK'ya prim borcu bulunmamasına ve bildirimlerin zamanında ve eksiksiz yapılmasına bağlıdır. Şart ve kapsam teşvik türüne göre değişebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK prim borcu olan işverenin durumu nedir?

Prim borcu bulunan işveren için gecikme zammı işlemeye devam eder ve borç ödenmediği takdirde icra takibi riski doğabilir. Ayrıca bu işverenler borç kapatılana veya yapılandırma şartları sağlanana kadar çoğu SGK teşvikinden yararlanamaz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK prim borcunun yapılandırılması (tecil) ne anlama gelir?

Prim borcu tecili, işverenin SGK'ya olan borcunu belirli şartlarla taksitler halinde ödemesine imkan tanıyan bir düzenlemedir. Başvuru koşulları, taksit sayısı ve faiz uygulaması dönemsel kanun ve tebliğlerle belirlenir. Ayrıntılar için SGK Prim Borcu Tecili sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İş kazası SGK mevzuatına göre nasıl tanımlanır?

5510 sayılı Kanun'da iş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen zarara uğratan olay olarak tanımlanır. Kanunda ayrıca işyeri dışında sayılan bazı özel haller de düzenlenmiştir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İş kazası işverence nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?

İşveren, iş kazasını öğrendiği andan itibaren mevzuatta öngörülen süre içinde SGK'ya ve ilgili diğer mercilere bildirmekle yükümlüdür. Bildirim genellikle ilgili elektronik sistem üzerinden yapılır ve olayla ilgili bilgileri içerir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İş kazası bildirimi yapılmazsa işveren ne ile karşılaşır?

Bildirimin yapılmaması veya geciktirilmesi halinde işveren idari para cezasıyla karşılaşabilir. Sigortalının bu nedenle hak kaybına uğraması halinde SGK'nın yaptığı ödemeler için işverene rücu edilmesi de söz konusu olabilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Meslek hastalığı nedir, iş kazasından farkı nedir?

Meslek hastalığı, sigortalının yürüttüğü işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir nedenle uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık ya da ruhi arıza halidir. İş kazasından farklı olarak belirli bir anda değil, zaman içinde tekrarlanan etkenlerle ortaya çıkar.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Meslek hastalığı tanısı SGK sürecini nasıl etkiler?

Meslek hastalığı tanısının yetkili sağlık kuruluşlarınca konulup SGK'ya bildirilmesi, sigortalının meslek hastalığı sigortası kapsamındaki haklardan yararlanma sürecini başlatır. Sürecin işleyişi, ilgili sağlık raporları ve SGK'nın değerlendirmesine dayanır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Geçici iş göremezlik (istirahat) raporu nedir?

İstirahat raporu, yetkili hekim tarafından sigortalının geçici bir süre için çalışamayacağının belirlendiği tıbbi rapordur. Bu raporun ilgili sisteme işlenip SGK'ya iletilmesi, geçici iş göremezlik ödeneği sürecinin başlangıcını oluşturur.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İstirahat raporu olan işçiye SGK tarafından ödeme nasıl yapılır?

SGK, istirahat raporunun onaylanması ve gerekli prim gün şartlarının sağlanması halinde ilgili döneme ait geçici iş göremezlik ödeneğini doğrudan sigortalıya öder. İşverenin bu dönemde ayrıca ücret ödeyip ödemeyeceği ise iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşveren, istirahat raporlu işçiyi o dönemde çalıştırabilir mi?

İstirahatli olduğu resmi olarak belirlenen bir işçinin o dönemde fiilen çalıştırılması mevzuata aykırı kabul edilir. Bu durumun tespiti halinde işveren için idari ve mali sonuçlar doğabilir, ayrıca sigortalının ödeneği de tartışmalı hale gelebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Doğum (analık) izni sürecinde SGK'ya hangi bildirimler yapılmalıdır?

İşveren, doğum nedeniyle işe ara veren sigortalı için ilgili istirahat raporunu ve gerekli bildirimleri SGK sistemine işler. Bu bildirimler, analık haline ilişkin geçici iş göremezlik ödeneği başvurusunun temelini oluşturur.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Analık halinde geçici iş göremezlik ödeneği kavramı nedir?

Analık haline bağlı geçici iş göremezlik ödeneği, doğum öncesi ve sonrası dönemde çalışamayan sigortalıya, kanunda aranan prim gün şartlarının sağlanması koşuluyla SGK tarafından ödenen bir ödenektir. Ödeneğin süresi ve hesaplanma yöntemi mevzuatla ayrıca düzenlenmiştir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Yabancı uyruklu bir çalışan için SGK bildirimi gerekli midir?

Türkiye'de fiilen çalışan yabancı uyruklu kişiler de kural olarak 4/a sigortalısı sayılır ve işveren tarafından SGK'ya bildirilmesi gerekir. Türkiye'nin taraf olduğu bazı ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri istisnai durumlar öngörebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Çalışma izni ile SGK bildirimi arasındaki ilişki nedir?

Yabancının Türkiye'de çalışabilmesi için geçerli bir çalışma izninin bulunması esastır; çalışma izni süreci ile SGK bildirimi birbirini tamamlayan fakat farklı idari işlemlerdir. Çalışma izni olmadan yapılan çalıştırma, hem çalışma mevzuatı hem de kayıt dışı istihdam açısından risk doğurur.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Bağ-Kur (4/b) mükellefiyeti kimleri kapsar?

Bağ-Kur kapsamına esnaf ve sanatkarlar, ticari veya serbest meslek faaliyeti yürütenler, tarımsal faaliyette bulunanlar ile bazı şirket ortakları girer. Kapsama giren kişi, bu faaliyeti sürdürdüğü sürece 4/b sigortalısı sayılır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Şirket ortağı otomatik olarak Bağ-Kur'lu sayılır mı?

Her şirket ortağı otomatik olarak Bağ-Kur'lu sayılmaz; sigortalılık, şirketin türüne ve ortağın şirket içindeki konumuna göre değişir. Bu nedenle ortaklık yapısı kurulurken SGK yükümlülüklerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Limited şirket ortağının SGK durumu nasıl belirlenir?

Limited şirket ortakları, sahip oldukları hisse oranından bağımsız olarak kural olarak 4/b (Bağ-Kur) kapsamında sigortalı sayılır. Bu durum, limited şirket ortaklığının işletmenin borç ve yükümlülüklerine daha yakın bir sorumluluk taşıması anlayışıyla ilişkilidir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Anonim şirket ortağının SGK durumu limited şirketten farklı mıdır?

Evet, anonim şirkette yalnızca yönetim kurulu üyesi olan ortaklar 4/b kapsamına girer; yönetim kurulunda yer almayan sade pay sahipleri için bu zorunluluk aranmaz. Bu yönüyle anonim şirket uygulaması, tüm ortakları kapsayan limited şirket uygulamasından farklılaşır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Anonim şirket yönetim kurulu üyesi olmak SGK'lı olmayı gerektirir mi?

Anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olan bir kişi aynı zamanda ortak ise, bu görevi 4/b kapsamında sigortalılığı gerektirebilir. Ortak olmayıp yalnızca yönetim kurulu üyesi sıfatıyla görev yapan kişiler ise farklı bir statüde değerlendirilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Emeklilik için genel olarak hangi tür şartlar aranır?

Emeklilik hakkının doğması için genel olarak sigortalılığın başlangıç tarihi, belirli bir prim gün sayısının tamamlanması ve kanunda öngörülen yaş şartının birlikte sağlanması gerekir. Bu üç unsurun somut içeriği sigortalının statüsüne ve işe giriş tarihine göre değişebileceğinden, kişisel duruma özgü değerlendirme yapılması gerekir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Sigortalılık süresinin emeklilikteki rolü nedir?

Sigortalılığın başlangıç tarihi, kişiye hangi emeklilik şartlarının uygulanacağını belirleyen temel referans noktasıdır. Bu nedenle işe giriş bildirgesinin doğru ve zamanında yapılması, ileride emeklilik hakkının doğru hesaplanmasını doğrudan etkiler.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Staj yapan öğrenciler SGK kapsamında mıdır?

Zorunlu staj yapan öğrenciler, iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kolları kapsamında SGK'ya bildirilir. Bu bildirim genel anlamda tam kapsamlı bir sigortalılık sağlamaz, sınırlı bir koruma niteliği taşır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Çırakların sigortalılığı nasıl işler?

Çıraklık eğitimi alanlar da benzer şekilde iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigortası kollarına tabi tutularak SGK'ya bildirilir. Çıraklık ilişkisinin niteliği, uygulanacak sigorta kollarının kapsamını etkileyebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Aylık prim ve hizmet belgesi (Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi) nedir?

İşverenlerin sigortalılarının prime esas kazançlarını ve prim gün sayılarını aylık olarak SGK'ya bildirdiği belge, gelir vergisi stopajı beyanıyla birleştirilerek Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi adıyla tek bir beyanname üzerinden verilir. Bu uygulama, vergi ve sosyal güvenlik bildirimlerini tek bir süreçte toplamayı amaçlar.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Eksik gün bildirimi nedir, hangi durumlarda yapılır?

Eksik gün bildirimi, sigortalının ilgili ay içinde tam gün çalışmadığı durumlarda, eksik çalışmanın nedeninin istirahat, ücretsiz izin, devamsızlık gibi kanunda sayılan gerekçelerden hangisine dayandığının SGK'ya bildirilmesidir. Bu bildirim, ilgili aya ait prim gün sayısının doğru hesaplanmasını sağlar.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Eksik gün bildirimi yapılmazsa ne olur?

Eksik günün nedeni belgelendirilip bildirilmezse, SGK denetiminde eksiklik olarak değerlendirilebilir ve işveren idari para cezasıyla karşılaşabilir. Ayrıca sigortalının ilgili aya ait prim gün sayısı hatalı hesaplanmış olabilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK prim borcu olan işverenin teşviklerden yararlanamaması neden önemlidir?

SGK'ya prim, idari para cezası veya gecikme zammı borcu bulunan işverenler, borç ödenip yapılandırma şartları sağlanana kadar teşviklerden yararlanamaz. Bu kural, borcunu düzenli ödeyen işverenler ile ödemeyenler arasında bir denge kurmayı ve kayıt dışı istihdamı caydırmayı amaçlayan bir denetim mekanizması olarak işler.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Hizmet birleştirme (borçlanma) kavramı nedir?

Hizmet birleştirme, sigortalının farklı statülerde veya yurt dışında geçen hizmet sürelerinin belirli şartlarla tek bir emeklilik hesabında değerlendirilmesidir. Borçlanma ise askerlik gibi bazı sürelerin, ilgili bedelin ödenmesi karşılığında sigortalılık süresine eklenmesi imkanını ifade eder ve her ikisi de mevzuatta ayrı şartlara bağlanmıştır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İsteğe bağlı sigortalılık nedir, kimler bu haktan yararlanabilir?

İsteğe bağlı sigortalılık, Türkiye'de ikamet eden ve herhangi bir nedenle zorunlu sigortalı sayılmayan kişilerin kendi istekleriyle prim ödeyerek malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası ile genel sağlık sigortası kapsamına girmesini sağlayan bir sistemdir. Örneğin çalışmayan bir ev hanımı veya yurt dışından kesin dönüş yapmamış bir vatandaş, SGK'ya başvurarak isteğe bağlı sigortalı olabilir ve primini kendisi öder. Bu sigortalılık iş kazası ve meslek hastalığı sigortasını kapsamaz; dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 50. maddesidir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Ev hizmetlerinde ayda 10 günden az çalışanlar ile 10 gün ve daha fazla çalışanların sigortalılığı nasıl farklılaşır?

5510 sayılı Kanun'un ek 9. maddesine göre ev hizmetlerinde ayda 10 günden az çalıştırılanlar için işveren yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primi öder; bu kişiler isterlerse ayrıca kendi genel sağlık sigortası ve uzun vadeli sigorta primlerini de ödeyebilir. Ayda 10 gün ve daha fazla çalıştırılanlar ise 4/a (hizmet akdine tabi) sigortalı sayılır ve tüm sigorta kollarına (kısa vadeli, uzun vadeli, genel sağlık sigortası) tam olarak tabi olur. Bu ayrım, ev hizmetlerinin kayıt altına alınmasını kolaylaştırmak amacıyla getirilmiştir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Genel sağlık sigortası (GSS) prim borcu olanlar sağlık hizmetlerinden yararlanabilir mi?

Genel sağlık sigortası kapsamındaki kişinin 60 günden fazla prim borcu bulunması halinde, borcunu ve varsa gecikme cezasını ödeyip SGK'ya başvurana kadar sağlık hizmetlerinden faydalanamaz. Örneğin gelir testi sonucu prim ödemekle yükümlü tutulan ve primini biriktiren bir kişi, hastaneye başvurduğunda tedavi giderleri kendisinden talep edilebilir. Bu kural 5510 sayılı Kanun'un 67. maddesinde düzenlenmiştir ve borç ödendikten sonra yararlanma hakkı yeniden başlar.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Genel sağlık sigortasında gelir testi nedir, neden yaptırılır?

Gelir testi, hiçbir sigortalılık statüsü veya bakmakla yükümlü olunan kişi sıfatı bulunmayan vatandaşların hane halkı gelirinin tespit edilerek genel sağlık sigortası prim yükümlülüğünün belirlenmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. Test sonucunda kişi başına düşen aylık gelir, güncel prime esas kazanç alt sınırının üçte birinin altında çıkarsa kişinin GSS primi devlet tarafından karşılanır; üzerinde çıkarsa gelir dilimine göre kademeli prim ödenir. Gelir testi başvurusu il/ilçe sosyal yardımlaşma vakıflarına yapılır ve dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 60. ve 82. maddeleridir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Yurt dışında geçen çalışma sürelerinin Türkiye'de emekliliğe sayılması (3201 sayılı Kanun'a göre borçlanma) nasıl işler?

3201 sayılı Kanun, yurt dışında çalışan veya ev kadını olarak bulunan Türk vatandaşlarının bu sürelerini belgeleyerek Türkiye'deki sigortalılıklarına saydırmasına (borçlanmasına) imkân tanır. Borçlanma başvurusu SGK'ya yapılır, borçlanılacak gün sayısı başvuru tarihindeki prime esas kazanç aralığına göre hesaplanan tutar üzerinden ödenir ve ödemenin yapıldığı tarih değil borçlanılan dönem hizmet süresi olarak dikkate alınır. Bu düzenleme, özellikle yurt dışında geçirilen sürelerin Türkiye'de emekliliğe sayılmasını sağlaması bakımından önemlidir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İŞKUR işbaşı eğitim programına katılanların iş kazası ve meslek hastalığı sigortası nasıl sağlanır?

İŞKUR tarafından düzenlenen işbaşı eğitim programlarına katılanların genel sağlık sigortası ile iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primleri İŞKUR tarafından karşılanır; katılımcı işletme veya katılımcının kendisi bu primleri ödemez. Program süresince katılımcıya günlük cep harçlığı da İŞKUR bütçesinden ödenir, ancak bu süre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası bakımından prim gün sayısına dahil edilmez. Programın hukuki dayanağı 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ve İŞKUR'un aktif işgücü hizmetlerine ilişkin mevzuatıdır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Emzirme ödeneği nedir, hangi şartlarla ve ne zaman ödenir?

Emzirme ödeneği, doğum yapan kadın sigortalıya veya kendisi sigortalı olup eşi sigortalı olmayan erkek sigortalıya, doğumdan sonra belirli sigortalılık ve prim gün şartlarının sağlanması koşuluyla bir defaya mahsus ödenir. Örneğin son bir yıl içinde yeterli sayıda kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olan bir kadın sigortalı, doğum sonrasında bu ödeneği SGK'ya başvurarak talep edebilir. Dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 16. maddesidir ve ödeneğin tutarı her yıl yeniden belirlenir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Cenaze ödeneği nedir, kimlere ödenir?

Cenaze ödeneği, sigortalının veya aylık ya da gelir almakta olan kişinin ölümü halinde hak sahiplerine, hak sahibi bulunmuyorsa cenazeyi kaldıran kişiye SGK tarafından bir defaya mahsus ödenen tutardır. Ödenek için başvuru, ölüm tarihinden itibaren SGK'nın öngördüğü süre içinde ilgili SGK müdürlüğüne yapılır ve ölüm olayının SGK kayıtlarına işlenmiş olması gerekir. Dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 37. maddesidir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Malullük aylığına hak kazanmak için hangi şartlar aranır?

Malullük aylığı bağlanabilmesi için sigortalının çalışma gücünün veya meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybettiğinin SGK Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi ve en az 10 yıldan beri sigortalı olup toplam 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirilmiş olması gerekir. Başkasının sürekli bakımına muhtaç derecede malul olanlar için 10 yıllık sigortalılık süresi şartı aranmaz, yalnızca 1800 gün prim şartı yeterlidir. Bu şartlar 5510 sayılı Kanun'un 25 ve 26. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Kısa vadeli sigorta kolları nelerdir, hangi riskleri kapsar?

Kısa vadeli sigorta kolları; iş kazası ve meslek hastalığı sigortası ile hastalık ve analık sigortasından oluşur ve sigortalının çalışma hayatı süresince karşılaşabileceği ani risklere karşı geçici gelir kaybını telafi etmeyi amaçlar. Bu sigorta kollarından geçici iş göremezlik ödeneği, emzirme ödeneği ve sürekli iş göremezlik geliri gibi haklar doğar. Düzenleme 5510 sayılı Kanun'un 15 ila 22. maddeleri arasında yer alır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Uzun vadeli sigorta kolları nelerdir, hangi riskleri kapsar?

Uzun vadeli sigorta kolları; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından oluşur ve sigortalının çalışma gücünü kaybetmesi, yaşlanması veya vefatı halinde kendisine ya da hak sahiplerine aylık bağlanmasını amaçlar. Bu kollara ait primler işveren ve sigortalı tarafından ortaklaşa karşılanır ve sigortalının prim ödeme gün sayısı ile sigortalılık süresi doğrudan bağlanacak aylığın miktarını etkiler. Düzenleme 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile 25-55. maddeleri arasında yer alır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

5510 sayılı Kanun'un 81/ı maddesindeki 5 puanlık prim indirimi (teşviki) nedir, hangi şartlarla uygulanır?

5510 sayılı Kanun'un 81/ı maddesinde düzenlenen ve halk arasında '5 puanlık teşvik' olarak bilinen uygulama, 4/a kapsamındaki sigortalıları çalıştıran ve SGK'ya prim, idari para cezası gibi borcu bulunmayan işverenlerin malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası işveren hissesinden indirim yapmasını sağlar. 2026 yılı itibarıyla bu indirim yalnızca imalat sektöründe faaliyet gösteren işverenler için 5 puan, diğer sektörlerde ise 2 puan olarak uygulanmaktadır. Uygulama süresi 31.12.2026 tarihine kadar geçerlidir ve Cumhurbaşkanı bu süreyi uzatmaya yetkilidir; bu nedenle güncel oranın uygulama döneminde yeniden teyit edilmesi gerekir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İlave istihdam teşviki nedir, hangi işverenler yararlanabilir?

İlave istihdam teşviki, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun geçici 10. maddesi kapsamında, işverenlerin mevcut sigortalı sayısına ilave olarak ve son 6 ay içinde işsiz olan kişileri işe alması halinde bu sigortalılara ait sigorta primi işveren payının İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanmasını sağlar. Teşvikten yararlanmak için işverenin Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi'nde ilgili teşvik kanun numarasını seçmesi ve işe alımın gerçek bir istihdam artışı yaratması gerekir. Uygulama, 31.12.2026 tarihine kadar yapılan işe alımları kapsayacak şekilde uzatılmıştır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Genç, kadın ve engelli çalıştırmaya yönelik SGK prim teşviki nasıl işler?

4447 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi kapsamında 18-29 yaş arası genç işsizlerin, yaş sınırı olmaksızın kadınların ve mesleki yeterlilik belgesi sahibi kişilerin istihdamında işveren prim payı, çalışanın niteliğine göre 6 ay ile 54 ay arasında değişen sürelerle İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanır. Engelli çalıştırma ise ayrı bir düzenleme olan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi kapsamındadır ve özel sektör işyerlerinde çalıştırılan engelli sigortalıların asgari ücret üzerinden hesaplanan işveren primi Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanır. Bu teşvikler aynı sigortalı için bazı diğer teşviklerle birlikte kullanılamayabilir; bu nedenle uygulama öncesinde mükerrerlik kontrolü yapılmalıdır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Asgari işçilik uygulaması nedir, SGK hangi hallerde resen prim tahakkuku yapar?

Asgari işçilik uygulaması, özellikle inşaat ve ihale konusu işlerde SGK'nın, işveren tarafından bildirilen işçilik tutarını, yapılan işin niteliğine göre belirlenen asgari işçilik oranlarıyla karşılaştırmasıdır. Bildirilen işçilik, hesaplanan asgari işçilik tutarının altında kalırsa SGK, aradaki farkı resen prim borcu olarak tahakkuk ettirir ve bu fark ödenmeden işyeri için ilişiksizlik belgesi düzenlenmez. Uygulamanın esasları Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ve ilgili SGK genelgeleriyle belirlenir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Asgari işçilik incelemesi sonucunda tespit edilen işçilik farkına işveren nasıl itiraz edebilir?

İşveren, SGK tarafından tespit edilen işçilik farkına itiraz ederek fiilen daha az işçilik kullanıldığını yeminli mali müşavir raporu, teknik rapor veya diğer belgelerle kanıtlamayı deneyebilir; itiraz kabul edilmezse fark prim borcu kesinleşir. İşveren isterse farkı hiç itiraz etmeden ödeyerek işlemi hızlandırabilir ve ilişiksizlik belgesini daha kısa sürede alabilir. Bu süreç, işyerinin kapanışı, ihale hakedişi veya kamu kurumuna belge sunulması gereken durumlarda özellikle önem taşır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işyerlerinde geriye dönük ödenen ücret farkları SGK primine nasıl yansıtılır?

Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işyerlerinde, sözleşme sonucu sigortalılara geriye dönük olarak ödenen ücret farkları, ödemenin yapıldığı aya değil, farkın ait olduğu geçmiş aylara mal edilerek SGK'ya ek prim ve hizmet belgesiyle bildirilir. Bu şekilde bildirilen ücret farkları için, belirli koşulların sağlanması halinde gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmaz. Bu düzenleme 5510 sayılı Kanun'un 80. maddesinde yer alır ve toplu sözleşme müzakerelerinin uzun sürdüğü işyerlerinde sıkça uygulanır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Kısmi süreli (part-time) çalışanın eksik kalan genel sağlık sigortası günlerini kendisi tamamlamak zorunda mıdır?

Ay içinde eksik gün bildirilen ve başka bir sigortalının bakmakla yükümlü olduğu kişi sıfatı bulunmayan sigortalı, genel sağlık sigortasından kesintisiz yararlanabilmek için eksik kalan günlere ait primi kendi imkanlarıyla ödeyerek 30 güne tamamlamak zorundadır. Bu tamamlama yapılmazsa, ilgili ay için sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı doğmaz ve kişi sonradan gelir testi veya başka bir statü üzerinden GSS kapsamına girene kadar bu durumdan etkilenir. Tamamlama işlemi, SGK'nın bildirimi üzerine belirlenen süre içinde e-Devlet veya SGK il müdürlüğü üzerinden yapılabilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Bir işverenin birden fazla işyeri açması durumunda her işyeri için ayrı SGK sicil numarası gerekir mi?

Aynı işveren birden fazla işyeri açtığında, her işyeri farklı bir işyeri sicil numarasıyla SGK'ya ayrı ayrı tescil edilir ve prim, hizmet belgesi ile diğer bildirimler bu ayrı dosyalar üzerinden takip edilir. İşyerleri arasında sigortalı nakli yapılması, işten çıkış ve yeniden işe giriş bildirimlerinin doğru işyeri koduyla yapılmasını gerektirir. Bu ayrım, 5510 sayılı Kanun'un 11. maddesindeki işyeri tanımına ve tescil zorunluluğuna dayanır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Bir şirket ortağı aynı anda hem 4/a hem 4/b sigortalısı olabilir mi?

Bir kişi aynı anda hem 4/a hem 4/b sigortalılık şartlarını taşısa dahi, 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki öncelik sırası gereği yalnızca tek bir statüde sigortalı sayılır. 1 Mart 2011 sonrası dönem için 4/c en öncelikli sigortalılık hali olup, 4/a ile 4/b'nin çakışması halinde 4/a statüsü esas alınır; örneğin hem şirket ortağı hem de başka bir işyerinde hizmet akdiyle tam zamanlı çalışan kişi bu dönemde 4/a'lı sayılır. Çakışma süresince fiilen 4/a üzerinden prim ödenir ve bu durum hizmet dökümüne bu şekilde yansır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Yurt dışında çalışan Türk vatandaşının Türkiye SGK'sı ile ilişkisi ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri kapsamında nasıl sürdürülür?

Türkiye'nin sosyal güvenlik sözleşmesi imzaladığı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları genellikle çalıştıkları ülkenin sosyal güvenlik sistemine tabi olur; ancak geçici görevlendirmelerde A1/E101 gibi belgelerle Türkiye SGK'sına bağlılık belirli bir süre için sürdürülebilir. Sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde çalışılan süreler ise doğrudan Türkiye sigortalılığına sayılmaz; bu süreler ancak 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanılarak değerlendirilebilir. Hangi rejimin uygulanacağı, ilgili ülkeyle Türkiye arasındaki ikili sosyal güvenlik sözleşmesinin hükümlerine göre belirlenir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Stajyer öğrencinin iş kazası geçirmesi halinde SGK süreci nasıl işler?

Zorunlu staj yapan öğrenciler, staj süresince yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamında sigortalı sayılır ve bu sigortanın primi öğrencinin bağlı olduğu okul tarafından ödenir. Stajyer bir iş kazası geçirdiğinde, işveren kazayı yasal süresi içinde SGK'ya bildirmek ve gerekli tedavi sürecini başlatmakla yükümlüdür; SGK bu olayı 4/a sigortalılarındaki iş kazası prosedürüyle aynı şekilde inceler. Ancak stajyerlik süresi, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası bakımından prim gün sayısına dahil edilmez.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK denetmeni veya müfettişinin işyeri denetiminde işverenin yükümlülükleri nelerdir?

SGK müfettişleri ve sosyal güvenlik denetmenleri, işyerlerinde kayıt dışı istihdamı, eksik prim bildirimini ve sahte sigortalılığı tespit etmek amacıyla resen veya ihbar üzerine denetim yapabilir. İşveren, denetim sırasında istenen ücret bordrosu, işyeri defterleri, kamera kayıtları ve tanık beyanları gibi bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür ve belge ibraz etmemenin idari para cezası yaptırımı vardır. Denetim sonucunda tespit edilen eksik bildirimler için işverene resen prim tahakkuku ve idari para cezası uygulanabilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Kayıt dışı istihdam SGK tarafından nasıl tespit edilir?

SGK, kayıt dışı istihdamı işyeri denetimleri, vatandaş ihbarları, diğer kamu kurumlarıyla (Hazine ve Maliye Bakanlığı, İŞKUR, belediyeler gibi) yapılan veri paylaşımı ve dolaylı göstergeler üzerinden tespit eder. Tespit edilen kayıt dışı çalışma için işverene geriye dönük prim, gecikme cezası ve idari para cezası uygulanır; sigortalının mağduriyetini önlemek amacıyla bu süreler sigortalılık süresine dahil edilir. Kayıt dışı çalıştığını iddia eden işçi de tanık beyanı ve diğer delillerle SGK'ya veya iş mahkemesine başvurarak hizmet tespiti davası açabilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

e-Devlet üzerinden hizmet dökümü nasıl sorgulanır, neden önemlidir?

Sigortalılar, e-Devlet portalı üzerinden 'SGK Tescil ve Hizmet Dökümü' hizmetiyle kendi sigortalılık geçmişlerini, prim ödeme gün sayılarını ve işyeri bilgilerini anlık olarak sorgulayabilir. Bu sorgulama, eksik veya hatalı bildirimlerin erken fark edilmesini, emeklilik hesaplamalarının doğru yapılmasını ve iş değişikliklerinde geçmiş hizmetlerin teyit edilmesini sağlar. Dökümde tespit edilen bir hata için sigortalı, ilgili işyerinin bağlı olduğu SGK müdürlüğüne başvurarak düzeltme talep edebilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Engelli çalıştırma yükümlülüğü (kota) ile SGK teşviki arasındaki ilişki nedir?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca 50 ve üzeri işçi çalıştıran özel sektör işyerleri işçilerinin %3'ü, kamu işyerleri ise %4'ü oranında engelli işçi çalıştırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük çerçevesinde çalıştırılan engelli sigortalılar için, asgari ücret üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Böylece kanun hem sosyal bir yükümlülük getirmekte hem de bu yükümlülüğün maliyetini işveren için önemli ölçüde azaltmaktadır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Doğum sonrası kısmi süreli çalışan kadın işçinin eksik kalan genel sağlık sigortası günleri nasıl tamamlanır?

Doğum sonrası 4857 sayılı Kanun uyarınca kısmi süreli çalışma talep eden kadın işçinin SGK'ya bildirilen prim gün sayısı, çalıştığı kısmi süreye göre azalabilir. Bu durumda kişi, başkasının bakmakla yükümlüsü değilse ve eksik kalan günlerini 30 güne tamamlamak istiyorsa aradaki farkı kendisi ödeyerek genel sağlık sigortasından kesintisiz yararlanmaya devam edebilir. Kısmi süreli çalışılan dönemdeki eksik günler, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası prim gün sayısını da etkileyeceğinden bu durumun emeklilik hesabına yansıyacağı unutulmamalıdır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Malulen emeklilik başvuru süreci nasıl işler?

Malulen emeklilik başvurusu, sigortalının bağlı bulunduğu SGK il müdürlüğüne yazılı dilekçeyle yapılır ve SGK, sigortalıyı yetkilendirilmiş bir sağlık kuruluşuna sevk ederek sağlık kurulu raporu alınmasını sağlar. Alınan rapor tek başına aylık bağlanması için yeterli değildir; rapor SGK Sağlık Kurulu tarafından incelenir ve çalışma gücü kaybı oranı ile maluliyetin başlangıç tarihi bu kurulca kesin olarak belirlenir. SGK Sağlık Kurulu çalışma gücü kaybının en az %60 olduğuna karar verirse ve diğer sigortalılık/prim gün şartları da sağlanıyorsa malullük aylığı bağlanır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Yaşlılık aylığı bağlanma süreci genel olarak nasıl işler?

Yaşlılık aylığı, sigortalının yaş, sigortalılık süresi ve prim gün sayısı şartlarının tamamını sağladığı tarihten sonra SGK'ya yazılı veya e-Devlet üzerinden yapılan başvuruyla talep edilir. SGK, başvuru üzerine sigortalının hizmet dökümünü inceleyerek şartların sağlanıp sağlanmadığını kontrol eder ve varsa eksik ya da çelişkili kayıtların düzeltilmesini ister. Şartların tam olarak sağlandığı tespit edildikten sonra aylık, genellikle başvuru tarihini takip eden ödeme döneminden itibaren bağlanır.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

SGK prim borcu olan işverenin kamu ihalelerine katılımı nasıl etkilenir?

Kamu ihalelerine katılacak isteklilerin, ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunun bulunmadığını gösteren belgeyi (borcu yoktur yazısı) sunması gerekir; bu şart 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda düzenlenmiştir. Belirli bir tutarın üzerinde kesinleşmiş prim borcu bulunan işverenler ihaleye katılamaz veya teklif verse dahi değerlendirme dışı bırakılır. Bu nedenle işverenlerin ihale öncesinde SGK borç durumlarını e-Devlet üzerinden kontrol etmesi ve varsa yapılandırma yoluyla borcu güncel tutması önerilir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İşyeri bildirgesi nedir, ne zaman SGK'ya verilmelidir?

İşyeri bildirgesi, bir işverenin ilk defa sigortalı çalıştırmaya başlaması halinde işyerini SGK'ya tescil ettirmek için doldurduğu ve işyerinin adresi, faaliyet konusu, işveren bilgileri gibi verileri içeren belgedir. Bildirge, sigortalı çalıştırılmaya başlanan tarihten önce SGK'ya verilmelidir; bu yükümlülük, ilk kez sigortalı bildirilecek her işveren için işe giriş bildirgesinden ayrı ve ona öncelikli bir yükümlülüktür. Dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 11. maddesi ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'dir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Alt işveren (taşeron) ilişkisinin SGK ve iş hukuku karşısında geçerli sayılması için hangi şartlar aranır?

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli sayılabilmesi için, alt işverene verilen işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması ve alt işverenin kendi organizasyonu ile işçileriyle bu işi yürütmesi gerekir. Asıl işverenin kendi işçilerini alt işveren bünyesinde göstermek amacıyla veya asıl işi bölerek bütünüyle taşeronlaştırmak suretiyle kurulan ilişkiler muvazaalı kabul edilir. Muvazaa tespit edilirse alt işveren işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılır; dayanağı 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesidir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Asıl işveren-alt işveren arasındaki müteselsil sorumluluk SGK primleri açısından nasıl işler?

5510 sayılı Kanun'un 12. maddesine göre asıl işveren, alt işverenin çalıştırdığı sigortalılara ilişkin prim, idari para cezası ve diğer sosyal güvenlik yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. SGK, eksik veya ödenmeyen primleri doğrudan asıl işverenden talep edebilir; asıl işveren ödemeyi yaptıktan sonra alt işverene rücu edebilir. Bu düzenleme, taşeronlaşma yoluyla sigortalıların mağdur edilmesini önlemeyi amaçlar.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İş kazası sonucu ölümde hak sahiplerine bağlanan gelir nasıl belirlenir, kimler hak sahibi sayılır?

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölüm halinde, sigortalının hak sahiplerine (eş, çocuklar, ana-baba gibi) SGK tarafından sürekli bir gelir bağlanır; bu gelir aylık değil, iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kolundan karşılanan bir ödemedir. Gelirin hak sahipleri arasındaki paylaşım oranı, eşin çalışıp çalışmadığı, çocuk sayısı ve ana-babanın sigortalıya bağımlı olup olmadığına göre kanunda belirlenen yüzdeler üzerinden hesaplanır. Düzenleme 5510 sayılı Kanun'un 34. maddesinde yer alır ve iş kazasının SGK'ya usulüne uygun bildirilmiş olması gelir bağlanmasının ön koşuludur.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi (MUHSGK) ile eski e-Bildirge sistemi arasındaki fark nedir?

2020 öncesinde işverenler sigortalı prim bilgilerini SGK'ya 'aylık prim ve hizmet belgesi' (e-Bildirge) ile, vergi kesintilerini ise ayrı bir muhtasar beyanname ile bildirirdi; illerde kademeli olarak başlatılan geçiş sürecinin ardından bu iki bildirim tüm Türkiye'de Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi (MUHSGK) adı altında birleştirildi. Bu birleşme ile işverenler hem gelir vergisi stopajını hem de SGK primini tek bir beyanname üzerinden, aynı süre içinde bildirmeye başladı. Uygulamanın hukuki dayanağı Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Genel Tebliği (Sıra No: 1) ile ilgili SGK genelgeleridir.

İlgili kanun: 5510 Sayılı Kanun

İş Hukuku (kanun sayfası →)

Belirli süreli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi arasındaki fark nedir?

4857 sayılı İş Kanunu'na göre iş ilişkisinin süresi önceden belirlenmişse belirli süreli, süresi belirlenmemişse belirsiz süreli iş sözleşmesinden söz edilir. Belirli süreli sözleşmeler ancak işin niteliği gereği belirli bir süre öngörülen hallerde yapılabilir; aksi halde sözleşme baştan belirsiz süreli kabul edilir. Belirsiz süreli sözleşmelerde işçi, kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklardan belirli süreli sözleşmelere kıyasla genellikle daha kapsamlı biçimde yararlanabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Belirli süreli iş sözleşmesi hangi hallerde yapılabilir?

Belirli süreli iş sözleşmesi, işin belirli bir süreyle sınırlı olması, belirli bir işin tamamlanması veya benzeri objektif bir nedenin bulunması halinde yapılabilir. Objektif bir neden olmaksızın salt işçiyi kıdem/ihbar gibi haklardan mahrum bırakmak amacıyla yapılan belirli süreli sözleşmeler, uygulamada baştan belirsiz süreli sayılabilir. Zincirleme (art arda yenilenen) belirli süreli sözleşmeler de esaslı bir neden yoksa belirsiz süreli sözleşmeye dönüşebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Belirli süreli iş sözleşmesi süresinden önce feshedilirse ne olur?

Belirli süreli iş sözleşmesi haklı bir neden olmaksızın süresinden önce feshedilirse, karşı taraf genellikle sözleşmenin kalan süresine ait ücret tutarında bir tazminat talep edebilir. Haklı nedenle fesih hallerinde ise bu tazminat talebi söz konusu olmaz. Somut olayın özellikleri ve fesih gerekçesi, uygulanacak sonucu doğrudan etkiler.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kısmi süreli iş sözleşmesi nedir?

Kısmi süreli iş sözleşmesi, işçinin normal haftalık çalışma süresine göre önemli ölçüde daha az saatte çalışmayı üstlendiği sözleşme türüdür. Bu sözleşmeler yazılı olarak yapılır ve işçinin çalışma gün ve saatlerinin belirtilmesi gerekir. Kısmi süreli çalışma, tarafların ihtiyacına göre esneklik sağlamakla birlikte işçinin temel haklarını ortadan kaldırmaz.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kısmi süreli çalışan işçi tam süreli çalışana göre farklı haklara mı sahiptir?

4857 sayılı İş Kanunu'ndaki eşit davranma ilkesi gereği, kısmi süreli çalışan işçi sadece bu nedenle tam süreli çalışan işçiye göre farklı işleme tabi tutulamaz. İşçinin hakları genellikle çalıştığı süreyle orantılı olarak (kıst olarak) hesaplanır; örneğin ücret ve izin gibi haklar çalışma süresine göre belirlenir. Ancak işveren, kısmi süreli çalışanı esaslı bir neden olmaksızın tam süreli çalışana göre dezavantajlı konuma getiremez.

İlgili kanun: İş Kanunu

Çağrı üzerine çalışma nedir?

Çağrı üzerine çalışma, işçinin önceden belirlenen süre içinde işverenin çağrısı üzerine iş görmeyi üstlendiği bir kısmi süreli çalışma türüdür. Taraflar yazılı sözleşmeyle haftalık, aylık veya yıllık çalışma süresini kararlaştırır; süre belirlenmemişse kanunda öngörülen bir süre esas alınır. İşveren, çağrıyı makul bir süre önceden bildirmekle yükümlüdür.

İlgili kanun: İş Kanunu

Çağrı üzerine çalışmada işçinin ücreti nasıl belirlenir?

Çağrı üzerine çalışmada işçiye, kararlaştırılan çalışma süresi kadar çağrı yapılmasa dahi bu süreye karşılık gelen ücret ödenmesi esastır. Günlük çalışma süresi taraflarca belirlenmemişse, her çağrı için işçinin en az belirli bir süre çalıştırılması gerekir. Bu düzenleme, işçiyi belirsizlik içinde bırakmamak amacı taşır.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşçiyle yazılı iş sözleşmesi yapılması zorunlu mudur?

Süresi bir yıl veya daha uzun olan iş sözleşmelerinin yazılı yapılması 4857 sayılı İş Kanunu gereği zorunludur. Bir yıldan kısa süreli sözleşmelerde yazılı şekil şartı aranmasa da, işveren genellikle işçiye çalışma koşullarını gösteren bir belge vermekle yükümlüdür. Yazılı sözleşme, tarafların hak ve yükümlülüklerinin ispatı açısından uygulamada büyük önem taşır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Yazılı iş sözleşmesi yapılmazsa ne olur?

Yasal olarak yazılı yapılması gereken bir iş sözleşmesi yazılı düzenlenmezse, bu durum sözleşmenin geçersizliğine yol açmaz; iş ilişkisi fiilen devam eder. Ancak yazılı sözleşme veya çalışma koşullarını gösteren belgenin bulunmaması, uyuşmazlık halinde işçinin çalışma koşullarını ispat etmesini zorlaştırabilir. Uygulamada bu durum genellikle işveren aleyhine yorumlanabilecek delil sorunlarına yol açabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Deneme süresi en fazla ne kadar olabilir?

4857 sayılı İş Kanunu'na göre taraflarca kararlaştırılacak deneme süresi en çok iki ay olabilir. Toplu iş sözleşmeleriyle bu süre dört aya kadar uzatılabilir. Deneme süresi, iş sözleşmesinde açıkça kararlaştırılmışsa geçerli olur.

İlgili kanun: İş Kanunu

Deneme süresi içinde iş sözleşmesi nasıl feshedilir?

Deneme süresi içinde taraflardan her biri iş sözleşmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminat ödemeksizin feshedebilir. Bu süre içindeki fesih hakkı, işçinin ve işverenin birbirini serbestçe değerlendirmesine imkân tanımayı amaçlar. Ancak işçinin çalıştığı süreye ait ücret ve varsa diğer hakları yine de ödenmelidir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Toplu iş sözleşmesiyle deneme süresi uzatılabilir mi?

Evet, kanunda öngörülen iki aylık azami deneme süresi, toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir. Bireysel iş sözleşmesiyle bu sürenin toplu sözleşmedeki üst sınırı aşacak şekilde belirlenmesi mümkün değildir. Uzatma imkânı yalnızca toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işyerleri için geçerlidir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşveren haklı nedenle iş sözleşmesini nasıl feshedebilir?

İşveren, işçinin sağlık nedenleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları, zorlayıcı sebepler veya benzeri kanunda sayılan hallerin varlığı halinde iş sözleşmesini haklı nedenle ve derhal feshedebilir. Bu fesih türünde işverenin ihbar süresine uyma veya ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü genellikle bulunmaz. Haklı nedenin gerçekten var olup olmadığı, somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşçi haklı nedenle iş sözleşmesini nasıl feshedebilir?

İşçi; sağlık nedenleri, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışları (örneğin ücretin ödenmemesi) veya zorlayıcı sebepler gibi kanunda sayılan hallerde iş sözleşmesini haklı nedenle ve derhal feshedebilir. Bu şekilde fesheden işçi, şartların oluşması halinde kıdem tazminatına hak kazanabilir. İşçinin haklı nedenle fesih hakkını kullanabilmesi için genellikle kanunda öngörülen süre içinde hareket etmesi gerekir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Süreli fesih (ihbarlı fesih) nedir?

Süreli fesih, belirsiz süreli iş sözleşmesinin taraflardan biri tarafından kanunda öngörülen ihbar süresine uyularak veya bu süreye ait ücretin peşin ödenmesi suretiyle sona erdirilmesidir. Haklı bir neden aranmaksızın kullanılabilen bu fesih türünde amaç, karşı tarafa yeni bir düzen kurması için zaman tanımaktır. Süreli fesih hakkının kötüye kullanılması halinde kötüniyet tazminatı gündeme gelebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İhbar süresi kıdeme göre nasıl belirlenir?

4857 sayılı İş Kanunu, işçinin kıdemine göre kademeli ihbar süreleri öngörür: altı aya kadar kıdemi olanlar için iki hafta, altı ay ile bir buçuk yıl arası için dört hafta, bir buçuk yıl ile üç yıl arası için altı hafta, üç yıldan fazla kıdemi olanlar için sekiz hafta olarak uygulanır. Bu süreler asgari süreler olup sözleşmeyle artırılabilir. İhbar süresine uyulmadan yapılan fesihlerde ihbar tazminatı gündeme gelir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İhbar tazminatı nedir, kimler talep edebilir?

İhbar tazminatı, süreli fesih hakkını kullanırken kanunda öngörülen ihbar süresine uymayan veya bu süreye ait ücreti peşin ödemeyen tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken tazminattır. Hem işveren hem de işçi, ihbar süresine uyulmadan yapılan fesihlerde bu tazminatı talep edebilir. İhbar tazminatının hesabında işçinin giydirilmiş brüt ücreti esas alınır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kıdem tazminatına hak kazanmak için gereken asgari çalışma süresi nedir?

Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin aynı işverene ait işyeri veya işyerlerinde kesintisiz olarak en az bir yıl çalışmış olması gerekir. Bir yıldan kısa süreli çalışmalarda, iş sözleşmesi hangi nedenle sona ererse ersin kıdem tazminatı talep edilemez. Bu bir yıllık süre, kanunla belirlenmiş sabit bir eşiktir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kıdem tazminatı hangi hallerde ödenir?

Kıdem tazminatı; işveren tarafından ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık dışındaki nedenlerle yapılan fesihlerde, işçinin haklı nedenle istifa etmesinde, muvazzaf askerlik, emeklilik ve kadın işçinin evlilik nedeniyle belirli bir süre içinde işten ayrılması gibi kanunda sayılan hallerde ödenir. Kıdem tazminatı hakkı, en az bir yıllık kıdem şartının sağlanmış olmasına bağlıdır. Şartların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği her durumda ayrıca değerlendirilmelidir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İstifa eden işçi kıdem tazminatı alabilir mi?

Kural olarak, herhangi bir haklı neden olmaksızın kendi isteğiyle istifa eden işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. Ancak işçinin sağlık, işverenin davranışları veya kanunda sayılan diğer haklı nedenlerle istifa etmesi halinde, kıdem şartının sağlanması kaydıyla kıdem tazminatı talep edilebilir. Ayrıca emeklilik, askerlik gibi kanunda özel olarak düzenlenen istifa hallerinde de kıdem tazminatı hakkı doğabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?

Kıdem tazminatı, işçinin işe başladığı tarihten itibaren her tam çalışma yılı için otuz günlük brüt ücreti tutarında hesaplanır; bir yıldan artan süreler oranlanarak hesaba katılır. Hesaplamada işçinin son brüt ücretine ek olarak düzenli ödenen ikramiye, yemek, yol gibi para ile ölçülebilen menfaatler de dikkate alınır (giydirilmiş ücret). Güncel hesaplama ve varsa uygulanan tavan tutarı için hesaplama araçları sayfamızdan yararlanılabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Emeklilik nedeniyle işten ayrılan işçi kıdem tazminatı alır mı?

Emeklilik için gerekli yaş dışındaki sigortalılık süresi ve prim gün sayısı şartlarını dolduran işçi, bu nedenle işten ayrılırken kıdem tazminatına hak kazanabilir. Bu hakkın doğması için işçinin en az bir yıllık kıdem şartını da sağlamış olması gerekir. İşçinin ilgili kuruma yazılı başvurarak durumunu belgelendirmesi genellikle beklenir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Yıllık ücretli izin hakkı ne zaman doğar?

Yıllık ücretli izin hakkı, işçinin işe başladığı tarihten itibaren en az bir yıl çalışmış olması şartıyla doğar; deneme süresi de bu bir yıllık sürenin hesabına dahildir. Bir yılını doldurmayan işçi, o işyerinde yıllık izin kullanamaz. İzin hakkından feragat edilemez; bu hak niteliği gereği işçiye tanınmış vazgeçilemez bir haktır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Yıllık izin süresi kıdeme göre nasıl değişir?

4857 sayılı İş Kanunu'na göre yıllık izin süresi, hizmet süresi bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlar için on dört günden, hizmet süresi beş yıldan fazla on beş yıldan az olanlar için yirmi günden, on beş yıl ve daha fazla olanlar için yirmi altı günden az olamaz. On sekiz yaşından küçük ve elli yaşından büyük işçiler için ise asgari izin süresi yirmi günden az olamaz. Bu süreler kanunda sabit asgari sürelerdir; sözleşmeyle artırılabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kullanılmayan yıllık izin ücrete dönüştürülebilir mi?

İş ilişkisi devam ederken yıllık izin kural olarak nakde çevrilemez; işçinin fiilen izin kullanması esastır. Ancak iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçinin kullanmadığı izin sürelerine ait ücreti işveren tarafından ödenir. Bu ödeme genellikle işçinin son ücreti üzerinden hesaplanır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Fazla mesai nedir ve hangi şartlarda yaptırılabilir?

Fazla mesai, kanunda öngörülen normal haftalık çalışma süresinin üzerinde yapılan çalışmadır. Fazla çalışma genellikle ancak işin niteliği, ülke yararı veya işin gereği gibi kanunda öngörülen nedenlerle ve kanunda belirlenen yıllık sınırlar içinde yaptırılabilir. Ayrıca işçinin bu çalışmaya onay vermiş olması da aranan şartlardan biridir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Fazla mesai için işçinin onayı gerekli midir?

Evet, fazla çalışma yaptırılabilmesi için işçinin yazılı onayının alınması gerekir; bu onay her yıl başında yenilenebilir şekilde düzenlenir. İşçinin onayı olmaksızın yaptırılan fazla çalışma, işçiye haklı nedenle fesih imkânı tanıyabilir. İşe girişte alınan genel bir onay da uygulamada bu şartı karşılayabilir; ancak işçi sonradan bu onayını geri alabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Fazla mesai ücreti nasıl hesaplanır?

Fazla çalışmanın her saati için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının belirli bir oranda artırılması suretiyle ödenir; işçi dilerse fazla çalışma karşılığında zamlı ücret yerine serbest zaman kullanabilir. Fazla çalışma ücretinin hesabında işçinin brüt saat ücreti esas alınır. Ayrıntılı hesaplama için hesaplama araçları sayfamız kullanılabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Mobbing (psikolojik taciz) nedir?

Mobbing, işyerinde bir işçinin sistematik ve süreklilik arz eder biçimde dışlanması, aşağılanması, iş yapmasının engellenmesi veya benzeri davranışlarla psikolojik baskıya maruz bırakılmasıdır. Tek seferlik veya olağan iş ilişkisi içinde kalan eleştiriler genellikle mobbing olarak nitelendirilmez; süreklilik ve kasıt unsuru önemlidir. Mobbing, hem işveren hem de diğer çalışanlar tarafından uygulanabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Mobbinge maruz kalan işçinin hangi hakları vardır?

Mobbinge maruz kalan işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle feshedip kıdem tazminatı talep edebilir; ayrıca uğradığı zararların tazmini için maddi ve manevi tazminat davası açabilir. İşçi, mobbing iddiasını ilgili idari makamlara ve gerekirse yargıya taşıyabilir. İşverenin bu konuda önleyici tedbir alma ve şikayetleri araştırma yükümlülüğü de bulunur.

İlgili kanun: İş Kanunu

Eşit davranma ilkesi ne anlama gelir?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesinde düzenlenen eşit davranma ilkesi, işverenin dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep gibi nedenlerle işçiler arasında ayrım yapmasını yasaklar. İlke, iş ilişkisinin kurulmasından sona ermesine kadar tüm aşamaları kapsar. Aynı nitelikteki işte çalışan işçiler arasında haklı bir neden olmaksızın farklı uygulama yapılması bu ilkeye aykırılık oluşturabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Eşit davranma ilkesinin ihlali işçiye hangi hakkı verir?

Eşit davranma ilkesinin ihlal edildiğini ispatlayan işçi, dört aya kadar ücreti tutarında bir tazminat ile yoksun bırakıldığı diğer haklarını talep edebilir. İşçinin, ayrımcılığa uğradığına dair güçlü bir emare ortaya koyması genellikle yeterli kabul edilir; bunun ardından ispat yükü işverene geçebilir. Ayrımcılık iddiaları somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kadın işçilerin doğum öncesi ve sonrası izin hakkı nedir?

Kadın işçiye, doğumdan önce sekiz hafta ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam on altı haftalık ücretli analık izni tanınır; çoğul gebeliklerde doğum öncesi süreye iki hafta daha eklenir. Sağlık durumu uygun olan işçi, doktor onayıyla doğumdan önceki üç haftaya kadar çalışabilir; bu şekilde kullanılmayan süre doğum sonrası izine eklenir. Bu izin süreleri kanunla sabitlenmiş asgari sürelerdir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Süt izni (emzirme izni) nedir?

Kadın işçiye, doğumdan sonraki belirli bir süre boyunca çocuğunu emzirmesi için günlük belirli bir süre izin verilir ve bu süreler işçinin günlük çalışma süresinden sayılır. Bu iznin ne zaman ve hangi bölümler halinde kullanılacağını işçi kendisi belirler. Süt izni ücretli bir izindir ve işveren tarafından kesinti yapılmaksızın ödenir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Doğum sonrası kadın işçi kısmi süreli çalışma talep edebilir mi?

Evet, analık izninin bitiminden itibaren belirli bir süre içinde, kadın işçi çocuğunun yaşına göre belirli bir süreyle sınırlı olarak kısmi süreli çalışma talep edebilir; işveren bu talebi kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde karşılamakla yükümlüdür. Bu haktan yararlanan işçinin iş sözleşmesi bu nedenle feshedilemez. Kısmi süreli çalışma sonrasında işçi eski tam süreli pozisyonuna dönme hakkına da sahiptir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşyeri devri iş sözleşmelerini nasıl etkiler?

İşyerinin veya bir bölümünün hukuki bir işlemle başka bir işverene devredilmesi halinde, devir tarihinde mevcut iş sözleşmeleri tüm hak ve borçlarıyla birlikte devralan işverene geçer. İşçinin kıdemi, devirden önceki ve sonraki sürelerin toplamı esas alınarak hesaplanır. İşyeri devri, tek başına işçi için haklı fesih nedeni oluşturmaz; ancak çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik varsa işçinin buna itiraz hakkı doğabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Toplu işçi çıkarma nasıl yapılır?

İşyerindeki işçi sayısına bağlı olarak belirli bir oran veya sayının üzerinde işçinin bir ay içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde ancak bir aylık süre içinde işe son verilmesi, kanunda toplu işçi çıkarma olarak tanımlanır. İşveren bu durumda fesihten en az otuz gün önce durumu ilgili bölge müdürlüğüne, Türkiye İş Kurumuna ve varsa işyeri sendika temsilcilerine yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür. Toplu işçi çıkarmada usule uyulmaması, fesihlerin geçersizliği gibi hukuki sonuçlar doğurabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Performans veya davranış nedeniyle fesihte savunma alınması zorunlu mudur?

İşçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle yapılan geçerli veya haklı nedenle fesihlerde, fesihten önce işçinin savunmasının alınması 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesi gereği zorunludur. Savunma isteme yükümlülüğü, işçiye somut olarak isnat edilen olay veya davranış belirtilerek yerine getirilmelidir. Bu yükümlülük özellikle 25. maddenin ikinci fıkrasındaki ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık nedeniyle yapılan fesihlerde önem taşır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Savunma alınmadan yapılan fesihin sonucu nedir?

Savunma alınması zorunlu olduğu halde bu yükümlülüğe uyulmadan yapılan fesih, işe iade davasında geçersiz fesih olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçi işe iadesini talep edebilir; işverenin işçiyi işe başlatmaması halinde kanunda öngörülen tazminatlar gündeme gelir. Savunma isteme yükümlülüğü, işçinin kendini savunma hakkını güvence altına almayı amaçlar.

İlgili kanun: İş Kanunu

Rekabet yasağı sözleşmesi nedir?

Rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra belirli bir süre, bölge ve iş kolu ile sınırlı olarak işverenle rekabet eden bir faaliyette bulunmasını yasaklayan, esas olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen bir sözleşme türüdür. Geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması ve işçinin makul ölçüde kısıtlanması gerekir; aşırı ve ölçüsüz sınırlamalar mahkemece kısmen geçersiz sayılabilir. Bu tür sözleşmeler genellikle üst düzey veya müşteri/ticari sır bilgisine erişimi olan çalışanlar için gündeme gelir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Stajyer ile çırak arasındaki fark nedir?

Çırak, bir meslek dalında mesleki eğitim görmek amacıyla işletmede uygulamalı eğitim alan ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında değerlendirilen kişidir; çıraklık ilişkisi genellikle iş sözleşmesi sayılmaz. Stajyer ise eğitim kurumunun programı gereği belirli bir süre işyerinde uygulama yapan öğrencidir ve bu ilişki de kural olarak iş sözleşmesi niteliğinde değildir. Her iki durumda da işçilik hak ve yükümlülükleri, genel iş ilişkisinden farklı, kendine özgü kurallara tabidir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Uzaktan çalışma sözleşmesi nedir?

Uzaktan çalışma, işçinin işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirdiği, yazılı iş sözleşmesiyle kurulan bir çalışma biçimidir. Sözleşmede işin tanımı, yapılma şekli, süresi, ücreti, kullanılacak ekipman ve bunların bakım-onarım sorumluluğu gibi hususların yer alması gerekir. Uzaktan çalışan işçi, iş sağlığı ve güvenliği dahil pek çok konuda işyerinde çalışan işçiyle eşit haklara sahiptir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşçilerin sendikaya üye olma ve toplu iş sözleşmesi hakkı var mıdır?

İşçiler, Anayasa ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu çerçevesinde serbestçe sendika kurma, sendikaya üye olma ve toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakkına sahiptir. Toplu iş sözleşmesi, işyerinde belirlenen yetki şartlarının sağlanması halinde işçi sendikası ile işveren veya işveren sendikası arasında imzalanır ve işçilerin ücret, çalışma süresi gibi haklarını iş sözleşmesinden daha lehe şekilde düzenleyebilir. Bu hak, işçinin sendikal faaliyeti nedeniyle işveren tarafından farklı işleme tabi tutulmasına karşı da koruma sağlar.

İlgili kanun: İş Kanunu

Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmayan işçiye ücret ödenir mi?

4857 sayılı Kanun'un 47. maddesine göre ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmayan işçiye, bu günler için herhangi bir iş karşılığı olmaksızın günlük ücreti tam olarak ödenir. Örneğin işçi 1 Mayıs veya bayram tatilinde hiç çalışmasa dahi o günün ücretini normal bir çalışma günündeymiş gibi alır. İşçi bu günlerde fiilen çalıştırılırsa, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, ayrıca çalıştığı her gün için bir yevmiye tutarında ilave ücrete hak kazanır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Hafta tatili ücreti nasıl hesaplanır, çalışılmasa da ödenir mi?

4857 sayılı Kanun'un 46. maddesine göre işçi, kanuni çalışma süresini o hafta içinde eksiksiz doldurmuş olmak koşuluyla, çalışmadığı hafta tatili günü için de bir iş karşılığı olmaksızın bir günlük ücretini alır. Haftalık 45 saatlik çalışma süresi haftanın çalışılan günlerine farklı biçimde dağıtılmış olsa dahi, işçinin haftalık izin günü ücretsiz sayılmaz. İşçi hafta tatilinde fiilen çalıştırılırsa bu çalışma, zamlı ücrete tabi hafta tatili çalışması olarak değerlendirilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşçiler gecede en fazla kaç saat çalıştırılabilir?

4857 sayılı Kanun'un 69. maddesine göre çalışma hayatında 'gece', saat 20:00'de başlayıp 06:00'ya kadar süren ve her hâlde en fazla 11 saat süren dönem olarak tanımlanır; işçilerin gece çalışmaları günde 7,5 saati geçemez. Bu sınırın istisnası olarak turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde işçinin yazılı onayı alınmak kaydıyla 7,5 saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilir. Bu süre sınırlaması işçi sağlığını korumak amacıyla getirildiğinden, aksine davranan işverenler idari para cezasıyla karşılaşabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Telafi çalışması nedir, hangi hallerde ve ne kadar süreyle yaptırılabilir?

4857 sayılı Kanun'un 64. maddesine göre telafi çalışması; zorlayıcı nedenlerle işin durması, ulusal bayram ve genel tatillerden önce veya sonra işyerinin tatil edilmesi ya da işçinin kendi isteğiyle izin alması gibi nedenlerle çalışılamayan sürelerin, işçinin normal çalışma süresinin üzerine eklenerek telafi edilmesidir. Bu çalışma, nedeninin ortadan kalktığı tarihten itibaren dört ay içinde tamamlanmalı, günde en fazla üç saat olmalı ve günlük en çok çalışma süresini aşmamalıdır. Telafi çalışması tatil günlerinde yaptırılamaz ve fazla çalışma sayılmadığından ayrıca zamlı ücret ödenmesini gerektirmez.

İlgili kanun: İş Kanunu

Denkleştirme esasına göre çalışma (yoğunlaştırılmış iş haftası) nasıl uygulanır?

4857 sayılı Kanun'un 63. maddesine göre taraflar anlaşırsa, haftalık 45 saatlik normal çalışma süresi, günde 11 saati aşmamak kaydıyla haftanın çalışılan günlerine farklı şekilde dağıtılabilir; bu durumda işçinin iki aylık dönem içindeki haftalık ortalama çalışma süresi normal haftalık süreyi aşamaz. Örneğin işçi bir hafta 50 saat, ertesi hafta 40 saat çalışabilir; toplamın iki aylık ortalaması 45 saati geçmediği sürece fazla çalışma ücreti doğmaz. Bu iki aylık denkleştirme süresi, toplu iş sözleşmesiyle dört aya kadar artırılabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kısmi süreli çalışan işçi tam süreli çalışmaya geçmeyi talep edebilir mi?

4857 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalışan işçi, işyerinde aynı işi yapmak üzere tam süreli çalışacak işçi alınacağı zaman bu durumdan haberdar edilmeli ve talebi hâlinde öncelikle değerlendirilmelidir. İşçi, boşalan tam süreli pozisyona geçmek istediğini işverene yazılı olarak bildirmeli, işveren de boş pozisyonları uygun aralıklarla işyerinde ilan etmelidir. Kanun işverene tam süreliye geçirme zorunluluğu değil öncelikli değerlendirme yükümlülüğü getirdiğinden, işveren nesnel gerekçelerle başka bir adayı tercih edebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşyeri disiplin yönetmeliği hazırlamak zorunlu mudur, hangi işlevi görür?

4857 sayılı Kanun'da genel bir disiplin yönetmeliği hazırlama zorunluluğu doğrudan düzenlenmemekle birlikte, işyeri iç yönetmeliği işverenin yönetim hakkını somutlaştıran ve önceden ilan edilmiş bir belge olarak fesih ve ceza uygulamalarında önemli bir dayanak oluşturur. İşyerinde 30 ve üzeri işçi çalıştıran işverenler bakımından iç yönetmelik hükümleri iş sözleşmesinin eki niteliğinde kabul edilir ve işçiye tebliğ edilmesi gerekir; aksi hâlde işçi aleyhine ileri sürülmesi güçleşir. Uygulamada disiplin kurallarının işçiye imza karşılığı tebliğ edilmiş olması, sonradan yapılacak davranış nedenli fesihlerde işveren lehine ispat kolaylığı sağlar.

İlgili kanun: İş Kanunu

İhbar öneli süresince işçiye iş arama izni verilir mi?

4857 sayılı Kanun'un 27. maddesine göre süreli fesih bildiriminin yapıldığı ihbar öneli içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için günde en az iki saat iş arama izni vermek zorundadır. İşçi isterse bu izin saatlerini birleştirerek toplu şekilde kullanabilir, ancak bu durumda izni derli toplu kullanacağı günü işten ayrılacağı tarihten önce işverene bildirmek zorundadır. İş arama izni verilmeden çalıştırılan işçiye bu izin süresine ait ücreti ayrıca ödenir ve söz konusu izin süresi çalışılmış gibi ücrete hak kazandırır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşmazlık çıkarsa grev ve lokavt süreci nasıl işler?

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'na göre toplu görüşmede anlaşma sağlanamayıp uyuşmazlık tespit edilirse taraflardan biri arabulucuya başvurabilir; arabuluculuk da sonuçsuz kalırsa işçi sendikası kanuni grev, işveren de kanuni lokavt kararı alabilir. Grev kararı işyerinde ilan edilir ve altı iş günü sonra uygulamaya konulabilir; bu süreçte Cumhurbaşkanı, genel sağlığı ve güvenliği tehdit eden grev ve lokavtları erteleyebilir. Kanuni greve katılan işçilerin iş sözleşmesi askıya alınır ve bu işçiler kıdem-ihbar tazminatına hak kazandırmayacak şekilde işten çıkarılamaz; ancak grev nedeniyle çalışılmayan süre için ücrete bağlı haklar işlemez.

İlgili kanun: İş Kanunu

Sendika üyeliği nedeniyle işten çıkarılan işçinin hangi hakları vardır?

6356 sayılı Kanun'un 25. maddesine göre işçinin sendikaya üye olması, sendikal faaliyette bulunması veya sendika yöneticiliği yapması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi sendikal ayrımcılık sayılır ve kanunla yasaktır. İşçi feshin sendikal nedene dayandığını dava yoluyla ileri sürebilir; işveren feshin başka bir geçerli nedene dayandığını ispatla yükümlüdür ve bu ispat sağlanamazsa fesih geçersiz sayılır. İş güvencesi kapsamındaki işçi işe iade talep edebileceği gibi işe başlatılmama hâlinde işçinin bir yıllık ücretinden az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir; iş güvencesi kapsamı dışındaki işçi ise doğrudan sendikal tazminat talep edebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşe iade davası açabilmek için hangi şartlar aranır, süreç nasıl işler?

4857 sayılı Kanun'un 18-21. maddelerine göre işe iade davası açabilmek için işyerinde otuz veya daha fazla işçi çalıştırılması, işçinin en az altı aylık kıdeminin bulunması, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışılması ve işçinin işveren vekili konumunda olmaması gerekir; ayrıca fesih geçerli bir nedene dayanmamalıdır. İşçi, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde önce arabulucuya başvurmak zorundadır; arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Mahkeme feshi geçersiz bulursa işe iadeye karar verir; işveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmazsa en az dört en çok sekiz aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatı ödemekle yükümlü olur.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kötü niyet tazminatı nedir, kimler talep edebilir?

4857 sayılı Kanun'un 17. maddesine göre iş güvencesi kapsamı dışında kalan işçinin iş sözleşmesi, fesih hakkının kötüye kullanılarak, örneğin sendikaya üye olması veya şikâyette bulunması gibi dürüstlük kuralına aykırı bir gerekçeyle feshedilirse işçiye ihbar önelinin üç katı tutarında kötü niyet tazminatı ödenir. Bu tazminat, iş güvencesi kapsamındaki (30 ve üzeri işçi çalıştırılan işyerinde altı ay kıdemi olan) işçiler için değil, iş güvencesinden yararlanamayan işçiler için öngörülmüş bir korumadır. Kötü niyet tazminatına ek olarak işçinin ihbar ve varsa kıdem tazminatı talep hakkı da ayrıca saklıdır.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşe alım sürecinde ayrımcılığa uğrayan bir aday veya işçi ne kadar tazminat talep edebilir?

4857 sayılı Kanun'un 5. maddesinde düzenlenen eşit davranma ilkesinin dil, ırk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, sendika üyeliği gibi sebeplerle ihlali hâlinde işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki ayrımcılık tazminatı ile birlikte yoksun bırakıldığı hakları da talep edebilir. Bu tazminat işe alım aşamasında, çalışma sırasında veya iş sözleşmesinin sona ermesinde ortaya çıkan ayrımcılık iddiaları için ayrı ayrı ileri sürülebilir. İşçi ayrımcılık iddiasını güçlü biçimde ortaya koymakla yükümlü olup, işveren davranışının ayrımcılık teşkil etmediğini ispat etmek zorundadır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Evlenen kadın işçi işten ayrılırsa kıdem tazminatı alabilir mi?

1475 sayılı eski İş Kanunu'nun halen yürürlükte olan 14. maddesine göre kadın işçi, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteğiyle iş sözleşmesini feshederse kıdem tazminatına hak kazanır. Bu hak yalnızca kadın işçiye tanınmış olup bir yıllık süre evlilik tarihinden itibaren hesaplanır ve sürenin kaçırılması hâlinde bu özel fesih hakkı kullanılamaz. İşçinin en az bir yıllık kıdeminin bulunması ve fesih iradesini evlilik cüzdanı örneğiyle birlikte yazılı olarak işverene bildirmesi uygulamada ispat kolaylığı sağlar.

İlgili kanun: İş Kanunu

Askere giden işçinin iş sözleşmesi feshedilirse kıdem tazminatı öder mi işveren?

1475 sayılı Kanun'un 14. maddesine göre muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle işten ayrılan işçinin iş sözleşmesi feshedilirse, işçinin kıdemine uygun kıdem tazminatı işveren tarafından ödenir. Bu hak için işçinin askerlik celp belgesini işverene ibraz ederek sözleşmesini bu nedenle feshettiğini bildirmesi gerekir. Askerlik dönüşü aynı işyerine geri dönme konusunda kanunda işverene mutlak bir geri işe alma zorunluluğu getirilmemiştir; bu husus toplu iş sözleşmesi veya bireysel sözleşme hükümlerine göre ayrıca değerlendirilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Maaşı zamanında ödenmeyen işçi iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir mi?

4857 sayılı Kanun'un 24/II-e maddesine göre ücretin kanun veya sözleşme hükümlerine uygun biçimde hesaplanmaması veya ödenmemesi, işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshetme hakkı verir. İşçinin bu hakkı kullanabilmesi için ücretin ödenmemesinin mücbir sebebe dayanmaması gerekir; mücbir sebep dışında geciken her ödeme bu fesih hakkını doğurur. İşçi bu şekilde haklı nedenle feshederse kıdem tazminatına hak kazanır, ancak kendisi feshettiği için ihbar tazminatı talep edemez.

İlgili kanun: İş Kanunu

2026 yılı asgari ücreti ne kadardır ve bordroda nasıl gösterilir?

1 Ocak 2026 itibarıyla aylık brüt asgari ücret 33.030,00 TL, işçinin eline geçen net asgari ücret ise 28.075,50 TL olarak belirlenmiş olup bu tutarlar Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararıyla Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Bordroda brüt ücretten SGK işçi primi, işsizlik sigortası işçi primi ve gelir vergisi kesintileri yapılır; asgari ücret düzeyindeki gelir vergisi ve damga vergisi istisnası nedeniyle net ücret brüt tutarın önemli bir kısmını korur. İşverenin asgari ücretin altında ücret bordrosu düzenlemesi 4857 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil eder ve idari para cezası ile karşılaşabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Bir işçiye yılda en fazla kaç saat fazla çalışma yaptırılabilir?

4857 sayılı Kanun'un 41. maddesine dayanılarak çıkarılan İş Kanunu'na İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği'ne göre bir işçiye yılda toplam 270 saatten fazla fazla çalışma yaptırılamaz. Bu sınır işçinin sağlığını ve iş güvenliğini korumak amacıyla getirilmiş olup, işverenin işçiden yazılı onay almış olması bu üst sınırı aşma hakkı vermez. Yıllık 270 saatlik sınırın aşılması hâlinde işveren idari para cezasıyla karşılaşabileceği gibi işçi de bu durumu haklı fesih nedeni olarak ileri sürebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Gece vardiyasında çalışan işçiler için sağlık raporu almak zorunlu mudur?

4857 sayılı Kanun'un 69. maddesine göre gece çalıştırılacak işçiler işe başlamadan önce, çalışma esnasında ise en az yılda bir defa olmak üzere işveren tarafından periyodik sağlık muayenesinden geçirilir ve bu muayene sonucu sağlık raporu ile belgelenir. Sağlık nedeniyle gece çalışmasının kendisi için sakıncalı olduğu tespit edilen işçi uygun bir gündüz işine nakledilmeyi talep edebilir ve işveren imkanlar ölçüsünde bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Bu muayene giderleri işveren tarafından karşılanır ve gerekli muayene yapılmadan işçinin gece çalıştırılması işveren için idari yaptırım riski doğurur.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşveren işçiyi aynı işyerinde başka bir göreve veya bölüme nakledebilir mi?

İşveren, yönetim hakkı kapsamında işçiyi iş sözleşmesinde belirlenen esaslı çalışma koşullarını değiştirmeden aynı işyeri içinde başka bir göreve veya birime yönlendirebilir; ancak bu yetki sınırsız olmayıp dürüstlük kuralına ve işçinin niteliklerine uygun olmalıdır. Yeni görevin işçinin ücretinde, unvanında veya statüsünde esaslı bir değişiklik yaratması durumunda bu artık basit bir nakil değil, 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesi kapsamında esaslı değişiklik sayılır ve işçinin yazılı onayını gerektirir. İşçinin haklı bir sebep göstermeksizin kabul edilebilir bir nakle uymaması, işveren açısından geçerli veya haklı fesih nedeni oluşturabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşveren çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapmak isterse işçinin onayı gerekir mi?

4857 sayılı Kanun'un 22. maddesine göre işveren, iş sözleşmesiyle veya eki niteliğindeki personel yönetmeliği gibi belgelerle belirlenen çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. İşçi bu değişiklik teklifini altı iş günü içinde yazılı olarak kabul etmezse değişiklik işçiyi bağlamaz; işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını yazılı olarak açıklayarak sözleşmeyi feshedebilir. İşçi de bu tür bir değişikliği fesih olarak nitelendirip geçerli neden şartlarına uygunluğunu ve fesih usulünün uygulanmadığını ileri sürerek dava açabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İş sözleşmesi hangi hâllerde askıya alınmış sayılır?

İş sözleşmesinin askıya alınması, sözleşme sona ermeden tarafların karşılıklı edim yükümlülüklerinin geçici olarak durmasıdır ve 4857 sayılı Kanun kapsamında grev-lokavt süresi, ücretsiz izin, muvazzaf askerlik, uzun süreli hastalık nedeniyle istirahat, gözaltı veya tutukluluk gibi hâllerde ortaya çıkabilir. Askı hâlinde işçinin iş görme, işverenin de ücret ödeme borcu genel olarak durur, ancak iş sözleşmesi kendiliğinden sona ermez ve işçinin kıdemi belirli sınırlar içinde işlemeye devam eder. Askı süresinin sona ermesiyle taraflardan biri açısından haklı nedenle fesih şartları oluşmadıkça işçi işe dönmek, işveren de işçiyi yeniden çalıştırmak zorundadır.

İlgili kanun: İş Kanunu

Özel istihdam bürosu aracılığıyla geçici iş ilişkisi nasıl kurulur?

4857 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre özel istihdam bürosu aracılığıyla geçici iş ilişkisi, büronun işçiyi geçici olarak çalışması için bir başka işverene (kullanan işverene) devretmesiyle kurulur ve işçi ile özel istihdam bürosu arasında yazılı iş sözleşmesi imzalanması zorunludur. Bu ilişki kanunda sayılan belirli hâllerde (örneğin analık izni, askerlik, mevsimlik tarım işleri, ev hizmetleri, iş sağlığı ve güvenliği bakımından acil işler gibi) kurulabilir ve aynı işçi için kullanan işverendeki toplam çalışma süresi kanunda öngörülen sınırları aşamaz. İşçinin ücreti ve genel çalışma şartları bakımından kullanan işverendeki emsal işçiden düşük olmaması esastır ve iş sağlığı-güvenliği yükümlülüklerinden kullanan işveren de sorumludur.

İlgili kanun: İş Kanunu

Belirsiz süreli çalışan bir işçinin sözleşmesi sonradan belirli süreliye çevrilebilir mi?

4857 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca belirli süreli iş sözleşmesi ancak belirli bir işin tamamlanması, belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif esaslı bir nedene dayalı olarak yapılabileceğinden, hâlihazırda belirsiz süreli çalışan bir işçinin sözleşmesi işverence tek taraflı ve objektif neden olmaksızın belirli süreliye çevrilemez. Böyle bir değişiklik işçinin çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğundan Kanun'un 22. maddesi uyarınca işçinin yazılı onayını gerektirir ve işçi bu değişikliği kabul etmek zorunda değildir. Objektif neden olmaksızın yapılan veya işçinin onayı alınmadan dayatılan böyle bir çevirme, yargı kararlarında geçersiz kabul edilme ve işçinin belirsiz süreli statüsünün devam ettiğinin tespiti talebiyle karşılaşma riski taşır.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşe gelmeyen (devamsızlık yapan) işçinin sözleşmesi hangi şartlarda feshedilebilir?

4857 sayılı Kanun'un 25/II-g maddesine göre işçinin işverenden izin almaksızın ve haklı bir sebebi olmaksızın ardı ardına iki iş günü, bir ayda iki kez herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü veya bir ayda üç iş günü işe gelmemesi işverene haklı nedenle derhal fesih hakkı verir. Bu fesih hakkının doğması için devamsızlığın tutanakla tespit edilmiş ve işçiye savunma hakkı da tanınmış olmak üzere usulüne uygun şekilde belgelenmiş olması önem taşır. Haklı nedenle devamsızlık sebebiyle feshedilen işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamaz; ancak fesih hakkı işverenin devamsızlığı öğrendiği günden itibaren altı iş günü ve her hâlde olaydan itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.

İlgili kanun: İş Kanunu

4857 sayılı Kanun'da işçiye tanınan mazeret izinleri nelerdir?

4857 sayılı Kanun'un 55, 56 ve 74. maddeleri kapsamında işçiye evlilik, ölüm, doğum yapma, eşinin doğum yapması, ciddi hastalık ve engelli çocuğun tedavisi gibi hâllerde ücretli mazeret izinleri tanınmış; ayrıca yıllık izin, hafta tatili ve genel tatiller bu mazeret izinlerinden ayrı kategoriler olarak düzenlenmiştir. Kanunda öngörülmeyen mazeretler için işveren, iç yönetmelik veya bireysel sözleşme ile ücretsiz ya da ücretli ek izin uygulaması getirebilir; bu tür izinler kanuni asgari haklara ek niteliktedir. Mazeret izni süresince iş sözleşmesi askıya alınmaz, işçinin kıdemi kesintisiz işlemeye devam eder.

İlgili kanun: İş Kanunu

Evlilik, doğum ve ölüm hâllerinde işçiye kaç gün ücretli izin verilir?

4857 sayılı Kanun'un 56. maddesine göre işçiye kendisinin evlenmesi hâlinde üç gün, eşinin doğum yapması hâlinde beş gün, ana veya babasının, eşinin, kardeşinin veya çocuğunun ölümü hâlinde üç gün ücretli izin verilir; engelli çocuğun tedavisinde yılda azami on güne kadar ücretli izin hakkı ayrıca tanınmıştır. Bu süreler kanuni asgari süreler olup toplu iş sözleşmesi veya bireysel iş sözleşmesiyle işçi lehine artırılabilir. İşveren bu izinleri kullandırmaz veya ücretini kesintiye uğratırsa işçi hem izin hakkının hem de ücretinin ödenmesini talep edebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Toplu işçi çıkarmada işverenin Türkiye İş Kurumu'na (İŞKUR) bildirim yükümlülüğü nasıl işler?

4857 sayılı Kanun'un 29. maddesine göre işveren, toplu işçi çıkarma kapsamına giren fesih kararını en az otuz gün önceden işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumu'na yazılı olarak bildirmek zorundadır; bildirimde fesih nedenleri, etkilenecek işçi sayısı ve işten çıkarmaların yapılacağı tarihler yer alır. Fesih bildirimleri, işverenin bu bildirimi yaptığı tarihten itibaren otuz gün sonra hüküm doğurur; bu süre içinde işveren toplu görüşme yaparak sendika veya işçi temsilcileriyle olası çözümleri değerlendirmek durumundadır. Bildirim yükümlülüğüne aykırı davranan işveren idari para cezasıyla karşılaşabilir ve bu durum ayrıca yapılan fesihlerin geçerliliğini de etkileyebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İşten ayrılırken imzalanan ibranamenin hukuki geçerliliği var mıdır?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesine göre işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en az bir ay geçmiş olması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi ve ödemenin banka aracılığıyla yapılmış olması şarttır. Bu şartları taşımayan, örneğin işten çıkışla aynı gün imzalatılan veya alacak kalemlerini teker teker belirtmeyen genel nitelikli ibranameler kesin hükümsüz sayılır ve işçinin sonradan alacak davası açmasına engel olmaz. Miktar içermeyen ancak alacağın tamamen ödendiğini doğrulayan makbuz niteliğindeki ibralar ise ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulur ve yalnızca belirtilen kalemler için karine oluşturabilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İş sözleşmesine konulan cezai şart hükümleri geçerli midir?

Yargıtay içtihatları ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri uyarınca iş sözleşmesine cezai şart konulması mümkündür, ancak işçi aleyhine tek taraflı, yalnızca işçiyi bağlayıp işvereni bağlamayan cezai şart hükümleri karşılıklılık ilkesine aykırı bulunarak geçersiz sayılır. Cezai şartın geçerli olabilmesi için karşılıklı olması, makul ve ölçülü bir miktar öngörmesi ve genellikle belirli süreli sözleşmeler veya eğitim/rekabet yasağı gibi özel yükümlülüklerle bağlantılı olması aranır. Aşırı yüksek bulunan cezai şart tutarları hâkim tarafından Türk Borçlar Kanunu'nun 182. maddesi kapsamında re'sen indirilebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kısmi süreli (part-time) çalışan işçinin kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?

Kısmi süreli çalışan işçinin kıdem tazminatı, tam süreli çalışan işçiyle aynı esaslara göre, işçinin fiilen aldığı ücret üzerinden ve toplam kıdem süresi dikkate alınarak hesaplanır; her tam yıl için işçinin son giydirilmiş brüt ücretinin 30 günlük tutarı esas alınır. İşçinin haftada kaç gün veya günde kaç saat çalıştığı kıdem süresinin hesabına değil, hesaplamada esas alınacak ücretin miktarına yansır; yani kısmi süreli çalışan işçinin ücreti tam süreliye göre düşük olacağından kıdem tazminatı tutarı da orantılı olarak daha az çıkar. Hesaplanan tutar, 2026 yılı ilk yarısı için 64.948,77 TL olan kıdem tazminatı tavanını aşamaz.

İlgili kanun: İş Kanunu

Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı davalarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

4857 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesine göre kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin talepler için zamanaşımı süresi beş yıl olarak düzenlenmiştir; bu süre iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. 2017 yılı öncesinde kıdem tazminatı talepleri Türk Borçlar Kanunu'ndaki on yıllık genel zamanaşımına tabiyken, yapılan değişiklikle bu süre beş yıla indirilmiştir. Beş yıllık süre içinde dava açılmaz veya icra takibi başlatılmazsa işveren zamanaşımı def'ini ileri sürebilir ve alacak, esasa girilmeden zamanaşımı nedeniyle reddedilebilir.

İlgili kanun: İş Kanunu

İş Sağlığı ve Güvenliği (kanun sayfası →)

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği konusunda temel yükümlülükleri nelerdir?

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri eksiksiz bulundurmak ve işçileri karşılaşabilecekleri riskler konusunda bilgilendirmek ve eğitmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük 4857 sayılı İş Kanunu'nun yanı sıra 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile daha ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. İşverenin bu yükümlülüklere uymaması, hem idari hem de hukuki sorumluluk doğurabilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Hangi işyerlerinde işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı bulundurulması gerekir?

İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı uyarınca, işyerindeki çalışan sayısı ve işin tehlike sınıfı belirli eşikleri aştığında işveren, işyeri hekimi ve/veya iş güvenliği uzmanı görevlendirmekle yükümlü hale gelir; küçük işyerlerinde bu hizmet ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden de alınabilir. Uygulanacak eşik ve tehlike sınıfı değerlendirmesi işyerine özgü olduğundan somut durumun ayrıca incelenmesi gerekir. Bu konudaki güncel yükümlülükler için resmi mevzuat ve ilgili kurum duyuruları takip edilmelidir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene hangi genel yükümlülükleri getirir?

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işvereni çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak amacıyla mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgilendirmenin yapılması, gerekli organizasyon ve araçların sağlanması konusunda genel bir yükümlülük altına sokar. Bu yükümlülük işyerinin büyüklüğünden ve faaliyet alanından bağımsız olarak tüm işverenler için geçerlidir ve önleyici yaklaşımı esas alır. Uygulamada yükümlülüğün kapsamı, işyerinin tehlike sınıfına ve çalışan sayısına göre şekillenir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Risk değerlendirmesi nedir ve neden yapılır?

Risk değerlendirmesi, işyerinde var olan veya dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenerek, bunların çalışanlara, işyerine ve çevreye verebileceği zararların olasılık ve şiddet açısından değerlendirilmesi sürecidir. Amaç, ortaya çıkan riskleri ortadan kaldırmak veya kabul edilebilir seviyeye indirmek için gerekli önlemleri belirlemektir. Her işyeri, faaliyet konusu ve tehlike sınıfı ne olursa olsun risk değerlendirmesi yaptırmakla yükümlüdür.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Risk değerlendirmesi hangi sıklıkla yenilenir?

Risk değerlendirmesi tek seferlik bir işlem değildir; işyeri koşullarında değişiklik olduğunda, kullanılan ekipman veya üretim yöntemi değiştiğinde ya da bir iş kazası veya ramak kala olay yaşandığında yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Ayrıca mevzuatta öngörülen belirli aralıklarla periyodik olarak yenilenmesi de esastır. Güncel periyotlar tehlike sınıfına göre değişebildiğinden, uygulamada güncel mevzuatın takip edilmesi önemlidir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İşyeri hekimi bulundurma yükümlülüğü nasıl işler?

6331 sayılı Kanun kapsamında işverenler, çalışan sayısı ve işyerinin tehlike sınıfına bağlı olarak işyeri hekimi görevlendirmekle yükümlü olabilir. Bu görevlendirme işyerinde doğrudan istihdam şeklinde olabileceği gibi, ortak sağlık ve güvenlik birimi üzerinden hizmet alımı yoluyla da sağlanabilir. Yükümlülüğün doğup doğmadığı ve kapsamı, güncel mevzuattaki eşiklere göre ayrıca değerlendirilmelidir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğu tehlike sınıfına göre nasıl değişir?

İş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, işyerinin az tehlikeli, tehlikeli veya çok tehlikeli sınıfta yer almasına göre farklılık gösterir; çok tehlikeli sınıfa giren işyerlerinde bu yükümlülük genellikle daha kapsamlı şekilde uygulanır. Görevlendirilecek uzmanın sahip olması gereken sertifika sınıfı da işyerinin tehlike sınıfıyla ilişkilidir. Bu nedenle uygulamadaki detaylar için işyerinin tehlike sınıfının doğru tespit edilmesi büyük önem taşır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB) nedir?

Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB), işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personeli hizmetlerini birden fazla işverene dışarıdan hizmet olarak sunan, yetkili kurumlarca yetkilendirilmiş kuruluşlardır. İşverenler bu personeli doğrudan istihdam etmek yerine OSGB üzerinden hizmet satın alarak İSG yükümlülüklerini yerine getirebilir. Bu model, özellikle küçük ve orta ölçekli işyerleri için pratik bir çözüm olarak kullanılır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Çalışan temsilcisi kimdir ve görevi nedir?

Çalışan temsilcisi, işyerindeki çalışanlar arasından seçilen veya görevlendirilen, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda çalışanları temsil eden ve işverenle çalışanlar arasında bu alanda iletişimi sağlayan kişidir. Çalışan temsilcisi, işyerindeki tehlike kaynaklarını işverene bildirebilir ve alınan önlemlerin uygulanmasını izleyebilir. İşyerindeki çalışan sayısına göre birden fazla çalışan temsilcisi görevlendirilmesi de söz konusu olabilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İSG kurulu hangi işyerlerinde kurulur?

İş sağlığı ve güvenliği kurulu, belirli bir çalışan sayısının üzerinde ve belirli bir süreden fazla sürecek işlerin yürütüldüğü işyerlerinde oluşturulması gereken bir kuruldur. Kurul; işveren veya vekili, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve çalışan temsilcisi gibi taraflardan oluşur ve İSG konularında düzenli olarak toplanır. Kurulun kurulmasını gerektiren çalışan sayısı eşiği güncel mevzuata göre değişebileceğinden, bu konuda mevcut düzenlemelerin kontrol edilmesi gerekir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş kazası nasıl ve nereye bildirilmelidir?

İşveren, işyerinde meydana gelen bir iş kazasını mevzuatta öngörülen süre içinde ilgili sosyal güvenlik kurumuna bildirmekle yükümlüdür; ayrıca kazanın niteliğine göre kolluk kuvvetlerine de bilgi verilmesi gerekebilir. Bildirim süresine uyulmaması, işveren açısından çeşitli idari ve hukuki sonuçlar doğurabilir. Bildirim usulüne ve süresine ilişkin güncel detaylar için SGK mevzuatının incelenmesi önerilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Ramak kala olay nedir?

Ramak kala olay, işyerinde meydana gelen ve çalışana, işyerine veya çevreye zarar verme potansiyeli taşıdığı halde herhangi bir yaralanma, hastalık veya hasarla sonuçlanmayan olaylardır. Bu tür olayların kayıt altına alınması ve incelenmesi, benzer durumların gerçek bir kazaya dönüşmeden önce önlenmesine yardımcı olur. 6331 sayılı Kanun kapsamında işverenlerin ramak kala olayları da değerlendirmesi ve gerekli önlemleri alması beklenir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Çalışan, ciddi ve yakın tehlike durumunda işi durdurma hakkına sahip midir?

6331 sayılı Kanun, ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışana, durumu işverene bildirerek çalışmaktan kaçınma ve gerekiyorsa güvenli bir yere çekilme hakkı tanır. Bu hakkı kullanan çalışanın ücreti ve diğer hakları bu nedenle kesintiye uğratılamaz. Bu düzenleme, çalışanın kendi can güvenliğini koruma amacına yöneliktir ve işverenin genel İSG yükümlülüğünün bir tamamlayıcısı niteliğindedir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Kişisel koruyucu donanım (KKD) sağlama yükümlülüğü kime aittir?

İşyerindeki risklerin toplu koruma önlemleriyle tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda, işverenin çalışanlara işin niteliğine uygun kişisel koruyucu donanımı (KKD) ücretsiz olarak sağlaması gerekir. İşveren ayrıca bu donanımın doğru kullanımı konusunda çalışanı bilgilendirmek ve donanımın bakımını, gerektiğinde yenilenmesini sağlamakla da yükümlüdür. KKD kullanımı toplu korunma önlemlerinin yerini almaz; onları tamamlayan bir son önlem olarak değerlendirilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İSG eğitimi almak tüm çalışanlar için zorunlu mudur?

Evet, işverenler çalışanlarına görevlerini yürütürken karşılaşabilecekleri sağlık ve güvenlik risklerine karşı gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini almalarını sağlamakla yükümlüdür. Bu eğitim işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanı değişikliğinde ve benzeri durumlarda tekrarlanır. Eğitim maliyeti işverence karşılanır ve eğitimde geçen süre çalışma süresinden sayılır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Gebe veya emziren çalışanlar için özel İSG önlemleri var mıdır?

6331 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat, gebe, yeni doğum yapmış veya emziren çalışanların sağlığını ve güvenliğini koruyacak özel düzenlemeler öngörür; bu kapsamda işverenden risk değerlendirmesinde bu çalışanları ayrıca dikkate alması beklenir. Gerekli görülmesi halinde çalışanın geçici olarak daha uygun bir işte görevlendirilmesi ya da çalışma koşullarının değiştirilmesi söz konusu olabilir. Amaç, hem annenin hem de bebeğin sağlığının işle ilgili risklerden korunmasıdır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Çocuk ve genç işçiler ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılabilir mi?

Mevzuat, çocuk ve genç işçilerin bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini olumsuz etkileyebilecek ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını genel olarak yasaklar veya sıkı koşullara bağlar. Bu işçilerin hangi işlerde ve hangi koşullarda çalışabileceği, 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle ayrıca düzenlenmiştir. İşverenlerin bu sınırlamalara uyması, hem yasal bir zorunluluk hem de çalışan sağlığının korunması açısından önem taşır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Çalışma Bakanlığı, İSG mevzuatına aykırılık nedeniyle işyerinde işi durdurabilir mi?

Evet, 6331 sayılı Kanun, çalışanların hayatı için ciddi ve yakın tehlike oluşturan bir durumun tespiti halinde yetkili makamlara işin durdurulması kararı alma yetkisi tanır. İşin durdurulması kararı tehlike ortadan kalkana kadar geçerli olur ve durum düzeltilmeden işe devam edilemez. Bu tedbir, işverenin İSG mevzuatına uymaması halinde karşılaşabileceği idari para cezası riskinin yanında, ayrı ve daha ağır bir yaptırım niteliği taşır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İşyerinin tehlike sınıfı nasıl belirlenir?

İşyerinin tehlike sınıfı, işyerinde yürütülen esas faaliyete göre az tehlikeli, tehlikeli veya çok tehlikeli olmak üzere üç grupta belirlenir ve bu sınıflandırma resmi olarak yayımlanan tehlike sınıfları listesine göre yapılır. Tehlike sınıfı; işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurma yükümlülüğü, eğitim süreleri gibi birçok İSG uygulamasını doğrudan etkiler. İşyerinin faaliyet kodu (NACE) değiştiğinde, tehlike sınıfının da yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş kazası meydana geldiğinde işverenin hukuki ve cezai sorumluluğu nasıl doğar?

İşveren, iş kazasının meydana gelmesinde 6331 sayılı Kanun'dan doğan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almamışsa hem hukuki hem cezai sorumlulukla karşılaşabilir. Hukuki sorumluluk kapsamında işçi veya hak sahipleri maddi ve manevi tazminat talep edebilir, kusur oranına göre SGK tarafından işverene rücu davası da açılabilir; kaza ölüm veya yaralanmayla sonuçlanmışsa Türk Ceza Kanunu'nun taksirle öldürme veya yaralama hükümleri devreye girer. Sorumluluğun kapsamı, alınan risk değerlendirmesi, eğitim kayıtları ve KKD temini gibi somut önlemlerin belgelenip belgelenmediğine göre şekillenir; bu nedenle kaza sonrası tüm İSG kayıtlarının eksiksiz tutulması önem taşır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Ölümlü iş kazasında soruşturma süreci nasıl işler?

Ölümlü bir iş kazasında işveren, olayı derhal Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ilgili birimine ve kolluk kuvvetlerine bildirmek, kaza yerini müdahale zorunluluğu olmadıkça değiştirmemekle yükümlüdür. Bakanlık müfettişleri işyerinde teknik inceleme yaparak kusur oranlarını belirleyen bir rapor hazırlar, aynı zamanda Cumhuriyet savcılığı da adli soruşturma başlatarak olası kastı veya taksiri araştırır. Bu iki süreç birbirinden bağımsız yürür; müfettiş raporu hem SGK'nın rücu talebine hem de açılacak ceza ve tazminat davalarına delil teşkil eder (6331 sayılı Kanun m.14, 5510 sayılı Kanun m.21).

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş sağlığı ve güvenliği kurulunun aldığı kararlar işveren için bağlayıcı mıdır?

İSG kurulu, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili konularda inceleme ve tespit yaparak öneri niteliğinde kararlar alan istişari bir organ olmakla birlikte, işveren bu kararları uygulamakla yükümlüdür. İşveren kurul kararlarını uygun bulmazsa gerekçesini yazılı olarak kurula bildirmek zorundadır, aksi halde kararın uygulanmaması 6331 sayılı Kanun kapsamında denetimde eksiklik olarak değerlendirilebilir. Kurul kararlarının uygulanmaması sonucu bir kaza meydana gelirse, bu durum işverenin kusurunu artıran bir unsur olarak dikkate alınır (İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik m.6).

İlgili kanun: İSG Kanunu

İşyerinde acil durum planı hazırlanması zorunlu mudur?

Evet, 6331 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca işveren; yangın, patlama, doğal afet gibi acil durumların olası etkilerini belirleyerek önleyici ve sınırlandırıcı tedbirleri içeren bir acil durum planı hazırlamak zorundadır. Plan, işyerinin büyüklüğüne ve tehlike sınıfına göre tahliye yollarını, toplanma noktalarını, arama-kurtarma ve ilkyardım görevlilerini somut biçimde belirlemelidir. Acil durum planı, İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik çerçevesinde risk değerlendirmesiyle uyumlu şekilde hazırlanır ve değişen koşullarda güncellenir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İşyerinde yangın tatbikatı ne sıklıkla yapılmalıdır?

İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik uyarınca hazırlanan tahliye ve yangın planları, yılda en az bir kez tatbikat yapılarak test edilmek zorundadır. Tatbikat sırasında çalışanların tahliye yollarını, toplanma noktalarını ve söndürme ekipmanlarının kullanımını fiilen uygulaması, sonuçların ise tutanakla kayıt altına alınması gerekir. İşyeri koşullarında önemli bir değişiklik (bina, süreç veya personel sayısında artış gibi) olması halinde tatbikat yılın ortasında da tekrarlanmalıdır (İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik m.11).

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş güvenliği uzmanlığında A, B ve C sınıfı belgeler arasındaki fark nedir?

İş güvenliği uzmanlığı belgeleri, uzmanın görevlendirilebileceği işyerlerinin tehlike sınıfına göre A, B ve C sınıfı olarak derecelendirilir; C sınıfı belge sahipleri yalnızca az tehlikeli işyerlerinde, B sınıfı belge sahipleri az tehlikeli ve tehlikeli işyerlerinde, A sınıfı belge sahipleri ise tehlike sınıfı gözetilmeksizin tüm işyerlerinde görev alabilir. Bir alt sınıftan üst sınıfa geçiş, belirli bir süre fiilen görev yapma (İSG-KATİP kayıtlarıyla belgelenen deneyim) ve ilgili eğitimi tamamlayıp sınavı geçme şartına bağlıdır. Bu sınıflandırma, İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İşyeri hekiminin haftalık/aylık çalışma süresi işyeri büyüklüğüne göre nasıl belirlenir?

İşyeri hekiminin aylık çalışma süresi, çalışan sayısı ile işyerinin tehlike sınıfına göre belirlenen dakika katsayısının çarpılmasıyla hesaplanır; az tehlikeli işyerlerinde çalışan başına ayda en az 5 dakika, tehlikeli işyerlerinde 10 dakika, çok tehlikeli işyerlerinde ise 15 dakika esas alınır. Örneğin tehlikeli sınıfta 200 çalışanı olan bir işyerinde aylık süre 2000 dakikaya (yaklaşık 33 saat) karşılık gelir ve bu süre haftalık çalışma planına bölünerek uygulanır. Az tehlikeli sınıfta 2000, tehlikeli sınıfta 1000 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde ise tam gün çalışan en az bir işyeri hekimi görevlendirilmesi zorunludur (İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik).

İlgili kanun: İSG Kanunu

Meslek hastalıkları listesi hangi mantıkla hazırlanmıştır?

Meslek hastalıkları listesi, hastalığın kaynağı olan etkenlere (kimyasal, fiziksel, biyolojik) ve bu etkenlere maruziyetin gerçekleştiği meslek gruplarına göre sınıflandırılmış, uluslararası çalışma örgütü (ILO) standartlarıyla uyumlu bir liste olarak Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ekinde yer alır. Liste; kurşun zehirlenmesi, silikoz, gürültüye bağlı işitme kaybı gibi hastalıkları, her biri için azami maruziyet süresi (yükümlülük süresi) belirtilerek gruplandırır ve bu süre, hastalığın son maruziyetten ne kadar sonra ortaya çıkması halinde meslek hastalığı sayılacağını gösterir. Listede yer almayan bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağına ise Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu karar verir (5510 sayılı Kanun m.14).

İlgili kanun: İSG Kanunu

Gürültü ve titreşim gibi fiziksel risk etmenlerine karşı işyerinde hangi önlemler alınmalıdır?

İşveren, gürültü ve titreşim gibi fiziksel risk etmenlerine karşı öncelikle kaynakta önleme ilkesini uygulamak, bu mümkün değilse toplu koruma tedbirleri (izolasyon, bakım, süre kısıtlaması) almak, son çare olarak kişisel koruyucu donanım (kulaklık, titreşim önleyici eldiven) sağlamakla yükümlüdür. Maruziyet, günlük 8 saatlik referans süreye göre belirlenen eylem ve sınır değerlerle (gürültüde 80-87 dB(A) aralığı gibi) karşılaştırılır ve sınır değer aşımında derhal önlem alınması zorunludur. Bu yükümlülükler Çalışanların Gürültü ile İlgili Risklerden Korunmalarına Dair Yönetmelik ile Çalışanların Titreşimle İlgili Risklerden Korunmalarına Dair Yönetmelik'te ayrı ayrı düzenlenmiştir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Kişisel koruyucu donanımın (KKD) işçi tarafından kullanılmaması halinde sorumluluk kime aittir?

İşveren, işin niteliğine uygun KKD'yi ücretsiz temin etmek, kullanımını eğitimle desteklemek ve fiilen kullanılıp kullanılmadığını denetlemekle yükümlüdür; bu denetim yapılmazsa oluşacak kazadan işveren de kusurlu sayılır. Buna karşılık işçi, kendisine sağlanan KKD'yi talimatlara uygun kullanmak zorundadır (6331 sayılı Kanun m.19) ve KKD'yi kasıtlı olarak kullanmaması nedeniyle kaza geçirirse bu durum işçinin kusur oranını artıran, hatta tazminatı azaltan bir unsur olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak sorumluluk, işverenin denetim ve eğitim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine bağlı olarak taraflar arasında paylaştırılır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Alt işveren (taşeron) ilişkisinde iş sağlığı ve güvenliği sorumluluğu nasıl paylaşılır?

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde her iki taraf da, alt işverenin çalıştırdığı işçilere karşı iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinden birlikte ve müteselsilen sorumludur; asıl işveren, alt işverenin çalışanlarının da eğitim, risk değerlendirmesi ve İSG kurulu süreçlerine dahil edilmesini sağlamakla yükümlüdür. Uygulamada asıl işveren, işyerinde faaliyet gösteren tüm alt işverenlerin İSG uygulamalarını koordine etmek ve genel önlemleri belirlemekle görevlidir; alt işveren ise kendi çalışanlarına yönelik spesifik tedbirleri almakla sorumludur. Bir kaza halinde her iki işverenin kusur oranı ayrı ayrı değerlendirilir, ancak işçiye karşı sorumluluk müteselsil olduğundan tazminat talebi her iki işverenden de istenebilir (6331 sayılı Kanun m.4, 23).

İlgili kanun: İSG Kanunu

İSG yönetim sistemi belgelendirmesi (ISO 45001) yasal olarak zorunlu mudur?

Hayır, ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi belgesi, 6331 sayılı Kanun veya alt mevzuat gereği zorunlu tutulan bir belge değildir; kanun yalnızca risk değerlendirmesi, İSG uzmanı/işyeri hekimi bulundurma, eğitim ve kurul gibi asgari yükümlülükleri düzenler. ISO 45001, işletmelerin gönüllü olarak talep ettiği ve akredite belgelendirme kuruluşlarınca verilen uluslararası bir yönetim sistemi standardıdır; bazı büyük ölçekli ihalelerde veya çok uluslu şirketlerle çalışırken tedarikçi şartı olarak talep edilebilir. Belgeye sahip olmak, 6331 sayılı Kanun kapsamındaki yasal yükümlülüklerin yerine getirildiği anlamına gelmez; her iki alan ayrı ayrı takip edilmelidir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

6331 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan işyerleri var mıdır?

Evet, 6331 sayılı Kanun'un 2. maddesi bazı faaliyet ve çalışma biçimlerini kanun kapsamı dışında tutar; ancak bu istisna Türk Silahlı Kuvvetleri, genel kolluk kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesindeki faaliyetlerle sınırlıdır; bunlara bağlı fabrika, bakımhane, dikimevi gibi sınai nitelikli işyerleri ise bu istisnanın dışında kalarak Kanun'a tabi olmaya devam eder. Ayrıca ev hizmetlerinde çalışanlar, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar ve hükümlü/tutukluların infaz kurumları ile eğitim kurumlarında yaptıkları işler de kapsam dışında bırakılmıştır. Kapsam dışı bırakılan bu alanlar için ilgili kurumlar kendi mevzuatlarında benzer güvenlik önlemlerini ayrıca düzenleyebilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi ile yapılan sözleşme nasıl feshedilir?

İşveren ile işyeri hekimi/iş güvenliği uzmanı (veya bunları görevlendiren OSGB) arasındaki hizmet sözleşmesi, taraflardan birinin yazılı bildirimiyle ve genellikle sözleşmede belirlenen bildirim süresine uyularak feshedilebilir. Fesih işlemi İSG-KATİP sistemi üzerinden bildirilmek zorundadır; yeni bir görevlendirme yapılmadan önceki sözleşmenin feshi işvereni bir süre İSG hizmeti almadan bırakabileceğinden, uygulamada yeni görevlendirmenin fesihle eş zamanlı yapılması önerilir. İş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi, görevini yerine getirmesini engelleyen bir durumla karşılaşırsa (örneğin bağımsızlığının ihlal edilmesi) durumu Bakanlığa bildirme hakkına sahiptir (6331 sayılı Kanun m.8).

İlgili kanun: İSG Kanunu

İşyerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili işçi şikayetleri nasıl değerlendirilir?

İşçi, çalışan temsilcisi veya doğrudan işverene/İSG kuruluna iletebileceği bir İSG şikayetinde bulunduğunda, işveren bu şikayeti değerlendirip gerekli incelemeyi yapmak ve sonucu ilgili çalışana bildirmekle yükümlüdür. Şikayet işyeri içinde giderilmezse çalışan, konuyu doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ilgili il müdürlüğüne veya Alo 170 hattına iletebilir; bu durumda Bakanlık müfettişleri işyerinde denetim yapabilir. Şikayette bulunan çalışanın bu nedenle işveren tarafından mağdur edilmesi (fesih dahil) hukuka aykırıdır ve işçiye ayrı bir tazminat hakkı doğurabilir (6331 sayılı Kanun m.18, 4857 sayılı Kanun m.5).

İlgili kanun: İSG Kanunu

Gebe veya emziren çalışan işyerinde görev ya da iş değişikliği talep edebilir mi?

Evet, gebeliği veya emzirme durumu sağlık raporuyla belgelenen çalışan, yapmakta olduğu işin kendisi veya çocuğu için risk taşıması halinde, gece çalışması veya ağır/tehlikeli işlerden geçici olarak muaf tutularak uygun bir başka işte geçici olarak görevlendirilmesini talep edebilir. İşveren, gerekli görüldüğünde çalışanın ücretinde bir kesinti yapmaksızın onu daha hafif ve uygun işlere geçici olarak nakletmek zorundadır; buna uygun iş bulunamıyorsa çalışan, kalan süreyi ücretsiz izinde geçirebilir ve bu süre kıdem tazminatı hesabında dikkate alınır. Bu düzenleme, Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik ile 4857 sayılı Kanun m.74'te yer alır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Gece vardiyasında çalışanlar için sağlık gözetimi nasıl yapılır?

Gece çalışması yapan işçiler, işe başlamadan önce ve çalışma süresince düzenli aralıklarla (genel olarak yılda en az bir kez) sağlık muayenesinden geçirilmek zorundadır; bu muayeneler işyeri hekimi tarafından yapılır veya yaptırılır. İşyeri hekimi, gece çalışmasının işçinin sağlığını olumsuz etkilediğini tespit ederse, işçinin uygun bir gündüz işine geçirilmesini işverene bildirir ve işveren bu bildirime uymak zorundadır. Bu yükümlülükler 4857 sayılı Kanun m.69 ile Gece Çalışması Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiştir ve gece çalışması yedi buçuk saati aşamaz.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri hangi sıklıkla yenilenmelidir?

Çalışanlara verilen temel İSG eğitimleri, işyerinin tehlike sınıfına göre belirli aralıklarla tekrarlanmak zorundadır; az tehlikeli işyerlerinde eğitimler en geç üç yılda bir, tehlikeli işyerlerinde en geç iki yılda bir, çok tehlikeli işyerlerinde ise en geç yılda bir yenilenir. Çalışanın işyeri veya iş değişikliği, yeni ekipman veya teknoloji kullanımı gibi durumlarda ise bu periyotlar beklenmeksizin ek eğitim verilmesi zorunludur. Eğitimlerin içeriği, süresi ve yenileme dönemleri Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

İş kazası geçiren işçinin işe dönüş süreci nasıl işler?

İş kazası nedeniyle istirahat raporu alan işçi, rapor süresi bitip iş göremezlik hali ortadan kalktığında işe dönebilir; ancak işe dönüşten önce işyeri hekimi tarafından işe dönüş muayenesi yapılarak işçinin görevini yerine getirmeye uygun olup olmadığı değerlendirilir. Kaza sonucu kalıcı bir iş göremezlik veya meslekte kazanma gücü kaybı oluşmuşsa SGK, sürekli iş göremezlik geliri bağlar ve işveren, işçinin sağlık durumuna uygun bir göreve nakli için makul uyarlamalar yapmakla yükümlü olabilir. İşe dönüş sürecinde işçinin rızası dışında ağırlaştırılmış koşullarda çalıştırılması veya haksız yere işten çıkarılması, işçiye ayrı bir tazminat ve işe iade davası açma hakkı doğurur (5510 sayılı Kanun m.19, 4857 sayılı Kanun m.18-21).

İlgili kanun: İSG Kanunu

Yüksekte çalışma ve kapalı alanda çalışma için hangi özel önlemler alınmalıdır?

Yüksekte çalışmada işveren, öncelikle düşmeyi önleyici toplu koruma tedbirlerini (korkuluk, iskele, güvenlik ağı) tesis etmek, bunun mümkün olmadığı hallerde işçiye tam vücut kemer ve yaşam hattı gibi kişisel düşme önleyici ekipman sağlamak zorundadır; bu önlemler İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği ile Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nde düzenlenir. Kapalı alanda (tank, silo, kuyu, kanalizasyon gibi) çalışmada ise girişten önce ortam ölçümü yapılarak oksijen seviyesi ve zehirli/patlayıcı gaz riski kontrol edilmeli, çalışma boyunca gözetleyici personel bulundurulmalı ve acil tahliye ekipmanı hazır tutulmalıdır. Her iki çalışma türünde de görevlendirilecek işçilerin konuya özel eğitim alması ve çalışma izin sistemi (work permit) uygulanması, kazaların önlenmesi açısından esastır.

İlgili kanun: İSG Kanunu

6331 sayılı Kanun'a aykırılık halinde uygulanan idari para cezalarının genel mantığı nedir?

6331 sayılı Kanun'un 26. maddesi, risk değerlendirmesi yapmama, İSG uzmanı/işyeri hekimi bulundurmama, eğitim vermeme gibi her bir yükümlülük ihlali için ayrı ayrı ve genellikle işçi başına hesaplanan idari para cezaları öngörür; bu tutarlar her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenir. Bazı ihlallerde (örneğin risk değerlendirmesi yapılmaması) ceza, eksikliğin giderilmesi için tanınan sürenin sonunda hâlâ devam ediyorsa çift katına çıkarılarak tekrar uygulanabilir, bazı ihlallerde ise ceza her ay yinelenir. Cezalar, işyerinin tehlike sınıfına ve ihlalin niteliğine göre farklılaşır ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin denetim raporuna dayanılarak kesilir.

İlgili kanun: İSG Kanunu

Şirketler ve Ticaret Hukuku (kanun sayfası →)

Şahıs işletmesi ile limited şirket arasındaki temel farklar nelerdir?

Şahıs işletmesinde işletme sahibi ile işletme hukuken tek varlık sayılır ve sahibi borçlardan tüm malvarlığıyla sorumlu olur; limited şirkette ise şirket, ortaklardan ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir ve ortaklar esas olarak koydukları sermaye ile sınırlı sorumlu tutulur. Kuruluş, muhasebe ve vergilendirme usulleri de bu iki yapıda farklılaşır. Detaylı karşılaştırma için Şahıs/Limited/Anonim Şirket Vergisel Karşılaştırma sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Kolektif şirket ile komandit şirket arasındaki fark nedir?

Kolektif şirkette tüm ortaklar şirket borçlarından sınırsız ve müteselsilen sorumludur; komandit şirkette ise en az bir ortak (komandite) sınırsız sorumlu olurken diğer ortaklar (komanditer) koydukları sermaye ile sınırlı sorumlu tutulur. Her iki tür de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında şahıs şirketi olarak kabul edilir ve günümüzde uygulamada limited ve anonim şirketlere göre çok daha az tercih edilmektedir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket ile anonim şirket arasındaki başlıca farklar nelerdir?

Limited şirket genellikle daha basit bir yönetim yapısıyla kurulabilirken, anonim şirket payların senede bağlanabilmesi, halka açılabilme imkanı ve daha kapsamlı kurumsal yönetim organları bakımından farklılaşır. Asgari sermaye tutarları ve pay devri usulleri de iki tür arasında değişir. Kuruluş süreçleri için Limited Şirket Kuruluşu Rehberi ve Anonim Şirket Kuruluşu ve Sermaye Şartları sayfalarına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Kooperatif ile ticaret şirketleri arasındaki fark nedir?

Kooperatifler, ortaklarının ekonomik çıkarlarını ve ihtiyaçlarını karşılıklı yardımlaşma ilkesiyle korumak amacıyla kurulan, kâr amacından ziyade ortak fayda esasına dayanan kuruluşlardır ve ayrı bir mevzuatla düzenlenir. Limited veya anonim şirket gibi ticaret şirketleri ise esas olarak kâr elde etmek amacıyla kurulur ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine tabidir. Ortaklık yapısı, oy hakkı ve kâr dağıtımı esasları da bu iki kurum türünde farklı ilkelere dayanır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Sermaye şirketi ile şahıs şirketi arasındaki fark nedir?

Sermaye şirketlerinde (limited ve anonim şirket gibi) ortakların sorumluluğu esas olarak koydukları sermaye ile sınırlıyken, şahıs şirketlerinde (kolektif ve komandit şirket gibi) en az bir ortağın şirket borçlarından sınırsız sorumluluğu söz konusudur. Bu fark, ortakların kişisel malvarlığının şirket riskine ne ölçüde maruz kaldığını belirleyen temel unsurdur.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket nasıl kurulur?

Limited şirket kuruluşu; şirket sözleşmesinin hazırlanması, ortakların kimlik ve sermaye taahhütlerinin belirlenmesi, MERSİS üzerinden başvuru yapılması ve ticaret sicili müdürlüğünde tescil işlemlerinin tamamlanmasıyla gerçekleşir. Süreç boyunca vergi dairesi, SGK ve ilgili odalara bildirim yükümlülükleri de doğar. Adım adım kuruluş süreci için Limited Şirket Kuruluşu Rehberi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket kuruluşu ne kadar sürede tamamlanır?

Limited şirket kuruluş süresi; belgelerin eksiksiz hazırlanmasına, ticaret sicili müdürlüğünün iş yoğunluğuna ve ortak sayısına göre değişmekle birlikte, uygulamada genellikle birkaç iş günü içinde tamamlanabilmektedir. Sürecin hızlanması için başvurunun MERSİS üzerinden eksiksiz ve doğru şekilde yapılması önemlidir. Süreç detayları için Limited Şirket Kuruluşu Rehberi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirket nasıl kurulur?

Anonim şirket kuruluşu; esas sözleşmenin hazırlanması, kurucuların ve sermaye taahhütlerinin belirlenmesi, MERSİS üzerinden başvuru yapılması ve ticaret sicilinde tescil ile tamamlanır. Limited şirkete kıyasla esas sözleşme içeriği ve pay yapısı bakımından daha ayrıntılı düzenlemeler gerekebilir. Kuruluş süreci ve sermaye şartları için Anonim Şirket Kuruluşu ve Sermaye Şartları sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirket kurmak için asgari sermaye ne kadar olmalıdır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) anonim şirketler için bir asgari esas sermaye tutarı öngörmektedir; bu tutar mevzuatla belirlenmiş olup zaman zaman güncellenebilir. Güncel asgari sermaye tutarı ve ödeme koşulları için Anonim Şirket Kuruluşu ve Sermaye Şartları sayfasına bakılması önerilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket kurmak için asgari sermaye ne kadar olmalıdır?

Limited şirketler için de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında bir asgari esas sermaye şartı bulunmaktadır ve bu tutar anonim şirkete göre farklılık gösterir. Güncel tutar için Limited Şirket Kuruluşu Rehberi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şahıs işletmesi mi yoksa limited şirket mi kurmak daha avantajlıdır?

Bu tercih; işin hacmine, sorumluluk riskine, vergi yüküne ve kurumsallaşma hedefine göre değişir; şahıs işletmesi kuruluşu daha basit olabilirken limited şirket sınırlı sorumluluk ve kurumsal imaj avantajı sunabilir. Her iki yapının vergisel ve hukuki yönden karşılaştırması için Şahıs/Limited/Anonim Şirket Vergisel Karşılaştırma sayfası incelenebilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket ile anonim şirket arasında vergi yükü açısından fark var mıdır?

Kurumlar vergisi mükellefiyeti açısından limited ve anonim şirketler esas olarak benzer şekilde vergilendirilir, ancak kâr dağıtımı, pay devri ve bazı teşvik/istisna uygulamalarında iki tür arasında usul farklılıkları ortaya çıkabilir. Detaylı karşılaştırma için Şahıs/Limited/Anonim Şirket Vergisel Karşılaştırma sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirkette ortaklar şirketin vergi borcundan şahsen sorumlu mudur?

Limited şirket ortakları, kural olarak şirketin özel hukuk borçlarından yalnızca koydukları sermaye ile sorumludur; ancak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) uyarınca şirketten tahsil edilemeyen kamu alacakları (vergi, SGK primi gibi) bakımından ortaklar, sermaye payları oranında ayrıca sorumlu tutulabilmektedir. Bu istisnai sorumluluk, limited şirketin sınırlı sorumluluk ilkesinin kamu alacakları özelinde yumuşatılmış bir uygulamasıdır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket ortağı şirketin ticari borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu mudur?

Kural olarak hayır; limited şirket ortağı üçüncü kişilere karşı sadece taahhüt ettiği sermaye payı ölçüsünde sorumludur ve şirketin ticari borçları için kişisel malvarlığına doğrudan başvurulamaz. Ortağın şahsi kefalet verdiği veya yönetici sıfatıyla hareket ettiği durumlar bu genel kuralın istisnası olabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette pay sahipleri şirket borçlarından sorumlu mudur?

Anonim şirkette pay sahipleri, şirket borçlarından şahsen sorumlu tutulmaz; sorumluluk esas olarak taahhüt edilen sermaye payının şirkete ödenmesiyle sınırlıdır. Bu yönüyle anonim şirket, limited şirkete benzer şekilde sınırlı sorumluluk esasına dayanan bir sermaye şirketidir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirkette pay devri nasıl yapılır?

Limited şirkette esas sermaye payının devri, noterde düzenlenecek bir pay devir sözleşmesi ile yapılır ve devrin şirkete karşı geçerli olabilmesi için genellikle ortaklar genel kurulunun onayı ile ticaret siciline tescili gerekir. Şirket sözleşmesinde pay devrine ilişkin ek şartlar veya kısıtlamalar öngörülmüş olabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette pay devri nasıl yapılır?

Anonim şirkette pay devri, payın senede bağlanıp bağlanmadığına göre farklılık gösterir; nama veya hamiline yazılı pay senedi çıkarılmışsa devir genellikle senedin teslimi ve/veya ciro edilmesiyle, senede bağlanmamış paylarda ise yazılı devir sözleşmesiyle gerçekleştirilir. Esas sözleşmede pay devrini kısıtlayan hükümler de bulunabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirkette pay devri için diğer ortakların onayı gerekir mi?

Genel kural olarak, limited şirkette esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı aranır ve onay verilmediği sürece devir şirkete karşı hüküm ifade etmez. Şirket sözleşmesinde bu onay şartının kaldırıldığı veya farklı bir usul öngörüldüğü durumlar da olabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette genel kurul toplantısı ne zaman yapılmalıdır?

Anonim şirketlerde olağan genel kurul toplantısının her faaliyet dönemi sonundan itibaren belirli bir süre içinde yapılması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereğidir; sermaye artırımı veya esas sözleşme değişikliği gibi konularda ise olağanüstü genel kurul toplantısı her zaman yapılabilir. Toplantı çağrısı ve gündeme ilişkin şekil şartlarına uyulması gerekir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Genel kurulun devredilemez yetkileri nelerdir?

Esas sözleşme değişikliği, yönetim kurulu üyelerinin seçimi ve azli, kâr dağıtımına karar verilmesi ve önemli tutarda şirket varlığının devri gibi konular, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayılır. Bu yetkiler başka bir organa bırakılamaz.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olmak için ortak olmak gerekir mi?

Hayır; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) düzenlemesiyle anonim şirketlerde pay sahibi olmayan kişiler de yönetim kurulu üyesi seçilebilmektedir. Tüzel kişiler de yönetim kurulu üyesi olabilir, ancak bu durumda tüzel kişi adına gerçek bir kişinin tescil ve ilan edilmesi gerekir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket müdürü kimlerden seçilebilir?

Limited şirkette en az bir ortağın müdür sıfatıyla şirketi temsil ve yönetim yetkisine sahip olması esastır; ortak olmayan üçüncü kişiler de şirket sözleşmesine uygun şekilde müdür olarak atanabilir. Müdürlerin görev ve yetkileri şirket sözleşmesi ile genel kurul kararlarında belirlenir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Yönetim kurulu üyelerinin şirkete karşı sorumluluğu nasıl doğar?

Yönetim kurulu üyeleri, görevlerini kanun ve esas sözleşmeye uygun, özenli bir şekilde yerine getirmekle yükümlüdür; bu yükümlülüğün ihlali sonucu şirkete, pay sahiplerine veya alacaklılara zarar verilmesi halinde kusurları oranında sorumlu tutulabilirler. Sorumluluk davası açılabilmesi için genellikle zarar, kusur ve nedensellik bağının birlikte varlığı aranır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tek kişilik limited şirket kurulabilir mi?

Evet; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) tek ortaklı limited şirket kuruluşuna izin vermektedir ve bu durumda tek ortak aynı zamanda müdür sıfatıyla şirketi yönetebilir. Şirketin tek ortaklı olduğu bilgisinin ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tek ortaklı anonim şirket kurulabilir mi?

Evet; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) tek pay sahipli anonim şirket kuruluşuna da imkan tanımaktadır. Bu durumda da şirketin tek pay sahipli olduğu hususu ticaret sicilinde tescil ve ilan edilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirket birleşmesi nasıl gerçekleşir?

Şirket birleşmesi, bir şirketin malvarlığının tasfiyesiz olarak başka bir şirkete devrolunması veya iki şirketin yeni kurulacak bir şirket bünyesinde birleşmesi şeklinde gerçekleşebilir. Süreç; birleşme sözleşmesinin hazırlanması, birleşme raporu, ortakların onayı ve ticaret siciline tescil aşamalarını içerir ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine tabidir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirket bölünmesi ne anlama gelir?

Şirket bölünmesi, bir şirketin malvarlığının bir kısmının veya tamamının başka bir veya birden fazla şirkete, karşılığında bölünen şirketin ortaklarına devralan şirkette pay verilmek suretiyle devredilmesidir. Tam bölünme ve kısmi bölünme olmak üzere iki türü bulunur ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında düzenlenir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Nevi (tür) değiştirme nedir, nasıl yapılır?

Tür değiştirme, bir şirketin ticari işletme türünü değiştirerek başka bir şirket türüne dönüşmesi, örneğin limited şirketin anonim şirkete dönüşmesidir; bu işlemde şirketin tüzel kişiliği kesintisiz devam eder. Süreç; tür değiştirme planı, raporu, ortakların onayı ve ticaret siciline tescil aşamalarını kapsar.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket anonim şirkete nasıl dönüştürülebilir?

Limited şirketin anonim şirkete dönüşümü, tür değiştirme planı ve raporunun hazırlanması, anonim şirket için aranan asgari sermaye ve organ yapısı şartlarının sağlanması, ortakların onayı ve ticaret siciline tescil ile gerçekleştirilir. Dönüşüm sonrası şirketin ticari faaliyeti ve sözleşmeleri kesintisiz devam eder. Anonim şirket sermaye şartları için Anonim Şirket Kuruluşu ve Sermaye Şartları sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirket tasfiyesi nasıl başlar?

Şirket tasfiyesi, genel kurulun feshe ve tasfiyeye karar vermesi, süre sonunun dolması, amaca ulaşılması veya mahkeme kararı gibi kanuni bir sebebin gerçekleşmesiyle başlar. Tasfiye kararının ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi ve tasfiye memurlarının atanması sürecin ilk adımları arasındadır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tasfiye sürecinde şirket unvanına ne eklenir?

Tasfiye sürecine giren şirketlerin ticaret unvanına "tasfiye halinde" ibaresinin eklenmesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereğidir; bu ibare, şirketin artık normal faaliyetini değil tasfiye işlemlerini yürüttüğünü üçüncü kişilere göstermek amacı taşır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tasfiye sonunda şirket ne zaman ticaret sicilinden silinir?

Tasfiye işlemleri tamamlandıktan, alacaklılara ödemeler yapıldıktan ve kalan varlık ortaklara dağıtıldıktan sonra tasfiye memurları tarafından hazırlanan son bilanço ile birlikte şirketin sicilden terkini talep edilir; ticaret sicili müdürlüğünün tescili ile şirketin tüzel kişiliği sona erer.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirketler neden ticaret siciline tescil edilir?

Ticaret siciline tescil, şirketin tüzel kişilik kazanması, üçüncü kişilere karşı hukuki güvenlik sağlanması ve ticari ilişkilerde şeffaflığın temini amacıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereğince zorunlu tutulmuştur. Tescil edilen bilgiler kural olarak Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilerek kamuya duyurulur.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan zorunlu mudur?

Evet; kuruluş, esas sözleşme değişikliği, sermaye artırımı, ortak/pay değişikliği, birleşme, bölünme ve tasfiye gibi birçok işlemin Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereğidir. İlan, işlemin üçüncü kişiler bakımından hüküm ifade etmesi açısından önem taşır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Ticari defter tutma zorunluluğu hangi kanuna dayanır ve TTK ile VUK arasındaki ilişki nedir?

Ticari defter tutma yükümlülüğü hem 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hem de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında düzenlenmiştir; TTK bu defterleri ticari hayatın güvenliği ve ispat aracı olarak, VUK ise vergi matrahının doğru tespiti amacıyla ele alır. Uygulamada aynı defterler her iki kanunun şekil şartlarını birlikte karşılayacak şekilde tutulur.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

TTK'ya göre tutulması gereken ticari defterler nelerdir?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında tacirlerin, işletmenin niteliğine göre yevmiye defteri, defter-i kebir (büyük defter) ve envanter defteri gibi ticari defterleri tutması gerekir; anonim ve limited şirketlerde ayrıca pay defteri, yönetim kurulu/müdürler kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri de tutulur.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tacir sıfatı ne anlama gelir, kimler tacir sayılır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişi tacir sayılır; ticaret şirketleri de tüzel kişi tacir olarak kabul edilir. Tacir sıfatı, ticaret unvanı kullanma, ticari defter tutma ve basiretli davranma gibi bir dizi hukuki yükümlülüğü de beraberinde getirir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü ne demektir?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereği tacirlerden, ticari işlerinde basiretli (tedbirli ve öngörülü) bir iş adamı gibi davranmaları beklenir; bu, sözleşme ilişkilerinde, ihbar ve ihtar yükümlülüklerinde ve genel özen borcunda daha yüksek bir sorumluluk standardı anlamına gelir. Bu standardın karşılanmaması, tacirin hukuki uyuşmazlıklarda aleyhine sonuç doğurabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Haksız rekabet nedir, hangi eylemler haksız rekabet sayılır?

Haksız rekabet, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında aldatıcı davranışlar veya dürüstlük kuralına aykırı diğer yöntemlerle rakipler veya müşteriler arasındaki ekonomik ilişkilerin kötüye kullanılması olarak tanımlanır; yanıltıcı reklam, başkasının ürününü taklit etme veya ticari sır ihlali gibi eylemler örnek olarak gösterilebilir. Haksız rekabete maruz kalan taraf, TTK kapsamında men ve tazminat gibi hukuki yollara başvurabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Ticari işletme rehni nedir, nasıl kurulur?

Ticari işletme rehni, bir ticari işletmenin taşınmazları hariç olmak üzere makine, ekipman, ticaret unvanı, marka gibi unsurlarının tamamı veya bir kısmı üzerinde, işletme sahibinin elinden çıkarılmaksızın alacaklı lehine kurulan bir teminat türüdür ve ilgili özel kanun ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde düzenlenir. Rehnin kurulması için noter huzurunda düzenlenecek bir sözleşme ve ilgili sicile tescil gerekir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirket unvanı seçilirken nelere dikkat edilmelidir?

Ticaret unvanı, işletmenin faaliyet konusunu yansıtacak şekilde seçilmeli, kanunla aranan çekirdek ve eklerle uyumlu olmalı, gerçeğe aykırı veya yanıltıcı ibareler içermemeli ve daha önce tescil edilmiş unvanlarla karıştırılabilecek nitelikte olmamalıdır. Unvanın uygunluğu, ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil aşamasında ayrıca değerlendirilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Yabancı uyruklu kişiler Türkiye'de şirket kurabilir mi?

Evet; yabancı gerçek veya tüzel kişiler, Türk vatandaşlarıyla aynı usule tabi olarak Türkiye'de limited veya anonim şirket kurabilir; sürecin bazı aşamalarında ek belgeler (örneğin yurt dışında düzenlenmiş belgelerin apostil veya tasdik işlemleri, vergi numarası alınması) gerekebilir. Kuruluş sürecinin genel esasları için Limited Şirket Kuruluşu Rehberi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Sermaye artırımı nasıl yapılır?

Sermaye artırımı; genel kurulun esas sözleşme değişikliği şeklinde karar alması, artırılan sermayenin nakden veya ayni olarak taahhüt edilmesi ve gerekli belgelerle ticaret siciline tescili ile gerçekleştirilir. Nakit sermaye artırımının bazı vergisel avantajları da bulunabilir; bu konuda Nakit Sermaye Artırımında Faiz İndirimi sayfasına bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Sermaye azaltımı hangi hallerde yapılır?

Sermaye azaltımı genellikle şirketin ihtiyaç fazlası sermayesinin bulunması, zararların kapatılması veya yeniden yapılandırma amacıyla başvurulan bir işlemdir ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında alacaklıların korunmasına yönelik özel usul kurallarına tabidir. Süreç; genel kurul kararı, alacaklılara çağrı ve ticaret siciline tescil aşamalarını içerir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirketin adres veya faaliyet konusu değiştirildiğinde hangi işlemler yapılmalıdır?

Adres veya faaliyet konusu değişikliği, genel kurul/ortaklar kurulu kararı ve gerekiyorsa esas sözleşme tadili ile başlar; değişikliğin ticaret sicili müdürlüğüne bildirilerek tescil ve ilan ettirilmesi ve ayrıca vergi dairesi, SGK ile bağlı olunan meslek odalarına bilgi verilmesi gerekir. Bu bildirimlerin zamanında yapılmaması idari yaptırımlara yol açabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şahıs şirketi mi yoksa sermaye şirketi (limited/anonim) mi kurmalıyım?

Bu tercih; sorumluluk, vergi yükü ve kurumsal ihtiyaçlara göre değişir. Şahıs işletmelerinde işletme sahibi borçlardan tüm mal varlığıyla sınırsız sorumludur ve kazanç gelir vergisi tarifesine tabidir; limited/anonim şirketlerde ise ortakların sorumluluğu esas olarak koydukları sermaye ile sınırlıdır ve kazanç kurumlar vergisine tabidir. Ortak sayısı, sermaye ihtiyacı, kurumsallaşma ve gelecekteki pay/hisse devri planları gibi unsurlar da bu kararı etkiler; somut duruma göre değerlendirme yapılması önerilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket kurarken hangi belgeler ve aşamalar gereklidir?

Limited şirket kuruluşu; şirket sözleşmesinin MERSİS üzerinden hazırlanması, ortakların kimlik ve imza beyannameleri, sermayenin taahhüt edilmesi, ticaret sicili müdürlüğüne başvuru ile tescil ve Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan aşamalarından oluşur. Tescil ile şirket tüzel kişilik kazanır ve aynı anda vergi dairesi nezdinde mükellefiyet süreci başlar. Kuruluş adımlarına ilişkin ayrıntılı bilgiye Limited Şirket Kuruluşu sayfamızdan ulaşılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited ve anonim şirket kuruluşunda asgari sermaye tutarı ne kadardır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca limited şirketlerde asgari sermaye 50.000 TL'dir; anonim şirketlerde ise kayıtlı olmayan sermaye sisteminde en az 250.000 TL, kayıtlı sermaye sistemini kabul eden halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi en az 500.000 TL olmalıdır (7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 25.11.2023 tarihli ve 32380 sayılı Resmi Gazete ile güncellenmiştir). Anonim şirketlerde taahhüt edilen sermayenin en az yüzde 25'i tescilden önce, kalanı ise tescili izleyen 24 ay içinde ödenebilir; limited şirketlerde ise kuruluşta peşin ödeme zorunluluğu bulunmaz. Ayrıntılar için Anonim Şirket Kuruluşu sayfamıza bakılabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tek kişilik şirket (tek ortaklı limited/anonim) kurulabilir mi?

Evet; 6102 sayılı TTK, tek ortaklı limited ve tek pay sahipli anonim şirket kuruluşuna izin verir. Tek ortaklı şirketlerde bu durumun ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi zorunludur; sonradan ortak sayısı arttığında da bildirim yükümlülüğü devam eder. Tek kişilik şirket yapısı, sorumluluğun şirket sermayesiyle sınırlı tutulmasını isteyen bireysel girişimciler tarafından sıklıkla tercih edilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette yönetim kurulu toplantı ve karar nisabı nasıl belirlenir?

Anonim şirkette yönetim kurulu, esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe üye tam sayısının çoğunluğuyla toplanır ve toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğuyla karar alır. Esas sözleşmeyle bu nisaplar ağırlaştırılabilir. Bu düzenleme TTK madde 390'da yer alır ve elektronik ortamda yapılan toplantılarda da geçerlidir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

İmtiyazlı pay nedir ve anonim şirkette nasıl oluşturulur?

İmtiyazlı pay, kâr payı, tasfiye payı, rüçhan hakkı veya oy hakkı gibi konularda diğer paylara göre sahibine ek veya öncelikli haklar tanıyan pay türüdür. İmtiyaz, ancak esas sözleşmede açıkça öngörülerek kurulabilir ve pay sahipleri arasındaki eşit işlem ilkesinden bilinçli bir sapma oluşturur. Bu husus TTK madde 478 ve devamında düzenlenmiştir ve imtiyazın kapsamı esas sözleşmede net biçimde tanımlanmalıdır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Oyda imtiyaz anonim şirkette nasıl tanınır, sınırı var mıdır?

Oyda imtiyaz, esas sözleşmede belirli bir pay grubuna diğer paylara oranla daha fazla oy hakkı tanınması suretiyle kurulur. Kanun, kural olarak bir paya en çok on beş oy hakkı tanınabileceğini öngörür; bu sınırlamadan istisna edilme ancak kurumsallaşma ihtiyacının veya haklı bir sebebin şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince kabulü ile mümkündür. Düzenleme TTK madde 479'da yer alır ve halka açık şirketlerde ayrıca sermaye piyasası mevzuatındaki sınırlamalar da dikkate alınır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette esas sözleşme değişikliği hangi prosedürle yapılır?

Esas sözleşme değişikliği, yönetim kurulunun hazırladığı tadil tasarısının Ticaret Bakanlığı'ndan izin alınması gereken hallerde ön izin sonrası genel kurulda görüşülüp karara bağlanmasıyla yapılır. Genel kurul, kural olarak sermayenin en az yarısının temsil edildiği ilk toplantıda, bu nisap sağlanamazsa sermayenin en az üçte birinin temsil edildiği ikinci toplantıda toplanır ve karar toplantıda mevcut oyların çoğunluğuyla alınır. Bu esaslar TTK madde 421 ve 452 vd. hükümlerinde düzenlenmiş olup alınan karar ticaret siciline tescil ve ilan edilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette azlık (pay sahipliği) hakları nelerdir?

Azlık hakları, sermayenin en az onda birini (halka açık şirketlerde yirmide birini) temsil eden pay sahiplerine tanınan; özel denetçi atanmasını isteme, genel kurulu toplantıya çağırma veya gündeme madde ekletme gibi hakları kapsar. Bu haklar, çoğunluğun kötüye kullanımına karşı azınlık pay sahiplerini korumayı amaçlar ve esas sözleşmeyle daha düşük bir orana da bağlanabilir. Düzenleme TTK madde 411 ve 412'de yer alır ve azlığın talebinin reddi halinde mahkemeye başvuru yolu açıktır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirkette ortağın ortaklıktan çıkarılması davası nasıl açılır?

Limited şirkette bir ortağın haklı sebeple ortaklıktan çıkarılması, ancak şirketin genel kurul kararı alarak mahkemede dava açması suretiyle mümkündür; ortak kendi başına diğer bir ortağın çıkarılmasını talep edemez. Haklı sebep olarak ortağın şirkete zarar veren davranışları, sadakat yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal etmesi veya asli edim yükümlülüklerini yerine getirmemesi gösterilebilir. Bu dava türü TTK madde 640/3'te düzenlenmiştir ve mahkeme kararıyla çıkarılan ortağın payı gerçek değeri üzerinden ödenir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirket esas sözleşmesinde tahkim şartına yer verilmesi geçerli midir?

Esas sözleşmeye, şirket ile pay sahipleri veya organları arasındaki uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesini öngören bir hüküm konulması, Yargıtay içtihadı ve tahkime elverişlilik ilkesi çerçevesinde kural olarak mümkündür. Tahkim şartının geçerli olabilmesi için tahkime elverişli, yani tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir uyuşmazlık konusu olması ve şartın açık biçimde kaleme alınması gerekir. Bu konuda temel çerçeve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun tahkime ilişkin hükümleri ile TTK'nın genel ilkeleri birlikte değerlendirilerek belirlenir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirket genel kurulu elektronik ortamda yapılabilir mi?

Anonim şirketlerde genel kurul toplantıları, esas sözleşmede hüküm bulunması şartıyla kısmen veya tamamen elektronik ortamda yapılabilir ve elektronik katılım fiziki katılımla aynı hukuki sonuçları doğurur. Bu sistemin teknik altyapısı Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından işletilen Elektronik Genel Kurul Sistemi (EGKS) üzerinden sağlanır. Düzenleme TTK madde 1527 ile Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik'e dayanır ve belirli şirket türleri için elektronik ortam sağlama zorunluluğu bulunmaktadır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Ticaret sicili müdürlüğünün tescil talebini reddeden kararına nasıl itiraz edilir?

Ticaret sicili müdürlüğünün tescil talebini reddetmesi veya re'sen işlem tesis etmesi halinde ilgililer, kararın tebliğinden itibaren sekiz gün içinde sicilin bulunduğu yerdeki görevli ticaret mahkemesine itiraz edebilir. Mahkeme, itirazı inceleyerek müdürlüğün kararını onaylayabilir, kaldırabilir veya değiştirebilir ve bu karara karşı istinaf yolu açıktır. Bu usul TTK madde 34 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

MERSİS sistemi nedir ve şirket işlemlerinde nasıl kullanılır?

MERSİS (Merkezi Sicil Kayıt Sistemi), tüm ticaret sicili müdürlüklerini elektronik ortamda birbirine bağlayan ve şirketlere ilişkin sicil kayıtlarının merkezi olarak tutulduğu Ticaret Bakanlığı bünyesindeki sistemdir. Şirket kuruluşu, esas sözleşme hazırlığı, sermaye artırımı veya yönetici değişikliği gibi birçok işlem başvurusu MERSİS üzerinden elektronik olarak başlatılır ve ilgili ticaret sicili müdürlüğüne buradan yönlendirilir. Sistem, Ticaret Sicili Yönetmeliği çerçevesinde işletilir ve tekil bir MERSİS numarası her tüzel kişiyi hayatı boyunca tanımlar.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Ticari işletmenin bir bütün halinde devri nasıl yapılır?

Ticari işletmenin devri, işletmeyi oluşturan aktif ve pasif unsurların, müşteri çevresi ve ticari itibar dahil olmak üzere bir bütün halinde ve yazılı şekilde yapılan bir sözleşmeyle devredilmesidir. Devir sözleşmesi ticaret siciline tescil ve ilan edilmedikçe üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz ve devirden önce doğmuş borçlardan devralan da belirli koşullarla sorumlu tutulabilir. Bu husus TTK madde 11 ve devamında düzenlenmiştir ve devir kapsamındaki fikri mülkiyet hakları da ayrıca belirtilmelidir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Marka ve patent gibi fikri mülkiyet hakları şirketin varlığı olarak nasıl değerlendirilir?

Marka, patent, faydalı model gibi sınai mülkiyet hakları, şirketin ticari işletmesinin bir parçası olarak aktifinde yer alan gayrimaddi varlıklardır ve sermaye olarak konulabilir, rehnedilebilir veya devredilebilir. Bu hakların korunması esas olarak 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na tabidir; ancak işletmenin devri veya birleşme gibi TTK kapsamındaki işlemlerde bu haklar da devrin kapsamına dahil edilmelidir. Şirket sermayesine ayni sermaye olarak konulan fikri mülkiyet hakları için TTK madde 342 ve 128 uyarınca değerleme raporu düzenlenmesi gerekir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Bir anonim şirketin halka arz süreci hangi temel aşamalardan oluşur?

Halka arz süreci genel olarak; şirketin halka arza uygunluğunun değerlendirilmesi, esas sözleşmenin sermaye piyasası mevzuatına uyumlu hale getirilmesi, izahname hazırlanarak Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) onaya sunulması ve ardından payların yatırımcılara satışı ile Borsa İstanbul'da işlem görmeye başlaması aşamalarından oluşur. Bu süreçte aracı kurum, bağımsız denetim kuruluşu ve hukuk danışmanı gibi kurumların katılımı gereklidir. Halka arzın esasları 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile ilgili SPK tebliğlerinde düzenlenmiş olup, halka açılan şirket TTK'daki genel hükümlerin yanında sermaye piyasası mevzuatına da tabi olur.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Kurumsal yönetim ilkelerine uyum hangi şirketler için zorunludur?

Kurumsal yönetim ilkelerine uyum, esas olarak paylar borsada işlem gören halka açık anonim şirketler için Sermaye Piyasası Kurulu'nun Kurumsal Yönetim Tebliği kapsamında zorunludur; bu şirketler pay sahipleri, kamuyu aydınlatma, menfaat sahipleri ve yönetim kurulu başlıklarındaki ilkelere uymak zorundadır. Halka açık olmayan şirketler için bu ilkelere uyum zorunlu değildir, ancak TTK'nın şeffaflık ve hesap verebilirliğe ilişkin genel hükümleri (bağımsız denetim, web sitesi zorunluluğu gibi) yine de uygulanabilir. Zorunlu uyum bakımından pay grupları BİST endekslerindeki paya dayalı işlem gören şirketlere göre kademeli olarak belirlenir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Hakim şirket ile bağlı şirket arasındaki ilişki ve sorumluluk nasıl düzenlenir?

Bir şirketin sermayesinin çoğunluğuna veya oy haklarının çoğunluğuna sahip olması ya da yönetim organında karar alıcı çoğunluğu belirleme gücüne sahip olması halinde hakim şirket-bağlı şirket ilişkisi doğar. Hakim şirket, hakimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanır ve bu kayıp ilgili hesap döneminde denkleştirilmezse, bağlı şirketin pay sahipleri ve alacaklıları hakim şirketten ve onun yetkililerinden tazminat talep edebilir. Bu esaslar TTK madde 195 ve devamındaki Şirketler Topluluğu hükümlerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

TTK'da düzenlenen şirketler topluluğu kavramı ne anlama gelir?

Şirketler topluluğu, bir şirketin doğrudan veya dolaylı olarak başka bir veya birden çok şirket üzerinde hakimiyet kurması sonucu oluşan, hukuken bağımsız ancak ekonomik olarak birbirine bağlı şirketler bütününü ifade eder. Kanun, hakim şirketin bağlı şirketleri üzerindeki etkisini şeffaf hale getirmek amacıyla bağlılık raporu, yıllık faaliyet raporunda topluluk ilişkilerinin açıklanması gibi özel bildirim yükümlülükleri öngörür. Bu kavram TTK madde 195-209 arasında ayrı bir başlık altında düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Kısmi bölünmede bir işletme veya üretim tesisinin ayrılması nasıl gerçekleştirilir?

Kısmi bölünmede, bölünen şirketin malvarlığının bir bölümünü oluşturan bağımsız bir işletme veya üretim tesisi, kayıtlı değeri üzerinden mevcut veya yeni kurulacak bir şirkete devredilir ve karşılığında devralan şirketin payları bölünen şirketin ortaklarına veya bölünen şirketin kendisine verilebilir. Devredilen işletmeye ait aktif ve pasifler, bölünme sözleşmesi veya bölünme planında ayrıntılı olarak gösterilir ve alacaklıların korunmasına ilişkin çağrı ve teminat hükümleri uygulanır. Bu işlem TTK madde 159 ve devamı ile 160'ıncı maddede düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu ne işe yarar?

İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu, genel kurulun imtiyazlı payların haklarını ihlal eden veya bu hakları etkileyebilecek bir karar alması durumunda, kararın geçerlilik kazanması için ayrıca onayının alınması gereken imtiyazlı pay sahiplerinden oluşan kuruldur. Özel kurulun onayı olmadan alınan genel kurul kararı, imtiyazlı pay sahipleri bakımından geçersiz kalır ve kurulun toplantı ve karar nisapları genel kurula ilişkin hükümlere kıyasen uygulanır. Bu kurum TTK madde 454'te düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirkette müdürler kurulu nasıl oluşturulur ve yetkileri nelerdir?

Limited şirkette şirketi yönetme ve temsil yetkisi, ortaklardan biri veya birkaçına ya da üçüncü kişilere verilebilir; birden fazla müdür atanması halinde bunlar müdürler kurulu olarak adlandırılır ve içlerinden biri müdürler kurulu başkanı olarak belirlenir. Müdürler kurulu, esas sözleşmede aksine hüküm yoksa kararlarını çoğunlukla alır ve devredilemez yetkiler dışında görevlerini üyeler arasında iş bölümü yaparak yürütebilir. Bu hususlar TTK madde 623-629 arasında, anonim şirket yönetim kuruluna ilişkin hükümlere kısmen atıfla düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirket ortağının bilgi alma ve inceleme hakkı ne kapsar?

Limited şirket ortağı, müdürlerden şirketin işleri hakkında bilgi isteyebilir ve şirketin defter ve belgelerini inceleme hakkına sahiptir; bu hak, esas sözleşmeyle tamamen kaldırılamaz ancak belirli şartlara bağlanabilir. Müdürler, haklı bir sebep göstererek belirli bilgilerin verilmesini reddedebilir; ret halinde ortak, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Bu hak TTK madde 614'te düzenlenmiştir ve ortağın şirket yönetimini denetleyebilmesinin temel araçlarından biridir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirkette pay senedi bastırma zorunlu mudur?

Anonim şirketlerde pay senedi bastırma kural olarak yönetim kurulunun takdirinde olan bir işlemdir; ancak halka açık olmayan şirketlerde pay sahiplerinin talebi üzerine yönetim kurulunun makul bir süre içinde nama yazılı pay senedi bastırması gerekir. Halka açık şirketlerde ise paylar Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde kayden izlenir ve fiziki pay senedi basılmaz. Bu konu TTK madde 486 ve sermaye piyasası mevzuatında ayrıca düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Nama yazılı ve hamiline yazılı pay senedi arasındaki fark nedir?

Nama yazılı pay senedinde sahibinin kimliği senette ve şirketin pay defterinde belirtilir ve devri kural olarak ciro ile ve zilyetliğin devri yoluyla, esas sözleşmede öngörülmüşse şirketin onayına da bağlı olarak yapılır. Hamiline yazılı pay senedinde ise senedin sahibi belirtilmez ve devri zilyetliğin devri ile gerçekleşir; ancak 2021 değişikliği sonrası hamiline pay senedi sahiplerinin Merkezi Kayıt Kuruluşu'na bildirim yapması zorunlu hale getirilmiştir. Bu ayrım TTK madde 484-489 arasında düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Şirket kendi paylarını iktisap edebilir mi (geri alım)?

Anonim şirket, esas sözleşme veya genel kurul kararıyla yönetim kuruluna yetki verilmesi ve iktisap edilecek payların toplam itibari değerinin esas veya çıkarılmış sermayenin belirli bir oranını aşmaması şartıyla kendi paylarını iktisap edebilir. İktisap edilen paylar için şirketin serbestçe tasarruf edebileceği kaynaklardan karşılık ayrılması gerekir ve bu paylardan doğan oy hakları iktisap süresince kullanılamaz. Bu düzenleme TTK madde 379-381 arasında yer alır; limited şirketler için ise madde 612 uygulanır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesinin sonucu nedir?

Pay taahhüdünde bulunan bir pay sahibi, taahhüt ettiği tutarı esas sözleşmede veya yönetim kurulu kararında belirtilen süre içinde ödemezse, şirketçe yapılan ihtara rağmen ödeme yapılmaması halinde temerrüde düşer ve iştirak taahhüdünden doğan haklarından yoksun bırakılabilir. Şirket, temerrüde düşen pay sahibinden yaptığı ödemeleri ve varsa üzerinde durulan tazminatı isteyebilir veya söz konusu payları iptal ederek yenilerini ihraç edebilir. Bu sonuçlar TTK madde 482 ve 483'te düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirket genel kurulunda vekaleten temsil nasıl gerçekleşir?

Pay sahibi, genel kurul toplantısında kendisini bir başka pay sahibi veya üçüncü bir kişi tarafından vekaleten temsil ettirebilir; bunun için yazılı şekilde düzenlenmiş bir vekaletnamenin şirkete ibraz edilmesi gerekir. Halka açık şirketlerde vekaletname örneği ve çağrı yoluyla vekalet toplanması sermaye piyasası mevzuatındaki özel şekil şartlarına tabidir. Bu konu TTK madde 428'de düzenlenmiştir ve vekilin, temsil ettiği pay sahibinin talimatlarına uygun oy kullanma yükümlülüğü esas sözleşme veya vekaletnameyle belirlenebilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Yönetim kurulu üyesinin genel kurulca ibra edilmemesinin sonucu nedir?

Genel kurul, her faaliyet dönemi sonunda yönetim kurulu üyelerinin o döneme ilişkin faaliyetlerini ibra edip etmemeye karar verir; ibra kararı, üyelerin bilinen sorumluluk sebeplerine ilişkin olarak ileri sürülebilecek tazminat taleplerinden şirketi feragat ettirir. İbra edilmeyen bir yönetim kurulu üyesine karşı şirket, pay sahipleri veya belirli şartlarda alacaklılar sorumluluk davası açabilir; bu davada zamanaşımı, TTK madde 560 uyarınca zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl, her halde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıldır. Bu esaslar TTK madde 558, 559 ve 560'ta düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirketin fesih ve infisah halleri tasfiyeden nasıl ayrılır?

İnfisah, şirketin esas sözleşmede öngörülen süre dolması, işletme konusunun gerçekleşmesi veya imkansız hale gelmesi ya da iflasın açılması gibi kanunda sayılan sebeplerle kendiliğinden sona ermesidir; fesih ise genel kurul kararı veya haklı sebeple mahkeme kararıyla şirketin sona erdirilmesidir. Her iki halde de şirket, tüzel kişiliğini kaybetmez ve tasfiye sürecine girerek malvarlığının paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi ve kalanın ortaklara dağıtılması sürecini yürütür. Bu ayrım TTK madde 529 (anonim şirket) ve madde 636 (limited şirket) hükümlerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Ticaret unvanı ile işletme adı arasındaki fark nedir?

Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesiyle ilgili işlemlerinde kullandığı ve ticaret siciline tescili zorunlu olan isimdir; işletme adı ise bir işletmeyi benzerlerinden ayırt etmek amacıyla kullanılan ve tescili isteğe bağlı olan tanıtıcı bir işarettir. Ticaret unvanı, tacirin hukuki kimliğini gösterirken işletme adı daha çok tabela veya reklam gibi tanıtım amaçlı kullanılır ve her iki kavram da haksız rekabet hükümleriyle korunur. Bu ayrım TTK madde 39-53 arasında düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Acentelik sözleşmesi TTK'da nasıl düzenlenmiştir?

Acentelik sözleşmesi, ticari mümessil, ticari vekil veya işletmenin bir organı sıfatını taşımaksızın, bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölgede sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kişi (acente) ile işletme sahibi arasındaki ilişkiyi düzenler. Acente, üstlendiği işler için ücret (komisyon) alma ve sözleşme sona erdiğinde belirli şartlarla denkleştirme (portföy tazminatı) isteme hakkına sahiptir. Bu sözleşme türü TTK madde 102-123 arasında ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Komisyonculuk sözleşmesi nedir ve nasıl işler?

Komisyonculuk sözleşmesi, komisyoncunun ücret karşılığında kendi adına ancak müvekkili hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım satımını üstlendiği sözleşmedir; komisyoncu işlemin tarafı olarak üçüncü kişilere karşı bizzat hak ve borç sahibi olur. Komisyoncu, müvekkilinin talimatlarına uymak ve işlemi mümkün olan en iyi şartlarla gerçekleştirmekle yükümlüdür; aksi halde doğan zarardan sorumlu tutulabilir. Bu sözleşme türü TTK madde 116 ve devamında düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Taşıma işleri komisyonculuğu ne anlama gelir ve hangi hükümlere tabidir?

Taşıma işleri komisyoncusu, ücret karşılığında kendi adına ancak müvekkili hesabına eşya taşıtma işini üstlenen kişidir; taşımayı bizzat yapmaz, taşıyıcıyla taşıma sözleşmesi kurulmasına aracılık eder. Taşıma işleri komisyoncusu, taşıyıcının seçiminde basiretli bir tacir gibi davranmak zorundadır ve seçim kusurundan doğan zararlardan sorumlu tutulabilir. Bu kurum TTK madde 141 ve devamında ayrı bir sözleşme türü olarak düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

TTK'da kıymetli evrak kavramı ve bono, poliçe, çek arasındaki ilişki nedir?

Kıymetli evrak, öyle bir senettir ki, içerdiği hak senetten ayrı olarak ileri sürülemez ve senet üzerinde işlem yapılmadıkça başkasına devredilemez; TTK'da kıymetli evrak genel hükümleri ile kambiyo senetlerine ilişkin özel hükümler ayrı başlıklar altında düzenlenmiştir. Bono, poliçe ve çek, kambiyo senedi olarak adlandırılır ve her biri kanunda öngörülen zorunlu şekil unsurlarını taşımadıkça kambiyo senedi vasfını kazanamaz. Bu düzenlemeler TTK madde 645 vd. genel hükümler ile 670 vd. kambiyo senetlerine ilişkin hükümlerde yer alır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Çekin karşılıksız çıkmasının hukuki sonuçları nelerdir?

Karşılıksız çıkan bir çekte, hamil bankadan kanunen belirlenen kısmi ödemeyi talep edebilir ve karşılanmayan tutar için çek düzenleyene karşı kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatabilir. Ayrıca, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmayan kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine 5941 sayılı Çek Kanunu uyarınca adli para cezası uygulanabilir ve tekrarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir. Çek hesabı sahibinin karşılıksız çek düzenlemesi ayrıca ilgili bankalarca çek hesabı açma yasağı gibi idari sonuçlar da doğurabilir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Limited şirkette ortakların ek ödeme yükümlülüğü ne zaman talep edilebilir?

Limited şirkette ortaklar, şirket sözleşmesinde öngörülmüş olması şartıyla, esas sermaye payı bedeli dışında ek ödemeyle yükümlü tutulabilir; ancak bu yükümlülük ancak şirket sermayesi ile kanuni yedek akçelerin toplamı zararı karşılamadığında veya şirketin faaliyetlerinin sürdürülmesi için özkaynak ihtiyacı doğduğunda talep edilebilir. Ek ödeme yükümlülüğü, şirket sözleşmesinde esas sermaye payına bağlı belirli bir tutar olarak öngörülmelidir ve iflasın açılmasıyla muaccel hale gelir. Bu düzenleme TTK madde 603 ve 604'te yer alır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Haksız rekabete uğrayan bir tacir TTK uyarınca hangi talepleri ileri sürebilir?

Haksız rekabete maruz kalan kişi; fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin men edilmesini, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gerekiyorsa yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesini ve kusur varsa maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep edebilir. Tazminat davasında, haksız rekabet dolayısıyla elde edilen kazancın da istenmesi mümkündür ve zarar görenin bu kazancı isteme hakkı vekaletsiz iş görme hükümlerine dayandırılır. Bu talepler TTK madde 56'da düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Tacirler arasındaki ihtar ve ihbarların hangi şekilde yapılması gerekir?

Diğer bir tacirin temerrüde düşürülmesine, sözleşmeden dönülmesine veya sözleşmenin feshine ilişkin ihbar veya ihtarlar, noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi ile yapılmalıdır. Bu şekle uyulmadan yapılan bildirimler, muhatabına ulaşmış olsa dahi TTK anlamında geçerli bir ihtar sayılmaz ve buna bağlı hukuki sonuçlar doğurmaz. Bu zorunluluk TTK madde 18/3'te düzenlenmiştir ve uygulamada en sık kullanılan yöntem noter kanalıyla ihtardır.

İlgili kanun: Türk Ticaret Kanunu

Borçlar Hukuku (kanun sayfası →)

Sözleşme serbestisi ilkesi ne anlama gelir?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) uyarınca taraflar, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla sözleşmenin içeriğini, şeklini ve karşı tarafını serbestçe belirleyebilir. Bu ilke ticari hayatta esnekliğin temelini oluşturur ancak kamu düzenine, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı sözleşme hükümleri genellikle geçersiz sayılır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Bir sözleşme icap ve kabul ile nasıl kurulur?

TBK'ya göre sözleşme, bir tarafın icabı (teklifi) ile diğer tarafın bu icabı kabul etmesiyle kurulur. Tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları esastır; kabul, icapta öngörülen esaslı noktalarla örtüşmelidir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

İcap sahibi teklifiyle ne kadar süre bağlı kalır?

Süre belirtilerek yapılan icaplarda icap sahibi bu süre boyunca teklifiyle bağlıdır. Süre belirtilmeyen hazır olanlar arası icaplarda bağlılık genellikle derhal cevap alınamaması hâlinde sona ererken, hazır olmayanlar arasında ise cevabın makul bir sürede ulaşması beklenir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Hangi sözleşmeler yazılı şekilde yapılmak zorundadır?

Kural olarak sözleşmeler şekil serbestisine tabidir, ancak TBK ve ilgili mevzuat bazı sözleşme türleri için yazılı şekil şartı öngörür; örneğin kefalet sözleşmesi, taşınmaz satış vaadi ve bazı kira sözleşmelerine ilişkin özel düzenlemeler bu kapsamdadır. Kanunun aradığı şekle uyulması, sözleşmenin geçerliliği açısından önemlidir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kanunun aradığı şekle uyulmadan yapılan sözleşmenin geçerliliği ne olur?

TBK'da öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapılan sözleşmeler esas olarak geçersiz kabul edilir. Şekil eksikliği taraflardan biri tarafından ileri sürülebilir ve somut olayın koşullarına göre hâkim tarafından değerlendirilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Borçlu temerrüdü (borcun ifasında gecikme) nedir?

Borçlu temerrüdü, borçlunun muaccel hâle gelmiş bir borcu zamanında ifa etmemesi durumudur. Borçlunun temerrüde düşmesiyle birlikte alacaklı lehine kanunda öngörülen bazı ek haklar doğar.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Borçlunun temerrüde düşmesi için ihtar şart mıdır?

Genel kural olarak borcun ifa günü sözleşmeyle belirlenmemişse borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarda bulunması gerekir. Buna karşılık ifa gününün taraflarca açıkça kararlaştırıldığı hâllerde borçlu, o günün geçmesiyle kural olarak kendiliğinden temerrüde düşer.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Borçlu temerrüde düşerse alacaklının hangi hakları doğar?

Borçlunun temerrüde düşmesiyle alacaklı, aynen ifayı ve gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep edebilir; bazı durumlarda ifadan vazgeçip sözleşmeden dönme veya menfi/müspet zararın tazminini isteme hakkı da doğabilir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde bu haklar TBK'da ayrıca düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Temerrüt faizi (gecikme faizi) nedir?

Temerrüt faizi, bir para borcunun zamanında ödenmemesi durumunda borçlunun geciktiği süre için alacaklıya ödemekle yükümlü olduğu faizdir. Sözleşmede farklı bir oran kararlaştırılmamışsa uygulanacak yasal faiz oranı ilgili mevzuatla belirlenir ve zaman içinde değişebildiğinden güncel oran için resmi kaynaklara başvurulması gerekir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Sözleşmede faiz oranı belirlenmemişse hangi faiz uygulanır?

Taraflar sözleşmede faiz oranını belirlememişse, temerrüt hâlinde kanunda öngörülen yasal faiz oranı uygulanır. Ticari işlerde bu oran, ilgili mevzuat uyarınca adi işlere göre farklılık gösterebilir ve dönemsel olarak güncellenebilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

İşyeri kira sözleşmelerinde TBK hangi hükümleri uygular?

TBK, kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümlerin yanında konut ve çatılı işyeri kiralarına özgü ek koruyucu düzenlemeler içerir; kiracının ve kiraya verenin karşılıklı hak ve yükümlülükleri, kira bedelinin belirlenmesi, tahliye sebepleri gibi konular bu hükümlerle çerçevelenir. İşyeri kiralarında taraflar arasındaki ticari ilişkinin niteliği de sözleşme yorumunda dikkate alınır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kiracı kira bedelini ödemezse tahliye süreci genel olarak nasıl işler?

Kiracının kira bedelini ödememesi hâlinde kiraya veren genellikle kiracıya belirli bir süre tanıyarak ödemeye davet eder ve bu süre sonunda ödeme yapılmazsa sözleşmeyi feshetme veya icra takibi yoluyla tahliye talep etme yoluna gidebilir. Sürecin işleyişi somut olayın koşullarına ve sözleşme hükümlerine göre değişebileceğinden uygulamada dikkatli hareket edilmesi önerilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kiraya veren hangi hâllerde kiracıyı tahliye ettirebilir?

TBK'da kiraya verenin tahliye talep edebileceği bazı hâller düzenlenmiştir; kira bedelinin ödenmemesi, kiraya verenin veya yakınlarının konut/işyeri ihtiyacı, sözleşmenin yeniden inşa veya esaslı onarım nedeniyle sürdürülemez hâle gelmesi bunlardan bazılarıdır. Her bir tahliye sebebi kanunda öngörülen usul ve sürelere tabidir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kira bedeli artış oranı nasıl belirlenir?

TBK, yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak artışı bir üst sınırla, esas olarak tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara dayanan bir yöntemle sınırlandırmıştır. Bu sınırlama zaman içinde değişebilen endeks verilerine bağlı olduğundan, dönem içinde uygulanacak somut artış oranı için güncel resmi verilerin kontrol edilmesi gerekir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Güvence bedeli (depozito) uygulaması nasıl işler?

Kira sözleşmelerinde kiracıdan güvence bedeli alınabilmesi TBK'da belirli sınır ve şartlara bağlanmıştır; güvence bedelinin bir banka hesabında tutulması ve kiraya verenin bu bedeli sözleşmeye aykırılık dışında serbestçe kullanamaması bu koruyucu düzenlemelerdendir. Uygulamadaki güncel sınırlar için sözleşme ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Güvence bedeli kira sözleşmesi sona erdiğinde nasıl iade edilir?

Kira ilişkisi sona erdiğinde ve kiralanan taşınmaz herhangi bir hasar veya ödenmemiş borç bulunmaksızın teslim edildiğinde güvence bedeli kiracıya iade edilir. Kiraya verenin varsa alacaklarını mahsup etmesi hâlinde iade bu tutar düşülerek yapılır ve süreç genellikle bankada tutulan bedel üzerinden yürütülür.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Cari hesap sözleşmesi nedir?

Cari hesap sözleşmesi, iki tarafın devamlı iş ilişkilerinden doğan alacaklarını tek tek istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem bir hesaba geçirerek dönem sonunda çıkacak bakiyeyi talep etme konusunda anlaşmalarıdır. TBK bu sözleşme türünü ticari hayatta sık kullanılan bir araç olarak ayrıca düzenler.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Cari hesap sözleşmesi ticari ilişkilerde neden kullanılır?

Sürekli alışveriş içinde olan işletmeler, her işlem için ayrı ayrı tahsilat ve ödeme yapmak yerine cari hesap sözleşmesiyle karşılıklı alacak ve borçları tek bir hesapta izleyerek işlem yükünü azaltır. Dönem sonunda ortaya çıkan bakiye üzerinden tasfiye yapılması, taraflar arası likidite yönetimini kolaylaştırır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kefalet sözleşmesinin türleri nelerdir?

TBK'da kefalet başlıca adi kefalet ve müteselsil kefalet olarak ayrılır. Adi kefalette alacaklının kefile başvurabilmesi için önce asıl borçluya karşı takip yapması ve sonuçsuz kalması genellikle aranırken, müteselsil kefalette alacaklı doğrudan kefile başvurabilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kefalet sözleşmesinin geçerliliği için hangi şekil şartları aranır?

Kefalet sözleşmesi geçerlilik şartı olarak yazılı şekilde yapılmalı ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi sözleşmede yer almalıdır. Ayrıca kefilin evli olması durumunda eşinin rızası da genellikle aranır; bu şekil şartlarına uyulmaması sözleşmenin geçersizliğine yol açabilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Türk Borçlar Kanunu'nda genel zamanaşımı süresi nedir?

TBK'da kanunda aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece uygulanan genel zamanaşımı süresi on yıldır. Bu süre, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Bazı alacaklar için neden daha kısa zamanaşımı süreleri öngörülmüştür?

TBK, kira alacakları, cari hesap ilişkisinden doğan alacaklar ve bazı hizmet/vekalet ücreti alacakları gibi sık tekrarlanan veya ticari hayatın hızına uygun ilişkilerde genel süreden daha kısa zamanaşımı süreleri öngörür. Alacağın türüne göre uygulanacak süre değişebileceğinden, somut alacak için ilgili kanun maddesinin ayrıca incelenmesi gerekir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Zamanaşımı süresi hangi hâllerde durur veya kesilir?

Alacaklının borçlu aleyhine dava açması, icra takibi başlatması veya borçlunun borcu kabul etmesi gibi hâllerde zamanaşımı kesilir ve süre yeniden işlemeye başlar. Bazı özel durumlarda ise, örneğin evlilik birliği devam ederken eşler arasındaki alacaklarda olduğu gibi, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz veya durur.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Haksız fiil sorumluluğu nedir?

Haksız fiil sorumluluğu, bir kişinin hukuka aykırı bir davranışıyla başkasına verdiği zarardan sorumlu tutulmasıdır. TBK'ya göre bu sorumluluğun doğması için kural olarak hukuka aykırı bir fiil, zarar, fiil ile zarar arasında illiyet bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunması gerekir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Haksız fiilden doğan tazminat talebinin şartları nelerdir?

Tazminat talep edilebilmesi için zarar görenin uğradığı zararı, failin kusurunu ve fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını ispat etmesi genellikle gerekir. Tazminatın kapsamı, zararın niteliğine ve tarafların kusur oranına göre hâkim tarafından belirlenir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Sözleşmeden dönme ile fesih arasındaki fark nedir?

Sözleşmeden dönme, sözleşmeyi baştan itibaren ortadan kaldırır ve taraflar aldıklarını karşılıklı olarak iade etmekle yükümlü olur; genellikle ani edimli sözleşmelerde uygulanır. Fesih ise sözleşmeyi yalnızca ileriye etkili olarak sona erdirir ve genellikle sürekli borç ilişkilerinde, örneğin kira veya hizmet sözleşmelerinde söz konusu olur.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Borcun ifasının imkansızlaşması durumunda taraflar açısından sonuç ne olur?

Borcun ifası borçlunun kusuru olmaksızın imkansız hâle gelmişse borç kural olarak sona erer ve borçlu bu borcundan kurtulur; karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alınan karşı edimin iadesi gerekebilir. İmkansızlık borçlunun kusurundan kaynaklanıyorsa borçlu, alacaklının bu yüzden uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olur.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Alacağın temliki (devri) nedir?

Alacağın temliki, alacaklının borçlunun rızası aranmaksızın alacağını bir sözleşmeyle üçüncü bir kişiye devretmesidir. TBK, bazı istisnalar dışında temlikin yazılı şekilde yapılmasını arar ve devir sonrasında borçlunun yeni alacaklıya karşı sorumlu olacağını düzenler.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Takas (mahsup) nedir ve hangi şartlarda uygulanır?

Takas, iki tarafın birbirine karşı benzer nitelikte ve muaccel karşılıklı alacaklarının, taraflardan birinin beyanıyla birbirini karşıladığı ölçüde sona ermesidir. Takasın gerçekleşebilmesi için genellikle alacakların aynı türden (örneğin her ikisinin de para alacağı olması) ve muaccel olması aranır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Genel işlem şartları (koşulları) nedir?

Genel işlem şartları, bir tarafın önceden hazırlayıp karşı tarafın müzakere etme imkânı olmadan sözleşmeye dahil ettiği standart maddelerdir. TBK, karşı tarafın aleyhine olan, beklenmedik veya anlaşılmaz nitelikteki bu tür şartların bazı hâllerde geçersiz sayılabileceğini düzenleyerek zayıf tarafı korumayı amaçlar.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Satıcının ayıplı mal veya hizmetten sorumluluğu genel olarak nasıl işler?

Satılan mal veya sunulan hizmet, sözleşmede kararlaştırılan veya olması gereken niteliklere sahip değilse satıcı/sağlayıcı ayıplı ifadan sorumlu tutulabilir. Alıcı genellikle sözleşmeden dönme, bedelde indirim, ücretsiz onarım veya ayıpsız benzeriyle değiştirme gibi seçimlik haklardan birini kullanabilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Ticari satış sözleşmelerinde teslim ve bedel ödeme yükümlülükleri nasıl işler?

Satış sözleşmesinde satıcı satılanı sözleşmeye uygun şekilde ve kararlaştırılan zamanda teslim etmekle, alıcı ise bedeli ödemekle yükümlüdür; bu iki edim kural olarak karşılıklı ve aynı anda ifa edilir. Ticari satışlarda tarafların ticari örf ve adetleri ile TBK'nın genel hükümleri birlikte dikkate alınarak sözleşme yorumlanır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Sebepsiz zenginleşme nedir?

Sebepsiz zenginleşme, bir kişinin haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşmesi durumudur. TBK'ya göre bu şekilde zenginleşen kişi, zenginleşmesini elde ettiği kişiye karşı iade ile yükümlü tutulur; bu düzenleme özellikle borç olmadığı hâlde yapılan ödemelerde uygulama alanı bulur.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Vekalet sözleşmesi ile hizmet sözleşmesi arasındaki fark nedir?

Vekalet sözleşmesinde vekil, belirli bir işi bağımsız bir şekilde ve genellikle sonucu değil özenli çabayı taahhüt ederek görür; hizmet sözleşmesinde ise işçi işverene bağımlı olarak, onun talimatları doğrultusunda çalışır. Bu ayrım, tarafların sorumluluğunun ve ilişkinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde önemli bir ölçüttür.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Bir sözleşmenin geçerli olması için hangi unsurlar gereklidir?

Geçerli bir sözleşme için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, tarafların fiil ehliyetine sahip olması, sözleşmenin konusunun imkansız, hukuka veya ahlaka aykırı olmaması ve kanunun aradığı hâllerde şekil şartına uyulması gerekir. Bu unsurlardan birinin eksik olması sözleşmenin geçersizliğine yol açabilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Eser (istisna) sözleşmesi nedir, hangi işlerde kullanılır?

Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İnşaat yapımı, yazılım geliştirme, tadilat veya terzilik gibi belirli bir sonucun taahhüt edildiği işlerde uygulanır ve hizmet sözleşmesinden farklı olarak emek değil, ortaya çıkan sonuç (eser) borçlanılır. Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ila 486. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Simsarlık (tellallık) sözleşmesi nedir?

Simsarlık sözleşmesi, simsarın ücret karşılığında bir sözleşmenin kurulması için fırsat hazırlamayı veya aracılık etmeyi, diğer tarafın da bu hizmet karşılığında ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. En yaygın örneği emlak simsarlığıdır; simsar alıcı ile satıcıyı bir araya getirir, ancak ücrete hak kazanması genellikle asıl sözleşmenin fiilen kurulmasına bağlıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 520-525. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Adi ortaklık sözleşmesinin unsurları nelerdir?

Adi ortaklık sözleşmesinin kurulabilmesi için en az iki kişinin bir araya gelmesi, ortak bir amaç güdülmesi, her ortağın emek veya sermaye şeklinde bir katkı taahhüt etmesi ve ortaklık iradesiyle (affectio societatis) hareket edilmesi gerekir. Adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur; iş ortaklığı veya proje bazlı işbirlikleri gibi yapılarda sıkça tercih edilir ve ortaklar üçüncü kişilere karşı esas olarak müteselsilen sorumlu tutulabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

İbra sözleşmesinin hukuki etkisi nedir?

İbra sözleşmesi, alacaklının borçluyu borcundan kurtarma iradesini açıkladığı ve borçlunun bu iradeyi kabul ettiği, karşılıklı irade beyanlarına dayanan bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin kurulmasıyla borç kısmen veya tamamen, herhangi bir ifa yapılmaksızın sona erer; örneğin işten ayrılan bir işçiyle imzalanan ibraname bu niteliktedir. Türk Borçlar Kanunu'nun 132. maddesinde düzenlenmiştir ve kural olarak şekle tabi değildir, ancak ispat kolaylığı için yazılı yapılması önerilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Cezai şart (ceza koşulu) nasıl işler?

Cezai şart, borçlunun sözleşmeye aykırı davranması veya borcunu hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi halinde alacaklıya ayrıca zarar ispatına gerek kalmaksızın belirli bir bedel ödemeyi taahhüt ettiği yan edimdir. Örneğin bir teslim sözleşmesinde gecikme başına günlük belirli bir tutar ödenmesi kararlaştırılabilir ve alacaklı, aksi kararlaştırılmadıkça hem ifayı hem cezayı birlikte talep edemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 179-182. maddelerinde düzenlenmiştir ve hakim, aşırı görülen cezai şartı re'sen indirebilir (m.182/son).

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kapora (pey akçesi) ile cayma tazminatı arasındaki fark nedir?

Kapora, sözleşmenin kurulduğuna karine oluşturan ve genellikle ifaya mahsuben verilen bir miktar paradır; sözleşme gereği gibi ifa edilirse borçtan mahsup edilir, sözleşmeden dönülürse kural olarak karşı tarafta kalır ya da iade edilmez. Cayma parası ise tarafların baştan itibaren sözleşmeden dönme hakkını saklı tutarak ödedikleri bir bedeldir; bu bedel ödendiği takdirde taraf, tazminat sorumluluğu doğmaksızın sözleşmeden cayabilir. Her iki müessese de Türk Borçlar Kanunu'nun 177-178. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Hizmet sözleşmesinde rekabet yasağı kaydının geçerlilik şartları nelerdir?

Rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması, işçinin müşteri çevresine, üretim sırlarına veya işverenin yaptığı işlere nüfuz etme imkanı bulunması ve bu bilgilerin kullanılmasının işverene önemli bir zarar verecek nitelikte olması gerekir. Yasak; yer, süre ve konu bakımından işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşürmeyecek şekilde makul sınırlarla sınırlandırılmalıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 444-447. maddelerinde düzenlenmiş olup hakim, aşırı nitelikteki bir rekabet yasağını kapsam veya süre yönünden sınırlayabilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Satış vaadi sözleşmesi nedir?

Satış vaadi sözleşmesi, taraflardan birinin veya her ikisinin ileride belirli şartlarla bir satış sözleşmesi kurma yükümlülüğü altına girdiği bir ön sözleşme türüdür. Sözleşme konusu taşınır bir mal ise genel şekil serbestisi geçerliyken, konu taşınmaz olduğunda kanunda öngörülen resmi şekle uyulması zorunludur. Ön sözleşmelere ilişkin genel esaslar Türk Borçlar Kanunu'nun 29. maddesinde yer alır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Trampa (takas) sözleşmesi nedir?

Trampa sözleşmesi, taraflardan her birinin sahip olduğu bir malı diğerine devretmeyi, karşılığında da diğer tarafın malını devralmayı üstlendiği, bedel yerine mal ile mal değişimine dayanan bir sözleşmedir. Örneğin bir aracın başka bir araçla, üzerine belirli bir fark ödenerek değiştirilmesi trampa sözleşmesine örnektir. Türk Borçlar Kanunu'nun 282-284. maddelerinde düzenlenmiş olup, kanunda aksi öngörülmedikçe satış sözleşmesine ilişkin hükümler kıyasen uygulanır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Bağışlama sözleşmesinin şekil şartları nelerdir?

Bağışlama vaadi, geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılmak zorundadır ve konusu taşınmaz olan bağışlama vaatleri resmi şekilde düzenlenmelidir. Buna karşılık, bağışlanan malın hemen ve doğrudan devredildiği elden bağışlamada herhangi bir şekil şartı aranmaz; malın teslimiyle sözleşme tamamlanmış olur. Türk Borçlar Kanunu'nun 288 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Muacceliyet kavramı ne anlama gelir?

Muacceliyet, bir borcun alacaklı tarafından talep edilebilir ve borçlu tarafından ifa edilebilir hale gelmesini ifade eder. Sözleşmede veya borcun niteliğinde aksi öngörülmedikçe borç, doğduğu anda muaccel olur; buna karşılık taraflar belirli bir vade veya şart kararlaştırmışsa borç ancak o tarihte veya şartın gerçekleşmesiyle muaccel hale gelir. Türk Borçlar Kanunu'nun 90. maddesinde düzenlenmiştir ve borçlu temerrüdünün başlangıcı da genellikle muacceliyet anına bağlıdır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Mücbir sebep ile beklenmeyen hal borçlar hukukunda farklı sonuçlar doğurur mu?

Beklenmeyen hal, borçlunun makul ölçüde öngöremeyeceği ve önleyemeyeceği, kendi işletmesi veya faaliyeti içinden ya da dışından kaynaklanabilen bir olayı ifade ederken, mücbir sebep dıştan gelen, öngörülemeyen ve kaçınılmaz nitelikte olup genellikle ifayı tamamen imkansız kılan bir olaydır. Örneğin deprem veya salgın gibi bir olay ifayı tamamen imkansızlaştırırsa Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesi uyarınca borç sona erer; ifa kısmen güçleşmişse mücbir sebep veya beklenmeyen hal, borçlunun kusursuzluğunu ispatta ve sorumluluktan kurtulmasında rol oynar. Bu ayrım, özellikle sözleşmede kararlaştırılan mücbir sebep maddelerinin kapsamının yorumlanmasında önem taşır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Sözleşmenin uyarlanması (aşırı ifa güçlüğü/emprevizyon) ne zaman talep edilebilir?

Sözleşme kurulduktan sonra, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin kurulduğu andaki koşulları borçlu aleyhine, ifayı dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde değiştirirse uyarlama talep edilebilir. Borçlu, henüz ifada bulunmamış veya ifadan doğan haklarını saklı tutarak ifa etmişse hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını, bu mümkün değilse sözleşmeden dönmeyi isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenmiştir; ekonomik kriz, ani ve aşırı kur artışı gibi olağanüstü durumlar uygulamada bu kapsamda değerlendirilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Üçüncü kişi yararına sözleşme nedir?

Üçüncü kişi yararına sözleşme, sözleşmenin taraflarından birinin (edimi taahhüt edenin), edimin kendisine değil üçüncü bir kişiye ifa edilmesini karşı tarafla kararlaştırdığı sözleşme türüdür. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar, sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen doğrudan ifa talep etme hakkı kazanır; hayat sigortası poliçesinde sigorta bedelinin belirlenen bir yakına ödenmesi bu yapıya örnektir. Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Borcun nakli (üstlenilmesi) nasıl gerçekleşir?

Borcun nakli, mevcut bir borcun borçlu değişikliğiyle birlikte üçüncü bir kişi (üstlenen) tarafından devralınmasıdır ve borçlu ile üstlenen arasında yapılan yazılı bir sözleşmeyle alacaklının onayına bağlı olarak geçerlilik kazanır. Alacaklının onayı verilmezse işlem yalnızca iç ilişkide borca katılma niteliğinde kalır ve asıl borçlu alacaklıya karşı sorumlu olmaya devam eder. Türk Borçlar Kanunu'nun 195-201. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Alacaklı temerrüdü borçlu temerrüdünden nasıl ayrılır?

Alacaklı temerrüdü, alacaklının haklı bir sebep göstermeksizin borçlu tarafından usulüne uygun şekilde sunulan ifayı kabulden kaçınması halinde ortaya çıkar ve borçluyu bazı sorumluluklardan kurtarabilir, hatta borçluya tevdi (depo) veya sözleşmeden dönme hakkı tanıyabilir. Borçlu temerrüdü ise tam tersine, borcun muaccel olmasına rağmen borçlunun ifada gecikmesi halidir ve alacaklıya gecikme faizi ile ek tazminat talep etme imkanı verir. Alacaklı temerrüdü Türk Borçlar Kanunu'nun 106-108, borçlu temerrüdü ise 117 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Sözleşme öncesi görüşmelerde culpa in contrahendo sorumluluğu nedir?

Culpa in contrahendo, sözleşme henüz kurulmadan önce, görüşmeler sırasında dürüstlük kuralına aykırı davranarak karşı tarafta haklı bir güven uyandıran ve sonradan bu güveni boşa çıkaran tarafın sorumluluğunu ifade eder. Örneğin sözleşmenin kesinleşeceği izlenimi verilerek karşı taraf masraf yaptırıldıktan sonra haklı bir gerekçe olmaksızın görüşmelerden vazgeçilmesi bu sorumluluğu doğurabilir. Türk hukukunda bu sorumluluk, TMK m.2'deki dürüstlük kuralı ile Türk Borçlar Kanunu'nun genel sözleşme ve sorumluluk hükümlerine dayandırılır ve tazminat kural olarak menfi zararla sınırlıdır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Genel işlem koşullarının denetimi hangi kritere göre yapılır?

Genel işlem koşulları, bir sözleşmenin diğer tarafça önceden tek taraflı hazırlanıp karşı tarafın müzakere imkanı olmaksızın kabul ettirildiği hükümlerdir ve üç aşamalı bir denetime tabidir. Öncelikle yürürlük denetimi yapılır ve karşı tarafın anlayabileceği şekilde sunulmayan veya beklenmedik nitelikteki şartlar yazılmamış sayılır (m.21); ardından yorum denetimi (m.23) ve son olarak dürüstlük kuralına aykırı, karşı tarafı aşırı zarara uğratan hükümlerin geçersiz sayıldığı içerik denetimi (m.25) uygulanır. Türk Borçlar Kanunu'nun 20-25. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Kira sözleşmesinde erken tahliye halinde cezai şart uygulanabilir mi?

Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının süresinden önce tahliye etmesi halinde ceza koşulu ödeyeceğine veya kalan kira bedellerinin toptan muaccel hale geleceğine ilişkin sözleşme hükümleri, kiracı aleyhine düzenleme yasağı kapsamında geçersizdir. Bu koruma, kira ilişkisinde ekonomik olarak zayıf konumda kabul edilen kiracıyı aşırı mali yükümlülüklerden korumayı amaçlar. Türk Borçlar Kanunu'nun 346. maddesinde düzenlenmiş olup, 1 Temmuz 2020 tarihinden itibaren tacir kiracıların bulunduğu işyeri kiraları dahil tüm kira sözleşmelerine tam olarak uygulanmaktadır.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Adi kefalet ile müteselsil kefalet arasındaki fark nedir?

Adi kefalette alacaklı, kefile başvurmadan önce asıl borçluya karşı takibe geçmek ve bu takibin sonuçsuz kalması ya da borçlunun iflas etmesi gibi hallerin gerçekleşmesini beklemek zorundadır. Müteselsil kefalette ise kefil, borçlu ile birlikte doğrudan ve aynı anda takip edilebilir; ticari borçlara ilişkin kefaletler kanunen müteselsil kefalet sayılır. Bu ayrım Türk Borçlar Kanunu'nun 585-587. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Borcun ibrası ile yenilenmesi (tecdit) arasındaki fark nedir?

İbrada alacaklı, herhangi bir karşılık almaksızın veya yeni bir borç doğurmaksızın borçluyu mevcut borcundan kurtarır ve borç tamamen sona erer. Yenilemede (tecdit) ise taraflar mevcut borcu sona erdirip yerine, önemli noktaları değişen yeni bir borç kurmayı amaçlar; örneğin vadesi geçmiş bir borcun yeni bir vade ve miktarla yeniden düzenlenmesi tecdit sayılabilir, ancak bu iradenin açıkça ortaya konması gerekir. İbra Türk Borçlar Kanunu'nun 132, yenileme ise 133-134. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Alacağın devrinde borçlunun onayı gerekir mi?

Alacağın devri (temlik), kanunda, sözleşmede veya işin niteliğinde aksine bir engel bulunmadıkça borçlunun rızası aranmaksızın gerçekleştirilebilir; devir, alacaklı ile devralan arasında yazılı şekilde yapılan bir sözleşmeyle tamamlanır. Borçluya yalnızca devrin bildirilmesi gerekir; bildirimden önce eski alacaklıya yaptığı iyiniyetli ifa borçluyu borçtan kurtarır. Türk Borçlar Kanunu'nun 183-190. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Ticari satışlarda ayıba karşı tekeffül süresi nasıl işler?

Tacirler arasındaki ticari satışlarda, malın teslim anında açıkça belli olan ayıpları 2 gün içinde, olağan bir muayeneyle tespit edilebilecek ayıpları ise malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde satıcıya bildirmek gerekir. Olağan muayeneyle ortaya çıkmayacak gizli ayıplar ise ortaya çıktığı anda derhal ihbar edilmelidir; bu süreler içinde ihbar yapılmazsa alıcı ayıp iddiasına dayalı haklarını kaybeder. Süreler Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesinde, ayıba karşı tekeffülün genel esasları ise Türk Borçlar Kanunu'nun 219-231. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Sözleşmede gecikme cezası (temerrüt cezası) ile faiz aynı anda talep edilebilir mi?

Sözleşmede borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi için bir ceza koşulu kararlaştırılmışsa alacaklı, bu haktan açıkça feragat etmedikçe veya ifayı çekincesiz kabul etmedikçe asıl borçla birlikte cezanın ifasını talep edebilir. Ancak sözleşmede öngörülen veya kanuni temerrüt faizi ile ayrıca cezai şartın birlikte istenip istenemeyeceği konusunda somut olaya ve sözleşme hükümlerinin yorumuna göre değişen, çelişkili Yargıtay kararları bulunmaktadır. Bu belirsizlik nedeniyle sözleşmede iki müeyyidenin birlikte mi yoksa alternatif olarak mı uygulanacağının açıkça düzenlenmesi önerilir; ilgili hükümler Türk Borçlar Kanunu'nun 179-182. maddelerindedir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi neden resmi şekle tabidir?

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, ileride kurulacak bir taşınmaz satışının önceden güvence altına alınmasını sağlayan bir ön sözleşme olduğundan, kanun koyucu bu sözleşmeyi tarafları korumak amacıyla resmi şekil şartına bağlamıştır. Sözleşme, Noterlik Kanunu'nun 60. maddesi uyarınca noterde resmi senet düzenlenmesi suretiyle yapılmalıdır; şekle uyulmadan yapılan vaat geçersiz sayılır ve tarafları bağlamaz. Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesinde öngörülen bu resmi şekil zorunluluğuna ek olarak, sözleşme talep halinde Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca tapu siciline şerh edilerek üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir hale getirilebilir.

İlgili kanun: Türk Borçlar Kanunu

e-Fatura / e-Arşiv / e-Defter (kanun sayfası →)

e-Fatura nedir?

e-Fatura, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliği taşıyan, ancak elektronik ortamda düzenlenip Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) sistemi üzerinden alıcıya iletilen bir belge türüdür. e-Fatura, yalnızca sistemde kayıtlı diğer e-Fatura mükelleflerine kesilebilir. Belgenin elektronik imza veya mali mühür ile onaylanması gerekir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Arşiv fatura nedir?

e-Arşiv fatura, e-Fatura mükellefi olmayan alıcılara veya nihai tüketicilere elektronik ortamda düzenlenen ve GİB'in belirlediği formatta saklanan fatura türüdür. Kağıda basılıp teslim edilebileceği gibi, alıcıya elektronik ortamda da iletilebilir. e-Arşiv fatura da hukuken kağıt fatura ile aynı geçerliliğe sahiptir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura ile e-Arşiv fatura arasındaki fark nedir?

e-Fatura, yalnızca sistemde kayıtlı diğer e-Fatura mükelleflerine; e-Arşiv fatura ise e-Fatura mükellefi olmayan kurumlara ve nihai tüketicilere kesilir. İki belge türü de elektronik ortamda düzenlenir ve aynı hukuki geçerliliğe sahiptir; fark esas olarak muhatabın sistemde kayıtlı olup olmamasından kaynaklanır. Detaylı karşılaştırma için e-Fatura/e-Arşiv Fatura Zorunluluğu sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura mükellefiyeti hangi işletmeleri kapsar?

e-Fatura uygulamasına geçiş zorunluluğu, esas olarak belirli bir ciro büyüklüğünü aşan mükellefleri, bazı sektörlerde faaliyet gösteren işletmeleri ve e-Ticaret aracı hizmet sağlayıcıları gibi GİB tarafından ayrıca belirlenen grupları kapsar. Zorunluluk kapsamı zaman içinde genişletilmektedir. Güncel kapsam için e-Fatura/e-Arşiv Fatura Zorunluluğu sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura'ya geçiş zorunluluğu hangi ciro eşiğine göre belirlenir?

e-Fatura'ya zorunlu geçiş, mükellefin bir önceki hesap dönemindeki brüt satış hasılatının GİB tarafından belirlenen eşiği aşması durumunda söz konusu olur; bu eşik zaman zaman güncellenmektedir. Eşik aşıldığında geçiş için belirli bir süre tanınır. Güncel tutar ve geçiş süreleri için e-Dönüşüm sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Arşiv fatura hangi durumlarda düzenlenir?

e-Arşiv fatura, e-Fatura mükellefi olmayan işletmelere veya nihai tüketicilere satış yapıldığında, ayrıca internet üzerinden yapılan mesafeli satışlarda ve e-Fatura mükellefi olmayanların düzenlediği tüm faturalarda kullanılır. Belirli bir tutarın üzerindeki e-Arşiv faturalarda alıcıya elektronik ortamda iletim de zorunlu tutulabilir. Uygulamanın kapsamı GİB tebliğleriyle belirlenir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Kağıt fatura ile e-Fatura arasındaki hukuki fark nedir?

Hukuki geçerlilik açısından kağıt fatura ile e-Fatura arasında fark yoktur; her ikisi de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında geçerli birer belgedir. Fark, düzenleme, iletim ve saklama yönteminden kaynaklanır: e-Fatura elektronik ortamda düzenlenir, GİB sistemi üzerinden iletilir ve elektronik ortamda saklanır. e-Fatura mükellefleri, karşı taraf da mükellefse artık kağıt fatura düzenleyemez.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura uygulamasına nasıl kayıt olunur?

e-Fatura uygulamasına kayıt, GİB'in İnteraktif Vergi Dairesi veya e-Fatura portalı üzerinden elektronik imza ya da mali mühür kullanılarak yapılır. Mükellef, doğrudan GİB portalını kullanabileceği gibi özel entegratör firmalar aracılığıyla da sisteme dahil olabilir. Kayıt sonrası fatura düzenleme ve alma işlemleri sistem üzerinden yürütülür.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter nedir?

e-Defter, yevmiye defteri ve büyük defter gibi kanunen tutulması zorunlu defterlerin, kağıt ortamı yerine belirli bir format ve standartta elektronik ortamda tutulmasıdır. e-Defter, GİB ve TÜRMOB tarafından belirlenen teknik formatta oluşturulur. Elektronik defterler de kağıt defterlerle aynı hukuki delil niteliğini taşır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter tutma zorunluluğu kimleri kapsar?

e-Defter tutma zorunluluğu, e-Fatura uygulamasına geçmesi gereken mükellefler başta olmak üzere, GİB tarafından belirlenen ciro ve sektör kriterlerine göre genişletilen bir mükellef grubunu kapsar. Bağımsız denetime tabi şirketler de genellikle bu kapsama girer. Kapsam dışı kalan mükellefler isteğe bağlı olarak da e-Defter'e geçebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter berat yükleme nedir, neden önemlidir?

Berat, e-Defter'in ilgili aya ait değişmezliğini ve bütünlüğünü kanıtlayan, GİB'in zaman damgası ve mali mühürüyle onayladığı elektronik bir dosyadır. Mükellef, e-Defterini oluşturduktan sonra berat dosyasını GİB sistemine belirli süre içinde yüklemek zorundadır. Berat yükleme, defterin usulüne uygun tutulduğunun ispatı açısından kritik önem taşır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter berat yükleme süresi kaçırılırsa ne olur?

Berat yükleme süresinin kaçırılması, ilgili aya ait e-Defterin usulüne uygun tutulmamış sayılmasına ve bu durumun vergi incelemesinde delil olarak dikkate alınmasına yol açabilir. Süresinde yüklenmeyen beratlar için Vergi Usul Kanunu'na göre cezai yaptırım uygulanabilir. Detaylı bilgi için e-Defter Uygulaması ve Cezai Yaptırımlar sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter uygulamasında ceza hangi durumlarda uygulanır?

e-Defter uygulamasında ceza, genellikle beratın süresinde yüklenmemesi, defterin hiç oluşturulmaması veya mevzuata aykırı şekilde tutulması gibi durumlarda gündeme gelir. Ceza türü ve tutarı, ihlalin niteliğine göre Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Ayrıntılı bilgi için e-Defter Uygulaması ve Cezai Yaptırımlar sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-İrsaliye nedir, kimler düzenlemek zorundadır?

e-İrsaliye, malın taşınması sırasında düzenlenmesi gereken sevk irsaliyesinin elektronik ortamda oluşturulan ve GİB sistemi üzerinden iletilen halidir. e-Fatura mükellefi olan ve belirli ciro/sektör kriterlerini karşılayan işletmeler e-İrsaliye düzenlemekle yükümlü tutulur. Zorunluluk kapsamı, GİB tarafından zaman içinde genişletilmektedir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-İrsaliye ile kağıt sevk irsaliyesi arasındaki fark nedir?

İki belge de malın taşınması sırasında bulundurulması gereken, aynı hukuki işlevi gören belgelerdir; fark düzenleme ve iletim yönteminden kaynaklanır. e-İrsaliye elektronik ortamda oluşturulur ve GİB sistemi üzerinden alıcıya ve nakliyeciye iletilir. e-İrsaliye zorunluluğu kapsamındaki mükellefler artık kağıt irsaliye düzenleyemez.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Serbest Meslek Makbuzu (e-SMM) nedir?

e-SMM, serbest meslek erbabının (avukat, mali müşavir, doktor gibi) verdiği hizmet karşılığında düzenlediği serbest meslek makbuzunun elektronik ortamda oluşturulan ve GİB sistemi üzerinden iletilen şeklidir. e-SMM, kağıt makbuzla aynı hukuki geçerliliğe sahiptir. Belge, elektronik imza ile onaylanarak sistem üzerinden saklanır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-SMM'yi kimler düzenlemek zorundadır?

e-SMM düzenleme zorunluluğu, esas olarak serbest meslek faaliyeti nedeniyle makbuz düzenleyen ve GİB tarafından belirlenen kapsam ve tarihler itibarıyla e-Dönüşüm'e dahil edilen serbest meslek erbabını kapsar. Zorunluluk kapsamı dışında kalanlar da isteğe bağlı olarak e-SMM'ye geçebilir. Kapsam ve geçiş tarihleri GİB duyurularıyla belirlenir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Müstahsil senedi nedir, ne zaman düzenlenir?

Müstahsil makbuzu, defter tutmayan çiftçilerden yapılan zirai ürün alımlarında alıcı tarafından düzenlenen bir belgedir; e-Müstahsil senedi ise bu belgenin elektronik ortamda oluşturulan halidir. Belge, malın teslim alındığı anda, satıcı çiftçi yerine alıcı (genellikle tüccar veya işletme) tarafından düzenlenir. e-Müstahsil senedi zorunluluğu kapsamındaki mükellefler artık kağıt müstahsil makbuzu düzenleyemez.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Fatura düzenleme süresi ne kadardır, süresinde kesilmezse ne olur?

Vergi Usul Kanunu, malın teslimi veya hizmetin ifasından itibaren faturanın belirli bir süre içinde düzenlenmesini şart koşar; bu süre içinde düzenlenmeyen fatura hiç düzenlenmemiş sayılır. Süresinde fatura kesilmemesi, özel usulsüzlük cezası gibi yaptırımlara yol açabilir. Süre ve ceza tutarları için VUK'a Göre Fatura Düzenleme Süresi ve Cezası sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Naylon fatura (SMİYB) nedir, hangi riskleri doğurur?

Naylon fatura, gerçekte hiç gerçekleşmemiş bir mal teslimi veya hizmet ifasına dayanılarak düzenlenen sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge (SMİYB) anlamına gelir. Bu tür belgeyi düzenleyen ve bilerek kullanan mükellefler, vergi ziyaı cezası ve kaçakçılık suçu kapsamında ayrıca cezai soruşturmayla karşılaşabilir. Risk ve sonuçlar hakkında detaylı bilgi için Naylon Fatura (SMİYB) Riski sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Sahte belge kullanmanın cezai sonuçları nelerdir?

Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanan mükellefler, vergi ziyaına neden olunan tutarın belirli katları oranında vergi ziyaı cezasıyla karşılaşabilir; ayrıca fiil, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen kaçakçılık suçları kapsamında hapis cezasını gerektirebilir. Bilerek kullanma ile bilmeden kullanma arasındaki ayrım, uygulanacak yaptırımın niteliğini etkiler. Bu tür bir durumla karşılaşan mükelleflerin konuyu bir mali müşavir veya hukuk danışmanıyla değerlendirmesi önerilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Arşiv portalından fatura nasıl kesilir?

e-Fatura mükellefi olmayan veya özel entegratör kullanmayan mükellefler, GİB'in e-Arşiv Portalı üzerinden İnteraktif Vergi Dairesi şifresiyle giriş yaparak doğrudan e-Arşiv fatura düzenleyebilir. Portal üzerinden kesilen fatura, sisteme kaydedilir ve alıcıya elektronik ya da kağıt çıktı olarak iletilebilir. Bu yöntem, özellikle düşük hacimli fatura kesen mükellefler için pratik bir çözümdür.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Dönüşüm uygulamalarına genel olarak kimler tabidir?

e-Dönüşüm kapsamındaki uygulamalar (e-Fatura, e-Arşiv, e-Defter, e-İrsaliye, e-SMM gibi), GİB tarafından belirlenen ciro, sektör ve faaliyet türü kriterlerine göre kademeli olarak genişleyen bir mükellef grubunu kapsar. Kapsam dışında kalan mükellefler de birçok uygulamaya isteğe bağlı olarak geçebilir. Genel kapsam ve güncel eşikler için e-Dönüşüm sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura mükellefi olmayan bir işletme fatura nasıl düzenler?

e-Fatura zorunluluğu kapsamında olmayan işletmeler, kağıt fatura düzenlemeye devam edebilir ya da isteğe bağlı olarak e-Fatura veya e-Arşiv fatura sistemine geçebilir. Ancak karşı taraf e-Fatura mükellefiyse, fatura mutlaka e-Fatura olarak düzenlenmelidir; aksi halde belge geçersiz sayılabilir. Karşı tarafın e-Fatura mükellefi olup olmadığı, GİB'in ilgili sorgulama ekranından kontrol edilebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter ile fiziki (kağıt) defter arasındaki fark nedir?

İki defter türü de aynı hukuki işlevi görür ve Vergi Usul Kanunu kapsamında delil niteliği taşır; fark tutulma, onaylanma ve saklanma yönteminden kaynaklanır. e-Defter, GİB'in belirlediği elektronik formatta oluşturulur ve berat ile onaylanırken, kağıt defter noter tasdikiyle açılır ve fiziki ortamda saklanır. e-Defter kapsamına giren mükellefler artık kağıt defter tutamaz.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Yeni kurulan bir şirket hangi ciroyu aştığında e-Fatura mükellefi olur?

VUK Genel Tebliği düzenlemeleri uyarınca, bir önceki hesap döneminin brüt satış hasılatı veya gayrisafi iş hasılatı 3 milyon TL'yi aşan mükellefler e-Fatura ve e-Arşiv fatura uygulamasına geçmek zorundadır; bu had bazı özel sektörlerde (örneğin e-ticaret, gayrimenkul, motorlu taşıt ticareti, internet reklamcılığı) 500 bin TL olarak uygulanır, konaklama işletmelerinde ise ciro şartı aranmaz. Yeni kurulan bir işletmenin henüz bir önceki dönem hasılatı bulunmadığından, mükellefiyet genellikle ilgili haddin aşıldığı hesap dönemini takip eden yıldan itibaren doğar; ancak faaliyet konusuna göre bazı işletmeler kuruluşla birlikte doğrudan kapsama girebilir. Güncel hadler ve istisnalar için e-Fatura/e-Arşiv Fatura Zorunluluğu sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura mükellefiyeti henüz başlamamışsa ilk faturamı nasıl kesebilirim?

e-Fatura/e-Arşiv fatura zorunluluğu kapsamına henüz girmeyen işletmeler faaliyetlerine, GİB'in e-Arşiv Fatura Portalı üzerinden veya anlaşmalı matbaada bastırılan kağıt fatura ile başlayabilir. Ancak fatura kestiği karşı taraf e-Fatura mükellefiyse, fatura mutlaka e-Fatura olarak düzenlenmelidir; bu nedenle yeni kurulan işletmelerin isteğe bağlı olarak da e-Fatura/e-Arşiv sistemine erken geçiş yapması mümkündür. Karşı tarafın e-Fatura mükellefi olup olmadığı GİB'in ilgili sorgulama ekranından kontrol edilebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Özel entegratör ile GİB e-Fatura Portalı arasındaki fark nedir?

GİB e-Fatura Portalı, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın doğrudan sunduğu ücretsiz ancak temel düzeyde manuel fatura düzenleme imkânı veren bir arayüzdür; özel entegratörler ise GİB'den yetki belgesi almış özel şirketler olup muhasebe/ERP yazılımlarıyla entegrasyon, toplu fatura kesimi ve otomatik arşivleme gibi ücretli ek hizmetler sunar. Örneğin aylık yüksek hacimde fatura düzenleyen bir işletme, özel entegratör aracılığıyla faturalarını doğrudan muhasebe programından otomatik olarak GİB'e iletebilir. Her iki yöntem de 509 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında GİB tarafından tanınan resmi e-belge düzenleme yöntemleridir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura'nın iptal veya itiraz süreci nasıl işler, hangi süreye tabidir?

e-Fatura sisteminde düzenlenen bir faturaya itiraz veya iptal talebi, Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinde öngörülen 8 günlük süre içinde bildirilmelidir. İtiraz, e-Fatura uygulaması içindeki 'ret' uygulama yanıtıyla ya da TTK madde 18/3'te sayılan noter, taahhütlü mektup, telgraf veya kayıtlı elektronik posta (KEP) gibi harici yollarla yapılabilir. Bu süre içinde itiraz edilmezse fatura içeriği kabul edilmiş sayılır; usul ve esaslar 509 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği ile GİB'in e-Fatura İptal, İhtar/İtiraz Bildirim Kılavuzu'nda düzenlenmiştir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-İrsaliye ile e-Fatura entegrasyonu nasıl sağlanır?

e-İrsaliye mal hareketini, e-Fatura ise satış bedelini belgeleyen ayrı bir e-belge türüdür; ancak GİB sistemi bu iki belgenin birbirine referans verilerek eşleştirilmesine imkân tanır. Uygulamada, sevkiyat sırasında düzenlenen e-İrsaliye'nin belge numarası daha sonra kesilecek e-Fatura üzerinde referans olarak gösterilir ve böylece mal teslimi ile faturalama süreci birbirine bağlanmış olur. Bu entegrasyon, e-belge uygulamalarını düzenleyen 509 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında GİB'in ortak e-belge altyapısı üzerinden sağlanır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura'da temel fatura ile ticari fatura senaryosu arasındaki fark nedir?

Temel fatura senaryosunda düzenlenen e-Fatura, kağıt fatura gibi bilgi amaçlı iletilir; alıcının sistem üzerinden ayrıca onay veya ret vermesi gerekmez ve itiraz TTK'nın genel hükümlerine göre harici yollarla kullanılır. Ticari fatura senaryosunda ise alıcı, faturayı e-Fatura uygulaması içinden doğrudan 'kabul' veya 'ret' uygulama yanıtı ile onaylayabilir ya da reddedebilir ve bu yanıt hukuki sonuç doğurur. Hangi senaryonun kullanılacağı göndericinin tercihine ve alıcının o senaryoya kayıtlı olup olmamasına bağlıdır; usul ve esaslar GİB'in e-Fatura teknik kılavuzlarında belirlenmiştir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

UBL-TR formatı nedir?

UBL-TR (Universal Business Language - Türkiye), e-Fatura, e-İrsaliye ve e-Arşiv Fatura gibi elektronik belgelerin uluslararası UBL 2.1 standardının Türkiye'ye özgü olarak uyarlanmış XML tabanlı veri formatıdır. Bu format, faturadaki her bilgiyi (satıcı, alıcı, mal/hizmet kalemi, tutar, vergi vb.) standart etiketler içinde tanımlayarak farklı yazılım sistemleri arasında otomatik ve tutarlı veri alışverişini mümkün kılar. GİB, e-belge uygulamalarında kullanılacak UBL-TR şema ve şematron kurallarını teknik kılavuzlarla belirler ve bu kurallara uymayan belgeler sistem tarafından reddedilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter beratının onay süreci nasıl işler?

e-Defter beratı, ilgili aya ait e-Defter dosyasının değişmezliğini ve bütünlüğünü kanıtlayan, mükellefin mali mührü veya elektronik imzasıyla onaylanmış özet bir belgedir. Mükellef, e-Defter uygulama yazılımı aracılığıyla oluşturduğu beratı GİB'in e-Defter sistemine yükler; sistem beratı GİB'in mali mührüyle de onaylayarak zaman damgası ekler ve mükellefe geri iletir. Bu çift onaylı berat, 1 Sıra No'lu Elektronik Defter Genel Tebliği kapsamında defterin ticari defter hükmünde geçerli sayılması için zorunlu bir unsurdur.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Yurt dışındaki bir müşteriye e-Fatura kesilebilir mi?

Hayır, e-Fatura sadece Türkiye'de e-Fatura mükellefiyeti bulunan, yani GİB e-Fatura sisteminde kayıtlı vergi mükelleflerine düzenlenebilir. Yurt dışındaki, Türkiye'de mükellefiyeti olmayan müşterilere yapılan ihracat teslimleri ve hizmet satışları için e-Arşiv Fatura düzenlenir ve bu faturalar KDV Kanunu'nun 11 ve 12. maddeleri kapsamında ihracat istisnasına konu edilebilir. Dolayısıyla e-Fatura mükellefi olan bir işletme dahi, yurt dışı satışlarında GİB portalı veya özel entegratör üzerinden e-Arşiv fatura kesmek zorundadır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Arşiv fatura için GİB'e günlük raporlama zorunluluğu nasıl işler?

GİB Portalı üzerinden e-Arşiv Fatura düzenleyen mükellefler, kestikleri faturalara ilişkin raporu günlük dönemler halinde ve en geç ertesi günün sonuna kadar e-Arşiv uygulaması üzerinden Gelir İdaresi Başkanlığı'na göndermek zorundadır. Özel entegratör aracılığıyla e-Arşiv fatura düzenleyen mükelleflerde ise bu raporlama işlemi entegratör tarafından eş zamanlı ve otomatik olarak gerçekleştirilir. Bu yükümlülük, e-Arşiv uygulamasının usul ve esaslarını düzenleyen 509 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği'ne dayanır ve süresinde yapılmayan raporlama özel usulsüzlük cezasına yol açabilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura ve e-Arşiv belgelerinin kanuni saklama süresi ne kadardır?

e-Fatura ve e-Arşiv Fatura gibi elektronik belgeler, Vergi Usul Kanunu'nun 253. maddesi uyarınca düzenlendikleri yılı izleyen takvim yılından başlayarak 5 yıl süreyle, Türk Ticaret Kanunu'nun 82. maddesi uyarınca ise 10 yıl süreyle muhafaza edilmelidir; uygulamada daha uzun olan TTK süresi esas alınır. Bu belgeler kağıda basılı hâlde değil, ibraz edilebilir ve okunabilir elektronik formatta (XML ve görsel format birlikte) saklanmalıdır. Elektronik saklama yükümlülüğü, mükellefin kendi bilgi işlem sisteminde veya GİB'in izin verdiği saklama hizmeti sunan özel entegratörler aracılığıyla yerine getirilebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

İptal edilen bir e-Fatura muhasebe kayıtlarına nasıl yansıtılır?

e-Fatura sisteminde bir fatura, alıcı tarafından süresi içinde reddedilerek veya taraflarca mutabık kalınarak iptal statüsüne alınabilir; ancak bu işlem faturanın GİB sisteminden silinmesi anlamına gelmez, yalnızca faturanın hukuken geçersiz sayıldığını gösterir. Muhasebe kayıtlarına yalnızca geçerli, iptal edilmemiş faturalar esas alınarak kayıt yapılır; fatura önceden kayda alınmışsa iptal işlemi sonrasında ters kayıt (storno) ile düzeltme yapılması gerekir. Bu işlemler, VUK'un belge düzeni ve kayıt zamanı hükümlerine uygun olarak, iptalin gerçekleştiği dönemde muhasebeleştirilmelidir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Müstahsil senedinin tarım sektöründeki rolü nedir?

e-Müstahsil senedi, gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden zirai ürün satın alan gerçek usule tabi mükelleflerin, satın aldıkları ürün karşılığında düzenlemek zorunda olduğu ve gelir vergisi stopajını da gösteren elektronik bir belgedir. Bu belge, tarımsal alım-satımın kayıt altına alınmasını sağlayarak kayıt dışılığı azaltmayı ve çiftçi adına kesilen stopajın doğru şekilde beyan edilip ödenmesini amaçlar. Uygulama, GVK'nın 94. maddesindeki stopaj yükümlülüğü ile birlikte işler ve 509 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği kapsamında belirli hadleri aşan zirai ürün alımlarında elektronik ortamda düzenlenmesi zorunludur.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura mükellefi olan bir işletme kağıt fatura kesebilir mi?

Hayır, e-Fatura mükellefiyeti bulunan bir işletme, e-Fatura sistemine kayıtlı bir başka mükellefe satış yaptığında kağıt fatura değil mutlaka e-Fatura düzenlemek zorundadır; aksi halde fatura hiç düzenlenmemiş sayılır. Alıcı e-Fatura mükellefi değilse, düzenlenmesi gereken belge kağıt fatura değil e-Arşiv Fatura'dır. Bu kurallara uyulmaması, VUK'un 353. maddesi kapsamında özel usulsüzlük cezası uygulanmasına yol açabilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Özel entegratör firması seçerken nelere dikkat edilmelidir?

Öncelikle firmanın Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yetkilendirilmiş ve GİB'in resmi internet sitesinde yayımlanan güncel özel entegratör listesinde yer alıp almadığı teyit edilmelidir. Ayrıca kullanılan muhasebe/ERP yazılımıyla teknik entegrasyon imkânı, veri güvenliği ve kişisel verilerin korunması mevzuatına uyum, arşivleme/saklama hizmeti kapsamı ile sistem kesintisi durumundaki destek süreçleri değerlendirilmelidir. Sözleşme şartları, ücretlendirme yapısı (fatura başına veya paket bazlı) ve hizmet sonlandırıldığında verilerin devri gibi konular da önceden netleştirilmelidir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura'da alıcı unvan veya adres hatası nasıl düzeltilir?

GİB'e iletilmiş bir e-Fatura üzerinde doğrudan düzeltme yapılamaz; hatalı fatura, alıcı tarafından süresi içinde (TTK m.21 uyarınca 8 gün içinde) reddedilir veya taraflarca mutabakatla iptal edilir. Fatura reddedildikten veya iptal edildikten sonra, doğru unvan/adres bilgileriyle yeni bir e-Fatura düzenlenerek işlem tamamlanır. Alıcının ret hakkını kullanmadığı veya sürenin geçtiği durumlarda ise düzeltme, VUK'un belge düzeni hükümleri çerçevesinde iade faturası veya borç/alacak dekontu gibi tamamlayıcı belgelerle yapılabilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Defter'in ticari defter hükmünde sayılması için hangi şart aranır?

e-Defter'in Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu anlamında geçerli bir ticari defter sayılabilmesi için, ilgili döneme ait defterin Elektronik Defter Uygulaması üzerinden oluşturulmuş olması ve bu deftere ait beratın hem mükellef hem de GİB tarafından onaylanarak süresinde sisteme yüklenmiş olması şarttır. Beratı yüklenmeyen veya eksik yüklenen bir e-Defter, düzenli tutulmuş sayılmaz ve ispat kuvvetini kaybedebilir. Bu şartlar 1 Sıra No'lu Elektronik Defter Genel Tebliği ile 509 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği'nde belirlenmiştir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Elektronik defter tutan bir mükellef ayrıca fiziki defter tasdik ettirmek zorunda mıdır?

Hayır, e-Defter uygulamasına dahil olan ve elektronik ortamda yevmiye defteri ile büyük defter tutan bir mükellefin, aynı dönem için ayrıca noterde fiziki defter tasdik ettirmesi gerekmez. e-Defter berat onayı, fiziki defterlerdeki açılış ve kapanış tasdikinin işlevini elektronik ortamda karşılar. Ancak mükellefin e-Defter kapsamına girmeyen diğer defterleri varsa, bunlar için Türk Ticaret Kanunu'nun 64. maddesindeki fiziki tasdik yükümlülüğü ayrıca devam eder.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura zorunluluğuna uyulmamasının cezai sonuçları nelerdir?

e-Fatura düzenlemesi zorunlu olduğu halde kağıt fatura düzenlenmesi durumunda, fatura hiç düzenlenmemiş sayılır ve VUK'un 353. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası uygulanır. Bu ceza her bir belge için ayrı ayrı kesilir; ancak bir takvim yılı içinde aynı türden usulsüzlükler için toplam ceza tutarına kanunda öngörülen bir üst sınır uygulanır. Ayrıca tekrarlanan ihlaller, mükellefin vergi incelemesine alınma riskini artırabilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Mali mühür ile e-imza arasındaki fark nedir?

Mali mühür, tüzel kişiler (şirketler) adına TÜBİTAK-KamuSM tarafından verilen ve e-Fatura, e-Defter gibi e-belgelerin şirket kaşesi/imzası yerine onaylanmasında kullanılan elektronik sertifikadır. E-imza ise gerçek kişilere verilen, ıslak imza yerine geçen ve her türlü elektronik belgenin imzalanmasında kullanılabilen nitelikli elektronik sertifikadır. Şahıs işletmesi sahipleri e-belge uygulamalarında mali mühür yerine e-imza ile de işlem yapabilirken, anonim ve limited şirketler gibi tüzel kişiler e-belge onayında mali mühür kullanmak zorundadır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-Fatura sisteminde XML formatının önemi nedir?

e-Fatura, görsel olarak PDF benzeri görünse de arka planda UBL-TR standardına uygun XML (Extensible Markup Language) formatında oluşturulan yapılandırılmış bir veridir ve hukuken asıl belge bu XML dosyasıdır. XML formatı, faturadaki bilgilerin standart etiketler içinde tanımlanmasını sağlayarak farklı muhasebe ve ERP sistemleri arasında otomatik okunabilirlik ve veri aktarımı imkânı verir. Bu nedenle bir e-Faturanın görsel (PDF/HTML) çıktısı yalnızca görüntüleme amaçlıdır; ihtilaf ve vergi incelemesi hâlinde esas alınan belge, mali mühürle imzalanmış XML dosyasıdır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Sistem arızası nedeniyle e-Fatura kesilemezse ne yapılmalıdır?

GİB sisteminde veya mükellefin kullandığı özel entegratör/kendi bilgi işlem sisteminde yaşanan teknik arıza nedeniyle e-Fatura düzenlenemediği durumlarda, mükellef bu durumu (arıza kayıtları, entegratör bildirimi vb. ile) belgelendirmelidir. Arıza giderildikten sonra, VUK'un 231/5. maddesindeki 7 günlük fatura düzenleme süresi göz önünde bulundurularak e-Fatura gecikmeksizin düzenlenmelidir. Mükellefin kontrolü dışındaki uzun süreli sistemsel arızalar VUK'un mücbir sebep hükümleri çerçevesinde değerlendirilebilir; bu durumda GİB'in konuya ilişkin duyuruları esas alınır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Ödeme şekli bilgisinin faturada gösterilmesi zorunlu mudur?

VUK'un 230. maddesinde sayılan zorunlu fatura unsurları arasında 'ödeme şekli' bilgisi doğrudan yer almaz; ancak GİB'in e-Fatura ve e-Arşiv Fatura teknik kılavuzlarında ödeme şekli (nakit, kredi kartı, banka havalesi vb.) alanının doldurulması önerilen, zorunlu olmayan bir alandır. Bu alanın boş bırakılması faturanın geçersizliği sonucunu doğurmaz. Bununla birlikte belirli tutarların üzerindeki tahsilat ve ödemelerde VUK mükerrer 257. madde kapsamındaki tevsik zorunluluğu gereği, ödeme bilgisinin banka kayıtlarıyla ayrıca ispatlanması gerekebilir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

e-İrsaliye ile taşıma irsaliyesi arasındaki fark nedir?

e-İrsaliye, malın satıcıdan alıcıya sevk edildiğini gösteren ve VUK'un 230. maddesi kapsamında düzenlenen bir belgeyken; taşıma irsaliyesi, nakliyeciler/taşıyıcılar tarafından düzenlenen ve taşınan malın taşıyıcıya teslim edilerek taşındığını gösteren ayrı bir belgedir. e-İrsaliye malın mülkiyet ve sevk sürecini, taşıma irsaliyesi ise fiziksel taşıma hizmetinin kendisini belgeler; bir sevkiyatta genellikle her iki belge de birlikte düzenlenir. e-İrsaliye uygulamasının usul ve esasları, e-belge düzenlemelerini tek çatı altında toplayan 509 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile belirlenmiştir.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Dijital vergi levhası uygulaması nedir?

Dijital vergi levhası, mükelleflerin vergi levhası bilgilerini GİB'in İnternet Vergi Dairesi, Dijital Vergi Dairesi portalı veya GİB Mobil uygulaması üzerinden elektronik ortamda görüntüleyebildiği uygulamadır. 6111 sayılı Kanun'un 82. maddesiyle Vergi Usul Kanunu'nun 5. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda vergi levhasının işyerinde asılması zorunluluğu kaldırılmış, ancak levhanın işyerinde bulundurulması ve talep hâlinde ibraz edilmesi yükümlülüğü devam etmektedir. Bu yükümlülüğe uyulmaması hâlinde VUK'un 353. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası uygulanır.

İlgili kanun: e-Dönüşüm Mevzuatı

Damga Vergisi / ÖTV / Veraset ve İntikal (kanun sayfası →)

Damga vergisi nedir ve mantığı nasıl işler?

Damga vergisi, kişiler veya kurumlar arasında düzenlenen sözleşme, taahhütname, bilanço, ücret bordrosu gibi belirli kağıtların düzenlenmesi üzerinden alınan bir vergidir ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nda düzenlenmiştir. Vergi, kağıdın niteliğine göre nispi (değer üzerinden oransal) veya maktu (sabit tutarlı) olarak hesaplanabilir. Güncel oranlar ve maktu tutarlar için Damga Vergisi Oranları sayfamıza bakabilirsiniz.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Hangi kağıtlar damga vergisine tabidir?

Damga vergisine tabi kağıtlar arasında sözleşmeler, kira kontratları, ücret bordroları, taahhütnameler, bilançolar, gelir tabloları ve bazı resmi dairelere ibraz edilen belgeler yer alır; 488 sayılı Kanun'a ekli tablo bu kağıtları ayrıntılı şekilde sayar. Bir kağıdın damga vergisine tabi olup olmadığı, o kağıdın hukuki niteliğine ve kanuna ekli listede yer alıp almadığına göre belirlenir. Bazı kağıtlar ise kanunda açıkça istisna tutulmuştur.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Damga vergisini kim öder?

Damga vergisi, kural olarak kağıdı imzalayanlar tarafından ödenir; birden fazla taraf varsa taraflar aksini kararlaştırmadıkça vergiden müteselsilen sorumlu olabilir. Uygulamada sözleşmelerde taraflar, damga vergisinin hangi tarafça karşılanacağını serbestçe kararlaştırabilir. Resmi dairelerle yapılan işlemlerde ise vergi genellikle işlemi yaptıran özel taraflarca ödenir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Sözleşmelerde damga vergisi nasıl hesaplanır?

Belli bir parayı içeren sözleşmelerde damga vergisi, sözleşmede yazılı bedel üzerinden nispi (binde veya yüzde bazlı) oranla hesaplanır; bedel içermeyen kağıtlarda ise maktu tutar uygulanır. Aynı kağıtta birden fazla işlem veya tutar bulunması halinde, hangi tutarın esas alınacağı 488 sayılı Kanun'daki hesaplama kurallarına göre belirlenir. Güncel oran ve maktu tutarlar için Damga Vergisi Oranları sayfamız incelenebilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

İş sözleşmesi damga vergisine tabi midir?

Evet, yazılı iş sözleşmeleri damga vergisine tabi kağıtlar arasında yer alır ve genellikle sözleşmede belirtilen ücret veya süre üzerinden hesaplanır. Ücret bordroları da ayrıca damga vergisine tabi olup bu vergi işveren tarafından bordro üzerinden kesilerek beyan edilir. Uygulamadaki güncel oranlar için ilgili sayfamıza başvurulabilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Damga vergisinden istisna olan kağıtlar var mıdır?

Evet; 488 sayılı Kanun'a ekli istisnalar tablosunda, resmi kurumlar arasında düzenlenen bazı kağıtlar, belirli teşvik kapsamındaki işlemler ve kanunla açıkça sayılan diğer bazı belgeler damga vergisinden istisna tutulmuştur. İstisnanın uygulanabilmesi için kağıdın istisna kapsamındaki şartları tam olarak taşıması gerekir. İstisna kapsamının doğru değerlendirilmesi, sonradan ceza riskiyle karşılaşılmaması açısından önemlidir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Damga vergisi ne zaman ve nasıl beyan edilir?

Damga vergisi mükellefleri, düzenledikleri kağıtlara ilişkin vergiyi genellikle aylık dönemler halinde damga vergisi beyannamesiyle bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edip öderler; bazı kağıtlarda vergi, kağıdın düzenlendiği anda makbuz karşılığı da ödenebilir. Beyan ve ödeme süreleri, mükellefin durumuna ve kağıdın türüne göre farklılık gösterebilir. Güncel süre ve oranlar için Vergi ve SGK Takvimi ile Damga Vergisi Oranları sayfalarımıza bakılabilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) nedir?

Özel Tüketim Vergisi, belirli mal gruplarının (örneğin akaryakıt, motorlu taşıtlar, tütün ve alkollü içecekler, bazı lüks tüketim malları) tesliminde veya ithalinde bir defaya mahsus alınan dolaylı bir vergidir. ÖTV, Katma Değer Vergisi'nden ayrı ve ek olarak uygulanır; yani ÖTV'ye tabi bir mal genellikle hem ÖTV hem KDV'ye tabi olabilir. Vergi, ilgili kanuna ekli listelerde sayılan mal gruplarına göre farklı usullerde hesaplanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

ÖTV kaç ana liste üzerinden uygulanır?

ÖTV mevzuatı, konusuna giren malları genel olarak akaryakıt ve doğalgaz ürünleri, motorlu taşıtlar, tütün-alkol ürünleri ile bazı lüks/dayanıklı tüketim mallarını kapsayan ayrı listeler halinde düzenler. Her liste için verginin matrahı, oranı ve tarh usulü farklı esaslara bağlanmıştır. Bir malın hangi listede yer aldığı, o mala uygulanacak ÖTV rejimini belirler.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

ÖTV'yi kim öder, üretici mi tüketici mi?

ÖTV, hukuken malın ilk üreticisi, ithalatçısı veya kanunda sayılan diğer mükellefler tarafından vergi dairesine ödenir; ancak ekonomik olarak bu vergi genellikle satış fiyatına yansıtılarak nihai tüketiciye aktarılır. Bu nedenle ÖTV, dolaylı vergiler kategorisinde değerlendirilir. Mükellefiyet, malın türüne göre üretim, ithalat veya ilk iktisap aşamasında doğabilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Motorlu taşıtlarda ÖTV nasıl uygulanır?

Motorlu taşıtların ilk iktisabında (yeni araç alımında), aracın motor hacmi, özellikleri ve/veya matrahına bağlı olarak değişen oranlarda ÖTV uygulanır; bu oranlar araç tipine göre kademeli bir yapı izler. İkinci el araç satışlarında kural olarak ÖTV yeniden doğmaz, zira vergi ilk iktisapta bir kez alınır. Araç ithalatında da benzer esaslar geçerli olup detaylar ilgili ÖTV mevzuatında düzenlenir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

7590 sayılı Kanun ÖTV ile ilgili neden gündeme gelir?

7590 sayılı Kanun, bazı sektörlerde asgari maktu vergi uygulaması ve ÖTV'ye ilişkin belirli düzenlemeler içeren güncel mevzuat değişikliklerinden biridir. Bu tür kanun değişiklikleri, ilgili sektörlerdeki ÖTV mükellefiyetinin kapsamını veya hesaplama esaslarını etkileyebilir. Konuyla ilgili ayrıntılar 7590 Sayılı Kanun sayfamızda ele alınmıştır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

ÖTV bir kez mi alınır, tekrar tekrar mı?

ÖTV'ye tabi mallarda vergi, kural olarak malın ilk teslimi, ithali veya ilk iktisabı aşamasında bir defaya mahsus alınır; aynı malın sonraki el değiştirmelerinde tekrar ÖTV doğmaz. Bu yönüyle ÖTV, her aşamada alınan Katma Değer Vergisi'nden yapısal olarak ayrılır. İstisnai bazı durumlarda (örneğin belirli araç türlerinde) farklı esaslar öngörülebileceğinden somut olay bazında değerlendirme gerekir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve İntikal Vergisi nedir?

Veraset ve İntikal Vergisi, bir kişinin ölümü nedeniyle mirasçılarına kalan mal varlığının (veraset yoluyla intikal) veya ivazsız biçimde bir kişiden diğerine yapılan bağış, hibe gibi intikallerin (ivazsız intikal) vergilendirilmesini konu alan bir vergidir. Bu vergi, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup hem miras yoluyla hem de sağlar arası ivazsız kazanımları kapsar. Vergi, intikal eden mal varlığının değeri üzerinden hesaplanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve İntikal Vergisini kim öder?

Bu vergiyi, miras yoluyla mal edinen mirasçılar veya ivazsız intikal yoluyla (bağış, hibe, çekiliş ikramiyesi gibi) mal veya para elde eden kişiler öder. Mükellefiyet, malın veya paranın fiilen intikal ettiği kişi üzerinde doğar; yani mirası bırakan veya bağışlayan taraf değil, devralan/mirasçı taraf vergiyi öder. Birden fazla mirasçı olması halinde her biri kendi payına düşen değer üzerinden ayrı ayrı mükellef sayılır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Miras yoluyla intikal eden mallar için beyanname ne zaman verilir?

Veraset yoluyla intikallerde mirasçılar, ölüm tarihinden itibaren kanunda öngörülen süreler içinde (mirasçının Türkiye'de veya yurt dışında bulunmasına göre değişen sürelerle) veraset ve intikal vergisi beyannamesi vermekle yükümlüdür. Beyanname, mirasçının ikametgahının bağlı olduğu vergi dairesine verilir ve mirasa konu mal varlığının dökümünü içerir. Sürenin kaçırılması, VUK kapsamında usulsüzlük cezası riski doğurabilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve İntikal Vergisi hangi mallar için uygulanır?

Bu vergi, taşınmazlar, banka hesapları, menkul kıymetler, araçlar ve diğer taşınır mallar dahil olmak üzere mirasçıya veya bağış yoluyla devralana intikal eden hemen hemen tüm mal varlığı unsurlarını kapsayabilir. Bazı özel durumlar (örneğin belirli sigorta tazminatları veya kanunla sayılan istisnalar) vergiden istisna tutulmuş olabilir. İstisna kapsamının somut olayda uygulanıp uygulanmayacağı, malın niteliğine göre ayrıca değerlendirilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve İntikal Vergisi'nde istisna tutarı var mıdır?

Kanun, hem veraset yoluyla intikallerde hem de ivazsız intikallerde belirli bir tutara kadar vergiden istisna tanımaktadır; bu istisna tutarları her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenir. Güncel istisna tutarları ve vergi dilim/oranları için Veraset İntikal Vergisi Oranları sayfamıza bakılması önerilir. İstisna tutarının üzerindeki değer, kanunda öngörülen dilim ve oranlara göre vergilendirilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve İntikal Vergisi taksitle ödenebilir mi?

Evet; Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, tahakkuk eden verginin belirli sayıda yılda ve taksitte ödenmesine imkân tanır; bu, mirasçıların büyük tutarlı bir vergiyi tek seferde ödeme yükünü hafifletmeyi amaçlar. Taksit sayısı ve ödeme dönemleri kanunda ayrıca düzenlenmiştir. Taksitlerin zamanında ödenmemesi, gecikme zammı ve diğer takip işlemlerine yol açabilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Yurt dışındaki bir mirastan Türkiye'de vergi doğar mı?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan veya Türkiye'de ikamet eden mirasçıların yurt dışında bulunan mal varlığından edindiği miras payı da kural olarak Veraset ve İntikal Vergisi'ne tabi olabilir; ancak yurt dışında ödenen benzer nitelikteki vergiler belirli şartlarla mahsup edilebilir. Bu tür sınır ötesi miras durumlarında hem Türk mevzuatı hem de ilgili ülkenin mevzuatı birlikte değerlendirilmelidir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları da bu değerlendirmede rol oynayabilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Emlak vergisi kimler tarafından, ne zaman ve nereye ödenir?

Emlak vergisi, bina, arsa ve arazinin maliki, varsa intifa hakkı sahibi ya da malik gibi tasarruf eden kişi tarafından, taşınmazın bulunduğu yerin belediyesine ödenir. Vergi her yıl tahakkuk eder ve genellikle Mayıs ile Kasım aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Bu düzenleme 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'na dayanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Emlak vergisinde istisna veya muafiyet uygulaması var mıdır?

Emlak Vergisi Kanunu'nda hem daimi muafiyetler (kamu binaları, ibadethaneler gibi) hem de belirli kişisel şartlara bağlı istisnalar bulunur. Örneğin Türkiye'de tek meskeni olan, geliri münhasıran emekli aylığından oluşan ya da engelli/şehit yakını statüsündeki kişiler, belirli büyüklüğü aşmayan konutları için sıfır oranlı bina vergisi uygulamasından yararlanabilir. Bu düzenlemeler 1319 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinde (madde 4, 5 ve 8) yer alır; somut durumun şartları taşıyıp taşımadığının ilgili belediyeyle teyit edilmesi önerilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) nasıl hesaplanır?

MTV, taşıtın yaşı ve motor silindir hacmi esas alınarak, 2018 sonrası tescil edilen otomobillerde ayrıca taşıtın değeri de dikkate alınarak belirlenen maktu tutarlar üzerinden hesaplanır. Örneğin aynı yaş ve silindir hacmindeki iki otomobilden değeri daha yüksek olanı, değer bazlı tarifeye girdiği için daha yüksek MTV ödeyebilir. Tutarlar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir ve uygulama 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu'na dayanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

MTV'nin damga vergisinden farkı nedir?

MTV, bir taşıtın mülkiyetine sahip olunmasına bağlı olarak her yıl tekrar eden bir mülkiyet vergisidir ve trafik sicilinde kayıtlı araç sahibinden tahsil edilir. Damga vergisi ise belirli bir kağıdın (sözleşme, taahhütname, senet vb.) düzenlenmesi anında bir kez doğan bir işlem vergisidir ve taşıt sahipliğiyle değil, düzenlenen belgeyle ilişkilidir. Birincisi 197 sayılı MTV Kanunu'na, ikincisi 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'na dayanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) nedir?

BSMV, banka ve sigorta şirketlerinin esas iştigal konularıyla ilgili olarak yaptıkları işlemler sonucunda lehlerine kalan paralar (faiz, komisyon, ücret gibi) üzerinden hesaplanan bir vergidir. Bu işlemler genel olarak KDV'den istisna tutulduğundan KDV yerine BSMV uygulanır ve verginin mükellefi işlemi yapan banka veya sigorta şirketidir, nihai müşteri değildir. Uygulama 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'na dayanır; oran işlem türüne göre değişebildiğinden somut işlem bazında değerlendirme yapılması gerekir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) hangi işlemlerde uygulanır?

KKDF, esas olarak yurt dışından kullanılan krediler ile bazı taksitli veya vadeli tüketici kredisi/kredi kartı işlemlerinde, kredi tutarı üzerinden kesinti şeklinde uygulanan bir fon kesintisidir. Örneğin bir şirketin yurt dışından temin ettiği döviz kredisinde, kredi kullandıran banka veya finans kuruluşu KKDF'yi hesaplayıp ilgili vergi dairesine beyan eder. Uygulamanın çerçevesi 3238 sayılı Kanun ve buna dayanılarak çıkarılan kararlarla belirlenir; oranlar işlem türüne göre değişebilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Çevre Temizlik Vergisi kim tarafından ödenir?

Çevre Temizlik Vergisi, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde çöp toplama, kanalizasyon gibi çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut ve işyeri kullanıcıları tarafından ödenir. Taşınmazda kiracı varsa vergi kiracıdan, kiracı yoksa maliğinden ya da intifa hakkı sahibinden tahsil edilir ve konutlarda genellikle su faturaları üzerinden yansıtılır. Bu vergi 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na dayanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Değerli Konut Vergisi hangi taşınmazlar için uygulanır?

Değerli Konut Vergisi, Türkiye genelinde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen bina vergi değeri, kanunda öngörülen ve her yıl yeniden değerleme oranında güncellenen eşiği aşan mesken nitelikli taşınmazlar için uygulanır. Eşiği aşan konutlarda değer dilimine göre artan oranlı bir tarife uygulanır ve mükellefi taşınmazın maliki veya varsa intifa hakkı sahibidir. Bu vergi 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'na eklenen mükerrer 42-44. maddelerle düzenlenmiştir; güncel eşik tutarı için ilgili yıla ait tebliğin kontrol edilmesi gerekir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Şans oyunları vergisi nedir?

Şans oyunları vergisi, Millî Piyango, spor toto, sayısal loto, at yarışları gibi şans oyunlarını düzenleyen kuruluşlar veya lisans sahipleri tarafından, bu oyunlardan elde edilen hasılat üzerinden ödenen bir vergidir. Verginin matrahı ve oranı oyunun türüne göre değişebilir; genellikle iştirakçilerden toplanan bedel esas alınır. Uygulama 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a dayanır.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Elektronik ortamda düzenlenen sözleşmelerde damga vergisi uygulanır mı?

Damga Vergisi Kanunu bakımından vergiyi doğuran unsur, bir hususu ispat veya belli etmek amacıyla düzenlenen kağıdın varlığıdır ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu uyarınca güvenli elektronik imzayla imzalanan elektronik belgeler kural olarak kağıt hükmünde kabul edilir. Bu nedenle elektronik ortamda güvenli elektronik imzayla akdedilen sözleşmeler, niteliğine göre damga vergisine tabi olabilir. Somut belgenin damga vergisi karşısındaki durumu, imza yöntemi ve içeriğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Damga vergisinde nispi ve maktu vergi arasındaki fark nedir?

Maktu damga vergisi, kağıdın niteliğine göre önceden belirlenmiş sabit bir tutar üzerinden alınır; örneğin bazı beyanname veya bildirim türleri bu şekilde vergilendirilir. Nispi damga vergisinde ise vergi, kağıtta yazılı bedel üzerinden binde belirli bir oran uygulanarak hesaplanır; sözleşmeler ve ücret bordroları genellikle bu gruba girer. Hangi kağıdın hangi usulde vergilendirileceği 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'na ekli (1) sayılı tabloda gösterilmiştir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Birden fazla nüshadan oluşan sözleşmelerde damga vergisi nasıl hesaplanır?

Damga Vergisi Kanunu'nun 5. maddesine göre, aynı kağıdın birden fazla nüshası düzenlenmişse kural olarak her bir nüsha ayrı ayrı ve aynı miktarda damga vergisine tabidir. Örneğin iki nüsha halinde imzalanan bir sözleşmede nüsha başına ayrı ayrı vergi hesaplanması gerekebilir. Uygulamada nüsha sayısının doğru tespiti önemlidir; tereddüt halinde somut kağıt bazında değerlendirme yapılması önerilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Ücret bordrosu damga vergisine tabi midir?

Ücret ödemelerine ilişkin bordrolar, Damga Vergisi Kanunu'na ekli (1) sayılı tabloda yer alan maaş, ücret, gündelik gibi ödemelere ilişkin kağıtlar kapsamında nispi damga vergisine tabi tutulur ve işveren tarafından muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle beyan edilir. Ancak 7349 sayılı Kanun'la Damga Vergisi Kanunu'na eklenen hükümle, ücretlerin asgari ücrete isabet eden kısmı 2022 yılından itibaren hem gelir vergisinden hem de damga vergisinden istisna tutulmuştur; damga vergisi yalnızca asgari ücreti aşan kısım üzerinden hesaplanır. Güncel oran ve istisna tutarları için ilgili yıla ait mevzuatın kontrol edilmesi gerekir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

ÖTV'de istisna uygulanan araç teslimleri hangileridir?

Özel Tüketim Vergisi Kanunu'na ekli (II) sayılı listedeki bazı motorlu taşıt teslimleri, kanunda öngörülen şartların sağlanması halinde ÖTV'den istisna tutulabilir; örneğin belirli engellilik derecesini taşıyan kişilerin araç alımlarında öngörülen istisna bunlardan biridir. Ayrıca yabancı devlet temsilcilikleri ve uluslararası kuruluşlara yapılan teslimlerde karşılıklılık esasına dayanan diplomatik istisna da uygulanabilir. Bu istisnalar 4760 sayılı ÖTV Kanunu'nun 7. maddesinde düzenlenmiştir; her istisna türü için aranan şartların ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

ÖTV'de matrah nasıl belirlenir?

ÖTV Kanunu'na ekli listelere göre matrahın belirlenme yöntemi değişir; (I) sayılı listedeki petrol ürünleri gibi mallarda genellikle miktar esaslı (litre veya kilogram başına maktu tutar), (II) sayılı listedeki motorlu taşıtlar gibi mallarda ise KDV hariç satış bedeli üzerinden oransal (nispi) matrah uygulanır. Örneğin bir otomobilin ÖTV'si, aracın vergiler hariç satış bedeline ilgili oranın uygulanmasıyla hesaplanır. Bu esaslar 4760 sayılı ÖTV Kanunu'nun 11. maddesinde düzenlenmiştir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve intikal vergisinde tarife artan oranlı mıdır?

Evet, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'na göre vergi, matrah dilimlerine göre artan oranlı bir tarife üzerinden hesaplanır ve matrah büyüdükçe uygulanan oran da yükselir. Kanun, veraset yoluyla intikaller ile ivazsız (bağış gibi karşılıksız) intikaller için ayrı ve farklı oran cetvelleri öngörür; ivazsız intikallerde uygulanan oranlar genellikle veraset yoluyla intikale göre daha yüksektir. Tarife dilimleri 7338 sayılı Kanun'un 16. maddesinde düzenlenmiş olup her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Sağlar arası ivazsız intikallerde (bağış) vergi nasıl uygulanır?

Bir kişinin sağlığında, karşılıksız (ivazsız) olarak başka bir kişiye mal veya hak devretmesi de Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu kapsamında vergiye tabi tutulur ve bu tür intikallerde madde 16'daki ivazsız intikallere ilişkin, veraset yoluyla intikale göre daha yüksek oranlı tarife uygulanır. Örneğin bir taşınmazın bedelsiz olarak bir yakına devredilmesi, kanunda öngörülen istisna tutarını aşıyorsa beyan yükümlülüğü doğurabilir. Bu işlemler 7338 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilir; somut devrin ivazsız intikal sayılıp sayılmayacağı işlemin niteliğine göre ayrıca incelenmelidir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Eşler arası mal rejimi tasfiyesi veraset ve intikal vergisiyle ilişkili midir?

Boşanma veya ölüm nedeniyle edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi sonucunda diğer eşe yapılan mal veya değer aktarımı, Türk Medeni Kanunu'ndan doğan bir katılma alacağının ifası niteliğinde olduğundan, kural olarak karşılıksız (ivazsız) bir intikal olarak değerlendirilmeyebilir. Ancak somut olayda aktarılan değerin katılma alacağını aşan kısmının bulunup bulunmadığı ve bu kısmın ivazsız intikal sayılıp sayılmayacağı, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu nedenle somut mal rejimi tasfiyesi işlemlerinde kesin bir sonuca varmadan önce ilgili SMMM/YMM veya vergi dairesine danışılması önerilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Gayrimenkul devrinde tapu harcı ile damga vergisi arasındaki fark nedir?

Tapu müdürlüğünde resmi senetle gerçekleştirilen taşınmaz satışı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli tarife uyarınca alıcı ve satıcının ayrı ayrı ödediği tapu harcına tabidir; bu işlem kural olarak ayrıca damga vergisine tabi tutulmaz. Buna karşılık taşınmazla ilgili olarak noterde düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gibi ayrı bir kağıt söz konusu olursa, bu kağıt niteliğine göre hem noter harcına hem de damga vergisine konu olabilir. Bu nedenle işlemin tapuda mı yoksa noterde mi ve hangi belge türüyle yapıldığı, hangi verginin doğacağını belirleyen temel unsurdur.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Veraset ve intikal vergisinde vergiyi doğuran olay ne zaman gerçekleşir?

Miras yoluyla intikallerde vergiyi doğuran olay, kural olarak murisin (miras bırakanın) ölümü veya mahkemece verilen gaiplik kararının kesinleşmesi anında gerçekleşir. Bununla birlikte mirasçıların beyanname verme yükümlülüğü, ölümün gerçekleştiği yere ve mükellefin bulunduğu ülkeye göre değişen sürelere bağlanmıştır; Türkiye'de meydana gelen ölümlerde bu süre genellikle birkaç ayla sınırlıdır. Bu süreler 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenmiştir; somut sürenin tespiti için ilgili maddenin ve güncel uygulamanın teyit edilmesi önerilir.

İlgili kanun: Diğer Vergiler

Muhasebe (kanun sayfası →)

Muhasebe fişi nedir?

Muhasebe fişi, bir işletmede gerçekleşen mali nitelikteki bir işlemin muhasebe kayıtlarına aktarılmasında kullanılan, işlemin tarihini, tutarını ve ilgili hesapları gösteren belgedir. Fatura, makbuz gibi kaynak belgelerdeki bilgiler muhasebe fişi aracılığıyla defterlere işlenir. Düzenli tutulan muhasebe fişleri, kayıtların denetlenebilirliğini ve izlenebilirliğini kolaylaştırır.

İlgili kanun: Muhasebe

Belge düzeni kavramı ne anlama gelir?

Belge düzeni, işletmelerin gerçekleştirdiği her mali işlemin fatura, gider pusulası, makbuz gibi kanunen geçerli bir belgeyle desteklenmesi gerekliliğini ifade eder. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK), hangi işlemlerin hangi belgelerle tevsik edileceğini düzenler. Belge düzenine uyulmaması, vergi incelemesinde kayıtların reddi veya cezai yaptırımlarla sonuçlanabilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Defter-beyan sistemi nedir?

Defter-beyan sistemi, bazı mükellef gruplarının kazançlarına ilişkin kayıtlarını elektronik ortamda tutup beyannamelerini bu sistem üzerinden vermelerini sağlayan, GİB tarafından işletilen bir uygulamadır. Sistem, defter tutma ve beyanname verme süreçlerini tek bir elektronik altyapıda birleştirir. Kullanım zorunluluğu, mükellefin faaliyet türüne ve kazanç şekline göre değişir.

İlgili kanun: Muhasebe

Defter-beyan sistemini kimler kullanmak zorundadır?

Defter-beyan sistemi esas olarak serbest meslek erbabı, işletme hesabı esasına göre defter tutan ticari kazanç sahipleri ile bazı zirai kazanç ve kira geliri sahibi mükellefler için öngörülmüştür. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler genellikle bu sistemin kapsamı dışındadır. Kapsam ve istisnalar zaman zaman güncellendiğinden mükelleflerin durumlarını GİB'in güncel duyurularından teyit etmesi önerilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Bilanço nedir?

Bilanço, bir işletmenin belirli bir tarihteki varlıklarını (aktif) ve bu varlıkların hangi kaynaklardan finanse edildiğini (pasif) gösteren mali tablodur. Aktif toplamı ile pasif toplamı bilançoda her zaman birbirine eşittir. Bilanço, işletmenin finansal yapısını belirli bir anda fotoğraflayan statik bir tablodur.

İlgili kanun: Muhasebe

Gelir tablosu nedir?

Gelir tablosu, bir işletmenin belirli bir hesap dönemi içindeki gelir, gider ve bu ikisinin farkından oluşan kâr veya zararını gösteren mali tablodur. Bilançodan farklı olarak belirli bir ana değil, bir döneme ait faaliyet sonuçlarını yansıtır. Gelir tablosu, işletmenin dönem içindeki faaliyet performansını değerlendirmek için kullanılır.

İlgili kanun: Muhasebe

Bilanço ile gelir tablosu arasındaki temel fark nedir?

Bilanço, işletmenin belirli bir tarihteki varlık ve kaynak yapısını gösterirken; gelir tablosu, belirli bir dönem içindeki gelir-gider hareketlerini ve dönem kâr/zararını gösterir. Bilanço an itibarıyla, gelir tablosu ise dönem itibarıyla hazırlanır. İki tablo birlikte değerlendirildiğinde işletmenin hem mali durumu hem de faaliyet performansı hakkında bütünlük içinde bilgi elde edilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Aktif ve pasif kavramları ne anlama gelir?

Aktif, bir işletmenin sahip olduğu varlıkları; yani nakit, alacaklar, stoklar, demirbaşlar gibi kalemleri ifade eder. Pasif ise bu varlıkların hangi kaynaklardan (yabancı kaynaklar/borçlar ve öz kaynaklar) finanse edildiğini gösterir. Muhasebede aktif toplamı her zaman pasif toplamına eşit olmak zorundadır.

İlgili kanun: Muhasebe

Ticari defter ve belgelerin kanuni saklama süresi ne kadardır?

213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) uyarınca defter ve belgeler genel olarak 5 yıl süreyle saklanmalıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ise ticari defterler, envanterler, açılış ve kapanış bilançoları ile finansal tablolar için 10 yıllık saklama süresi öngörür. İki kanundaki süreler farklı olduğundan uygulamada işletmeler genellikle daha uzun olan TTK süresine göre hareket eder.

İlgili kanun: Muhasebe

Şirketlerin muhasebe kayıtlarını düzenli tutması neden önemlidir?

Düzenli tutulmayan muhasebe kayıtları, vergi incelemesinde re'sen veya ikmalen vergi tarhiyatına, vergi ziyaı cezasına ve VUK kapsamında çeşitli usulsüzlük cezalarına yol açabilir. Ayrıca eksik veya hatalı kayıtlar, şirketin banka kredisi, teşvik başvurusu veya ortaklar arası uyuşmazlık gibi süreçlerde delil olarak kullanılamamasına neden olabilir. Düzenli kayıt tutma, hem vergisel hem de ticari hukuk açısından işletmeyi koruyan temel bir unsurdur.

İlgili kanun: Muhasebe

Envanter nedir?

Envanter, işletmenin belirli bir tarihteki mevcut varlıklarının, alacaklarının ve borçlarının sayılıp tartılıp ölçülerek kesin bir şekilde tespit edilmesi işlemidir. VUK, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin hesap dönemi sonunda envanter çıkarmasını öngörür. Envanter sonuçları, bilançonun ve mali tabloların doğru şekilde hazırlanmasının temelini oluşturur.

İlgili kanun: Muhasebe

Amortisman nedir?

Amortisman, bir işletmenin binası, makinesi, taşıtı gibi belirli bir kullanım ömrüne sahip duran varlıklarının değerinin, faydalı ömrü boyunca sistematik olarak gider yazılmasıdır. Bu uygulama, varlığın maliyetinin tek bir dönemde değil, kullanıldığı yıllara yayılarak muhasebeleştirilmesini sağlar. Amortisman oranları ve süreleri VUK ve ilgili tebliğlerle belirlenir.

İlgili kanun: Muhasebe

Stok sayımı neden yapılır?

Stok sayımı, işletmenin depo ve mağazalarındaki fiziki mal miktarının muhasebe kayıtlarındaki miktarla uyumlu olup olmadığını kontrol etmek amacıyla yapılır. Sayım sonucunda ortaya çıkan farklar, kayıp, fire, çalınma veya kayıt hatası gibi nedenlerle açıklanır ve gerekiyorsa muhasebe kayıtlarına yansıtılır. Düzenli stok sayımı, hem doğru mali tablo hazırlanmasına hem de işletme içi kontrolün sağlanmasına katkı sunar.

İlgili kanun: Muhasebe

Mizan nedir?

Mizan, bir işletmenin belirli bir tarih itibarıyla tüm hesaplarının borç ve alacak toplamlarını ile bakiyelerini gösteren bir kontrol listesidir. Mizan, muhasebe kayıtlarının çift taraflı kayıt ilkesine uygun şekilde doğru işlenip işlenmediğini denetlemek amacıyla düzenlenir. Aylık veya dönemsel olarak hazırlanan mizanlar, mali tabloların hazırlanmasında da temel oluşturur.

İlgili kanun: Muhasebe

e-Defter uygulaması muhasebe sürecini nasıl etkiler?

e-Defter, kanunen tutulması zorunlu olan yevmiye defteri ve büyük defterin elektronik ortamda oluşturulup GİB'in belirlediği standartlarda saklanmasını sağlayan bir uygulamadır. Bu sistem, kayıtların manuel deftere göre daha hızlı oluşturulmasını ve denetim sürecinde elektronik olarak paylaşılabilmesini kolaylaştırır. e-Dönüşüm uygulamaları hakkında genel bilgiye e-Dönüşüm sayfamızdan ulaşılabilir.

İlgili kanun: Muhasebe

e-Fatura uygulaması muhasebe sürecini nasıl etkiler?

e-Fatura, kağıt fatura yerine elektronik ortamda düzenlenen, GİB sistemi üzerinden alıcıya iletilen bir belge türüdür. Bu uygulama, fatura bilgilerinin muhasebe sistemine daha hızlı ve hatasız aktarılmasına, arşivleme ve raporlama süreçlerinin kolaylaşmasına katkı sağlar. e-Fatura ve e-Arşiv fatura zorunluluğu hakkında ayrıntılı bilgiye e-Fatura/e-Arşiv Fatura Zorunluluğu sayfamızdan ulaşılabilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Yeni kurulan bir şirket hangi ticari defterleri tutmak zorundadır?

Tutulacak defterler işletmenin türüne ve VUK'ta öngörülen hadlere göre değişir; sermaye şirketleri bilanço esasına göre yevmiye defteri, büyük defter ve envanter defteri tutmakla yükümlüdür. Bu defterlerin büyük bölümü artık e-Defter uygulaması kapsamında elektronik ortamda tutulur ve GİB'in belirlediği standartlarda saklanır. Hangi defterlerin hangi usulle tutulacağı, işletmenin büyüklüğüne ve mükellefiyet türüne göre değerlendirilmelidir.

İlgili kanun: Muhasebe

Aylık muhasebe süreci genel olarak hangi işlemlerden oluşur?

Aylık süreç genel olarak; alış/satış faturalarının ve diğer belgelerin muhasebe kayıtlarına işlenmesi, KDV ve muhtasar beyannamelerinin hazırlanıp e-Beyanname sistemi üzerinden verilmesi, bordro hesaplamalarının yapılması ve ilgili tahakkukların takip edilmesini kapsar. Dönem sonlarında ayrıca geçici vergi ile yıllık gelir/kurumlar vergisi beyannameleri gibi ek yükümlülükler devreye girer. Sürecin düzenli işlemesi, belgelerin zamanında ve eksiksiz muhasebeye ulaştırılmasına bağlıdır.

İlgili kanun: Muhasebe

Tekdüzen hesap planı nedir ve hangi düzenlemeye dayanır?

Tekdüzen hesap planı, işletmelerin muhasebe hesaplarını sınıf, grup ve hesap düzeyinde ortak bir kodlama ve isimlendirme sistemiyle tutmasını sağlayan standart bir çerçevedir. Örneğin 100 Kasa, 120 Alıcılar veya 320 Satıcılar kodları tüm işletmelerde aynı anlamı taşır ve bu sayede farklı şirketlerin mali tabloları karşılaştırılabilir hale gelir. Uygulama, Maliye Bakanlığı'nın 26.12.1992 tarihli, 1 Sıra No'lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ile bilanço esasına göre defter tutan mükellefler için zorunlu kılınmıştır.

İlgili kanun: Muhasebe

Muhasebe kayıtları yevmiye defterinden büyük deftere hangi sırayla aktarılır?

İşlemler önce tarih sırasına göre ve madde (kayıt) halinde yevmiye defterine kaydedilir; bu maddelerde yer alan tutarlar daha sonra ilgili hesaplar itibarıyla büyük deftere (defter-i kebir) aktarılır. Örneğin peşin bir satış işlemi yevmiye defterine tek bir madde olarak yazıldıktan sonra, aynı tutarlar Kasa, Satışlar ve Hesaplanan KDV hesaplarının büyük defter sayfalarına ayrı ayrı işlenir. Bu sıralama TTK madde 64 ve VUK'un defter tutma hükümlerinde düzenlenmiş olup büyük deftere, yevmiye defterinde yer almayan bir kayıt doğrudan işlenemez.

İlgili kanun: Muhasebe

Defterlerde açılış tasdiki ile kapanış tasdiki arasındaki fark nedir?

Açılış tasdiki, defterin kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından onaylanması işlemidir ve VUK madde 220-222 çerçevesinde tüm tasdike tabi defterler için aranır. Kapanış tasdiki ise yalnızca 6102 sayılı TTK madde 64 kapsamında düzenlenmiş bir yükümlülüktür ve yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defteri, izleyen hesap döneminin altıncı ayının sonuna kadar notere ibraz edilerek kapanış onayı yaptırılmalıdır. VUK'ta kapanış tasdikine ilişkin bir hüküm bulunmadığından bu yükümlülük yalnızca TTK'ya tabi defterler için geçerlidir.

İlgili kanun: Muhasebe

Mahsup fişi, tahsil fişi ve tediye fişi arasındaki fark nedir?

Bu üç fiş türü, muhasebe kayıtlarının dayanağı olan belgelerdir ve işlemin niteliğine göre ayrılır: tahsil fişi nakit girişini, tediye fişi nakit çıkışını, mahsup fişi ise nakit hareketi içermeyen (örneğin fatura kaydı, amortisman ayrılması gibi) işlemleri belgeler. Örneğin müşteriden elden tahsil edilen bir ödeme tahsil fişiyle, kasadan yapılan bir kira ödemesi tediye fişiyle, bir alacağın başka bir hesaba devri ise mahsup fişiyle kayda alınır. VUK madde 219'a göre işlemler, muhasebe fişi kullanılması halinde en geç 45 gün içinde ilgili defterlere işlenmek zorundadır.

İlgili kanun: Muhasebe

Enflasyon muhasebesi hangi şartlarda uygulanır, 2026'da uygulanıyor mu?

VUK mükerrer madde 298/A'ya göre enflasyon düzeltmesi, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde fiyat artışının kümülatif olarak %100'ü ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'u aşması şartıyla parasal olmayan kıymetlerin Yİ-ÜFE endeksiyle güncellenmesi işlemidir. Ancak 7571 sayılı Kanun'la VUK'a eklenen geçici 37. madde uyarınca, şartlar oluşsa dahi 2025, 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde (geçici vergi dönemleri dahil) enflasyon düzeltmesi uygulanmayacaktır. Bu erteleme; bankalar, finansal kiralama, faktoring ve sigorta şirketleri gibi VUK geçici 33. maddenin dördüncü fıkrasında sayılan mükellefleri de kapsamaktadır.

İlgili kanun: Muhasebe

VUK'a göre kabul edilen stok değerleme yöntemleri nelerdir?

VUK madde 274'e göre emtia (stok) esas olarak maliyet bedeliyle değerlenir ve stokta bulunan malın hangi alımdan geldiği fiilen tespit edilebiliyorsa gerçek (spesifik) maliyet esas alınır. Malların hangi partiden geldiği tespit edilemiyorsa işletme, ortalama maliyet yöntemini veya ilk giren ilk çıkar (FIFO) yöntemini seçerek uygulayabilir; son giren ilk çıkar (LIFO) yöntemi ise 5024 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası (1 Ocak 2004'ten itibaren) vergi mevzuatında kabul görmemektedir. Seçilen yöntem, işletmece istikrarlı biçimde uygulanmalı ve dönemler arasında keyfi olarak değiştirilmemelidir.

İlgili kanun: Muhasebe

Muhasebede karşılık ayırma kavramı ne anlama gelir?

Karşılık ayırma, dönem sonunda kesinleşmemiş ancak gerçekleşme olasılığı yüksek olan bir gider veya zararın, ihtiyatlılık kavramı gereği ilgili döneme gider yazılarak finansal tablolara yansıtılmasıdır. Örneğin dava veya icra safhasındaki şüpheli bir alacak için ayrılan karşılık, alacağın tahsil edilememe riskini o dönemin gelir tablosuna yansıtır. Vergi mevzuatı açısından yalnızca VUK'ta açıkça sayılan karşılıklar (örneğin şüpheli alacak karşılığı) vergi matrahından indirilebilir; bunun dışında ayrılan karşılıklar kural olarak kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) niteliğindedir.

İlgili kanun: Muhasebe

Şüpheli alacak karşılığı hangi şartlarda ayrılabilir?

VUK madde 323'e göre bir alacağın şüpheli sayılabilmesi için dava veya icra safhasında bulunması ya da protesto edilmiş veya yazıyla birden fazla istenmiş olmasına rağmen borçlu tarafından ödenmemiş, dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük olması gerekir. Şart gerçekleştiğinde, alacağın teminatsız kısmı için karşılık ayrılabilir ve bu tutar ayrıldığı dönemde gider yazılabilir; sonradan tahsil edilirse tahsil edildiği dönemde gelir kaydedilir. Şüpheli hale gelmeden önce teminata bağlanmış alacaklar için karşılık ayrılamaz ve karşılık, alacağın şüpheli hale geldiği dönemde ayrılmak zorundadır.

İlgili kanun: Muhasebe

Kıdem tazminatı karşılığı nasıl muhasebeleştirilir, vergi açısından gider yazılabilir mi?

İşletmeler, çalışanların gelecekte hak kazanabileceği kıdem tazminatı yükümlülüğünü finansal tablolarına yansıtmak amacıyla dönem sonunda '472 Kıdem Tazminatı Karşılığı' hesabına karşılık ayırabilir. Ancak bu karşılık, VUK'ta gider olarak sayılan karşılıklar arasında yer almadığından ayrıldığı dönemde vergi matrahından indirilemez ve kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak değerlendirilir. Kıdem tazminatı, ancak 4857 sayılı İş Kanunu'na göre fiilen hak edilip işçiye ödendiği dönemde gerçek bir gider olarak vergi matrahından düşülebilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Dönem sonu envanter işlemleri hangi adımlardan oluşur?

Dönem sonu envanter süreci; fiziki stok sayımının yapılması, kasa ve banka hesaplarının mutabakatı, alacak ve borçların teyidi, değerleme işlemlerinin (VUK'un ilgili maddelerine göre) yapılması ve gerekli karşılıkların (şüpheli alacak, kıdem tazminatı gibi) ayrılmasını kapsar. Bu işlemler tamamlandıktan sonra düzeltme kayıtları yevmiye defterine işlenir ve envanter defterine, VUK madde 186 uyarınca dönem sonu itibarıyla işletmenin iktisadi kıymetlerinin ve borçlarının detaylı dökümü kaydedilir. Envanter işlemleri, doğru bir bilanço ve gelir tablosunun düzenlenebilmesi için mali tabloların hazırlanmasından önce tamamlanması gereken zorunlu bir aşamadır.

İlgili kanun: Muhasebe

Maddi duran varlıklar hangi hesap grubunda ve hangi tutar üzerinden muhasebeleştirilir?

Maddi duran varlıklar, tekdüzen hesap planında 25 Maddi Duran Varlıklar grubunda (örneğin 252 Binalar, 253 Tesis, Makine ve Cihazlar, 254 Taşıtlar hesapları) izlenir ve VUK madde 262 ile 269 uyarınca satın alma bedeli, nakliye, montaj gibi varlığı kullanıma hazır hale getirmek için yapılan giderler dahil olmak üzere maliyet bedeliyle kaydedilir. Örneğin bir işletme aracı satın alındığında, aracın faturası, MTV hariç noter/harç giderleri gibi kalemler taşıtın maliyetine eklenerek 254 Taşıtlar hesabına borç kaydedilir. Bu şekilde kayıtlanan varlıklar, kullanım ömrü boyunca VUK'un amortisman hükümlerine göre itfa edilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Normal amortisman yöntemi ile azalan bakiyeler usulü arasındaki fark nedir?

Normal amortisman yönteminde (VUK madde 315) her yıl, varlığın maliyet bedeli üzerinden sabit oranda ve eşit tutarda amortisman ayrılır; örneğin faydalı ömrü 5 yıl olan bir varlık için yıllık %20 oranında amortisman uygulanır. Azalan bakiyeler usulünde (VUK mükerrer madde 315) ise amortisman, her yıl bir önceki yıllara ait ayrılmış amortismanlar düşüldükten sonra kalan net değer üzerinden ve normal oranın iki katı (en fazla %50) uygulanarak hesaplanır, bu nedenle ilk yıllarda daha yüksek, sonraki yıllarda azalan tutarlarda amortisman ayrılır. Sadece bilanço esasına göre defter tutan mükellefler azalan bakiyeler usulünü seçebilir ve amortisman süresinin son yılında kalan bakiye değer tamamen yok edilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Yeniden değerleme uygulaması nedir, hangi varlıklar için yapılabilir?

Yeniden değerleme, VUK mükerrer madde 298/Ç kapsamında bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, taşınmazları ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini (ve bunlara ait amortismanları) her yıl Yİ-ÜFE artış oranı üzerinden güncelleyerek kayıtlı değerlerini enflasyonun etkisinden arındırmasıdır. Uygulama seçimlik olup, yeniden değerlemeden yararlanmak isteyen mükellefler ilgili dönem beyannamesiyle birlikte bildirimde bulunur ve değer artışı üzerinden %2 oranında vergi öderler. Yeniden değerlenen tutarlar, sonraki dönemlerde amortismana ve varlık satışında maliyet bedeline esas alınır.

İlgili kanun: Muhasebe

Hesap dönemi kavramı nedir, özel hesap dönemi ne zaman uygulanır?

VUK madde 174'e göre kural olarak hesap dönemi takvim yılıdır (1 Ocak-31 Aralık) ve mükellefler bu döneme göre defter tutar ve beyanname verir. Ancak faaliyetlerinin niteliği takvim yılı dönemine uygun olmayan mükelleflerin (örneğin turizm, eğitim veya belirli mevsimsel faaliyet gösteren işletmelerin) başvurusu üzerine Hazine ve Maliye Bakanlığı, 12 aylık özel hesap dönemleri belirleyebilir. Kendisine özel hesap dönemi tayin edilen mükellefler, beyanname verme ve defter tasdiki gibi tüm süreleri bu özel döneme göre hesaplar.

İlgili kanun: Muhasebe

Ticari kâr ile mali kâr arasındaki fark muhasebe kayıtlarına nasıl yansır?

Ticari kâr, işletmenin gelir tablosunda tüm gelir ve giderler dikkate alınarak hesaplanan muhasebe kârıdır; mali kâr ise bu tutara, VUK'a göre kanunen kabul edilmeyen giderlerin (KKEG) eklenmesi ve vergiden istisna edilen kazançların düşülmesiyle bulunan, kurumlar/gelir vergisi matrahına esas kârdır. Örneğin ödenmemiş kıdem tazminatı karşılığı veya trafik cezası gibi tutarlar muhasebe kaydında gider olarak yer alsa da beyanname üzerinde matraha ilave edilir ve bu fark, muhasebe dışı (mali) bir işlemle beyanname üzerinde gösterilir, ayrı bir muhasebe kaydı gerektirmez. Bu nedenle işletmeler, ticari kâr ile mali kâr arasındaki farkı izleyebilmek için genellikle beyanname eki bir mutabakat tablosu (KKEG dökümü) tutar.

İlgili kanun: Muhasebe

Dönemsellik ilkesi nedir?

Dönemsellik ilkesi, işletmenin sınırsız kabul edilen ömrünün, belirli dönemlere (genellikle takvim yılına) bölünerek her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız biçimde tespit edilmesini ifade eder. Bu ilke gereği bir gelir veya gider, tahsil ya da ödeme tarihine bakılmaksızın, ilişkili olduğu döneme kaydedilir; örneğin Aralık ayında verilen ama bedeli Ocak ayında tahsil edilen bir hizmet geliri, Aralık dönemine gelir yazılır. Dönemsellik kavramı, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'nde yer alan muhasebenin temel kavramlarından biridir ve VUK madde 174'teki hesap dönemi uygulamasıyla doğrudan ilişkilidir.

İlgili kanun: Muhasebe

Tahakkuk esası ile tahsil esası arasındaki fark nedir?

Tahakkuk esasında bir gelir veya gider, tahsilat ya da ödeme gerçekleşmese dahi hukuken talep edilebilir hale geldiği veya kesinleştiği dönemde kayda alınır; ticari ve zirai kazançlar VUK'un dönemsellik ve tahakkuk ilkelerine göre bu esasa tabidir. Tahsil esasında ise gelir, fiilen nakden veya hesaben tahsil edildiği dönemde kayda alınır; örneğin GVK madde 67 uyarınca serbest meslek kazancı ile GVK madde 61 vd. hükümlerine göre ücret geliri tahsil esasına göre vergilendirilir. İki esas arasındaki fark, özellikle vadeli işlemlerde gelirin veya giderin hangi dönemin matrahına dahil edileceğini belirlediği için önemlidir.

İlgili kanun: Muhasebe

Açık fatura ile kapalı fatura arasındaki fark muhasebe kayıtlarına nasıl yansır?

Açık fatura ve kapalı fatura, VUK'ta tanımlanmış resmi bir kavram olmayıp uygulamada bedelinin ödenip ödenmediğini ifade etmek için kullanılan terimlerdir; kapalı fatura, düzenlendiği anda bedeli nakden veya banka yoluyla tahsil edilen faturayı, açık fatura ise bedeli henüz tahsil edilmemiş vadeli faturayı ifade eder. Muhasebe kaydında kapalı bir satış faturası doğrudan 100 Kasa veya 102 Bankalar hesabına borç kaydedilirken, açık bir fatura 120 Alıcılar hesabına borç kaydedilir ve bedel tahsil edildiğinde bu hesap kapatılır. Fatura üzerinde ödeme durumunun 'peşin' veya 'vadeli' şeklinde belirtilmesi, VUK madde 230'da sayılan zorunlu fatura unsurlarından biri olmasa da işletme içi muhasebe takibini kolaylaştırır.

İlgili kanun: Muhasebe

Kasa ve banka hesaplarının mutabakatı neden ve nasıl yapılır?

Kasa mutabakatı, işletmenin muhasebe kayıtlarındaki (100 Kasa hesabı) bakiye ile fiilen sayılan nakit tutarının karşılaştırılması; banka mutabakatı ise 102 Bankalar hesabındaki bakiye ile banka ekstresindeki bakiyenin karşılaştırılmasıdır ve genellikle dönem sonlarında veya aylık olarak yapılır. Bu işlem, muhasebe kayıtlarında unutulan veya hatalı girilen işlemlerin (banka komisyonu, çek/senet hareketleri gibi) tespit edilmesini ve düzeltilmesini sağlar; kasa mevcudunun kayıtlı bakiyeden önemli ölçüde ve sürekli olarak farklı çıkması, vergi incelemesinde ortaklardan alacak (adat faizi) veya örtülü kazanç dağıtımı gibi tarhiyatlara yol açabilecek bir risk unsurudur. Mutabakat sonucunda tespit edilen farklar, ilgili düzeltme kayıtlarıyla muhasebeleştirilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Ba-Bs bildirimleri muhasebe kayıtlarıyla nasıl ilişkilidir?

Ba-Bs bildirim formları (Mal ve Hizmet Alım/Satım Bildirim Formları), VUK mükerrer madde 257'ye dayanan 396 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği uyarınca, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin bir kişi veya kurumdan yaptığı 5.000 TL ve üzerindeki mal/hizmet alış ve satışlarını aylık olarak Gelir İdaresi'ne bildirmesini sağlar. Bu formlardaki tutarlar, mükellefin muhasebe kayıtlarındaki (alış/satış faturaları, dolayısıyla 320 Satıcılar ve 120 Alıcılar hesap hareketleri) verilerle doğrudan uyumlu olmalıdır; aksi halde vergi idaresi tarafından çapraz kontrol yoluyla tutarsızlık tespit edilebilir. Süresinde veya doğru verilmeyen Ba-Bs bildirimleri, VUK'un özel usulsüzlük hükümleri kapsamında cezai müeyyideye tabidir.

İlgili kanun: Muhasebe

Finansal tablo dipnotları neden önemlidir?

Dipnotlar, bilanço ve gelir tablosundaki rakamların arkasındaki muhasebe politikalarını (örneğin uygulanan amortisman ve stok değerleme yöntemleri), şarta bağlı yükümlülükleri, ilişkili taraf işlemlerini ve önemli varsayımları açıklayarak finansal tabloların doğru yorumlanmasını sağlar. Örneğin bir şirketin bilançosunda görünen kısa vadeli banka borcunun faiz oranı, vadesi veya teminat yapısı gibi bilgiler yalnızca dipnotlarda yer alır ve bu bilgiler olmadan tablo okuyucusu (banka, yatırımcı, denetçi) riski tam olarak değerlendiremez. TMS/TFRS'ye tam uyumlu finansal tablo hazırlayan (özellikle bağımsız denetime tabi) şirketler için dipnotlar, TMS 1 uyarınca finansal tabloların ayrılmaz bir parçası sayılır.

İlgili kanun: Muhasebe

Bağımsız denetime tabi olmayan şirketlerin finansal tablo hazırlama yükümlülüğü var mıdır?

Evet; bağımsız denetim kapsamı dışında kalan şirketler de 6102 sayılı TTK madde 64 ve VUK hükümleri uyarınca yıl sonunda bilanço ve gelir tablosu düzenlemek, ticari defterlerini bu tablolara dayanak oluşturacak şekilde tutmak zorundadır. Ancak bu şirketler için Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları'na (TMS/TFRS) tam uyumlu, dipnotlu bir finansal tablo seti hazırlama zorunluluğu bulunmamakta; genellikle Tekdüzen Hesap Planı çerçevesinde, VUK'un değerleme hükümlerine göre hazırlanan bilanço ve gelir tablosu yeterli kabul edilmektedir. Bir şirketin bağımsız denetime tabi olup olmadığı, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen aktif toplamı, net satış hasılatı ve çalışan sayısı ölçütlerinden en az ikisinin art arda iki hesap döneminde aşılıp aşılmadığına göre tespit edilir.

İlgili kanun: Muhasebe

Mali Müşavirlik ve Meslek Mevzuatı (kanun sayfası →)

SMMM ile YMM arasındaki fark nedir?

Serbest muhasebeci mali müşavir (SMMM) işletmelerin muhasebe kayıtlarını tutar, mali tablolarını düzenler ve danışmanlık hizmeti verir; yeminli mali müşavir (YMM) ise ayrıca 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu kapsamında tam tasdik yetkisine sahiptir. YMM'ler muhasebe kaydı tutmaz veya defter tasdiki yapmaz, esas olarak denetim ve tasdik faaliyetiyle ilgilenir. Bu ayrım, iki meslek grubunun görev alanlarını birbirinden net şekilde ayırır.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Tam tasdik (YMM tasdiki) nedir?

Tam tasdik, bir yeminli mali müşavirin işletmenin yıllık hesap ve işlemlerini mevzuata uygunluk yönünden inceleyip onaylaması işlemidir. Bu tasdik, kurumlar vergisi beyannamesi ve ekli mali tabloların doğruluğuna ilişkin bir güvence niteliği taşır. Tam tasdik sözleşmesi imzalayan mükellefler bazı vergi incelemesi süreçlerinde farklı bir uygulamayla karşılaşabilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Tam tasdik hangi işlemlerde aranır?

Tam tasdik genellikle kurumlar vergisi beyannamesi tasdiki, KDV iadesi işlemleri, bazı istisna ve indirimlerin uygulanması gibi durumlarda tercih edilir. Tam tasdik zorunlu değildir; mükellef isteğe bağlı olarak bir YMM ile tam tasdik sözleşmesi imzalayabilir. Hangi işlemler için tasdik arandığı zaman içinde değişebileceğinden güncel uygulamanın GİB mevzuatından teyit edilmesi gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Serbest muhasebeci mali müşavir olabilmek için genel olarak hangi şartlar aranır?

3568 sayılı Kanun uyarınca SMMM unvanı almak için ilgili yükseköğretim programından mezun olmak, staj sürecini tamamlamak ve TÜRMOB tarafından yapılan SMMM yeterlilik sınavını başarmak gerekir. Ayrıca meslek mensubu olabilmek için belirli kişisel şartların (örneğin belirli suçlardan mahkûm olmama) sağlanması aranır. Süreç tamamlandıktan sonra ilgili odaya kayıt yaptırılarak ruhsat alınır.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Yeminli mali müşavir olabilmek için ek olarak hangi şartlar gerekir?

YMM unvanı alabilmek için öncelikle SMMM ruhsatına sahip olmak ve belirli bir süre bu unvanla mesleki faaliyette bulunmuş olmak gerekir. Bunun yanında TÜRMOB tarafından yapılan YMM sınavını başarmak şarttır. Bu kademeli yapı, YMM unvanının SMMM mesleğinde deneyim kazanıldıktan sonra elde edilebilmesini sağlar.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

SMMM'nin mesleki yetkileri nelerdir?

SMMM'ler işletmelerin muhasebe kayıtlarını tutmak, mali tablo ve beyannamelerini düzenlemek, mali danışmanlık ve mevzuata uygunluk konularında destek vermekle yetkilidir. SMMM'ler ayrıca vergi dairesi ve diğer resmi kurumlar nezdinde mükellefi temsilen belirli işlemleri yürütebilir. Tam tasdik gibi bazı işlemler ise sadece YMM yetkisi kapsamındadır.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Bağımsız denetime tabi olma ölçütleri neye göre belirlenir?

Bir şirketin bağımsız denetime tabi olup olmadığı; aktif büyüklüğü, yıllık net satış hasılatı ve çalışan sayısı gibi ölçütlerin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir. Bu ölçütlerin eşik değerleri Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla zaman zaman güncellenir. Güncel eşik değerler için Ticaret Bakanlığı ve resmi mevzuat kaynaklarının kontrol edilmesi gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Bağımsız denetim ile tam tasdik arasındaki fark nedir?

Bağımsız denetim, bir bağımsız denetçinin şirketin finansal tablolarının gerçeği dürüst biçimde yansıtıp yansıtmadığını denetim standartlarına göre incelemesidir. Tam tasdik ise bir yeminli mali müşavirin, işletmenin vergisel işlemlerinin mevzuata uygunluğunu 3568 sayılı Kanun çerçevesinde tasdik etmesidir. İki uygulama farklı mevzuata dayanır ve farklı amaçlar taşır; bir şirket her ikisine de, sadece birine de veya hiçbirine de tabi olabilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Mali müşavirlik hizmet sözleşmesinin hukuki niteliği nedir?

Mali müşavir ile işletme arasındaki hizmet ilişkisi, genellikle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında vekalet sözleşmesi niteliği taşır. Vekalet ilişkisinde meslek mensubu, üstlendiği işi sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Sözleşmenin kapsamı, tarafların anlaşmasına göre muhasebe kaydından danışmanlığa kadar farklı hizmetleri içerebilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubunun sır saklama yükümlülüğü nedir?

3568 sayılı Kanun, meslek mensuplarına mesleki faaliyetleri sırasında öğrendikleri sırları ve bilgileri yasal zorunluluk olmadıkça açıklamama yükümlülüğü getirir. Bu yükümlülük, meslek mensubunun görevinden ayrılmasından sonra da devam eder. Sır saklama yükümlülüğünün ihlali, disiplin ve hukuki sorumluluk doğurabilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Mesleki sorumluluk sigortası nedir ve neden önemlidir?

Mesleki sorumluluk sigortası, meslek mensubunun mesleki faaliyeti sırasında yaptığı hatalardan doğabilecek zararlara karşı işletmeyi ve mükellefi güvence altına alan bir sigorta türüdür. Bu sigorta, meslek mensubunun kusurlu bir işlemi nedeniyle mükellefin uğrayabileceği maddi zararların tazmini amacına hizmet eder. Bazı durumlarda böyle bir sigorta yaptırılması meslek mevzuatı gereği aranabilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

TÜRMOB nedir, görevi nedir?

TÜRMOB (Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği), 3568 sayılı Kanun uyarınca kurulmuş, SMMM ve YMM odalarını çatısı altında toplayan bir meslek kuruluşudur. TÜRMOB, mesleki sınavları düzenler, meslek mensuplarının disiplin işlerini yürütür ve mesleki standartları belirler. Ayrıca meslek mensuplarının eğitim ve etik kurallara uyumunu izleyen bir yapı olarak görev yapar.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Yönetim danışmanlığı ile mali müşavirlik hizmeti arasındaki fark nedir?

Mali müşavirlik hizmeti, esas olarak muhasebe kayıtlarının tutulması, mali tabloların hazırlanması ve vergisel yükümlülüklerin mevzuata uygun şekilde yerine getirilmesine odaklanır. Yönetim danışmanlığı ise işletmenin stratejik planlama, süreç iyileştirme, organizasyon yapısı gibi daha geniş yönetsel konularında destek sunar ve 3568 sayılı Kanun kapsamındaki meslek mensubu yetkilerinin dışında ayrı bir hizmet alanı olarak değerlendirilir. İki hizmet türü farklı ihtiyaçlara yönelik olup birbirinin yerine geçmez.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

SMMM ve YMM'ler bir meslek odasına kayıtlı olmak zorunda mıdır?

3568 sayılı Kanun uyarınca mesleki faaliyette bulunacak SMMM ve YMM'lerin, bulundukları bölgedeki ilgili odaya kayıt yaptırması ve TÜRMOB'a bağlı bu odaların belirlediği mesleki kurallara uyması gerekir. Oda kaydı, meslek mensubunun ruhsatını fiilen kullanabilmesinin ön şartlarından biridir. Disiplin süreçleri de yine bu oda yapısı üzerinden yürütülür.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Yeni kurulan bir şirketin muhasebeci/mali müşavir tutması zorunlu mudur?

Bilanço esasına tabi sermaye şirketleri (limited, anonim şirketler) için muhasebe kayıtlarının bir SMMM tarafından tutulması veya onun sorumluluğunda yürütülmesi mevzuat gereği fiilen zorunludur; VUK ve 3568 sayılı Kanun bu yükümlülüğün çerçevesini çizer. Belirli hadlerin altında kalan basit usul mükellefleri dışında, işletme hesabı ve bilanço esasındaki şahıs işletmeleri de benzer şekilde bir meslek mensubuyla çalışır. Muhasebe kayıtlarının mevzuata aykırı tutulması, sorumluluğu doğrudan mükellefe yükleyen sonuçlar doğurabilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Mali müşavirlik ücretleri nasıl belirlenir?

TÜRMOB, her yıl Resmi Gazete'de yayımlanan Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Asgari Ücret Tarifesi ile, hizmet türüne (aylık muhasebe, bilanço/beyanname düzenleme, tam tasdik vb.) ve mükellefin sınıfına göre asgari ücret tutarlarını belirler; 2026 yılı tarifesi 17 Aralık 2025 tarihli ve 33110 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Meslek mensupları bu tarifenin altında veya ücretsiz hizmet veremez; tarifenin üzerindeki bedel ise işin kapsamına ve mükellefin ihtiyaçlarına göre serbestçe belirlenir. Somut bir işletme için geçerli olacak ücret iş hacmine ve talep edilen hizmetin kapsamına göre değişeceğinden, ilgili meslek mensubuyla görüşülmesi gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Bir mali müşavirle çalışmaya nasıl ve ne zaman başlanır?

Mali müşavirle çalışma ilişkisi, taraflar arasında imzalanan ve asgari ücret tarifesine uygun bir hizmet sözleşmesiyle başlar ve genellikle e-Beyanname sisteminde meslek mensubu bilgisinin mükellefiyet kaydına işlenmesini gerektirir. Sermaye şirketlerinde bu süreç çoğunlukla şirket kuruluş aşamasıyla eş zamanlı ele alınır; zira kuruluş sonrası ilk ay içinde defter tasdiki ve beyanname yükümlülükleri başlar. Kuruluş öncesinde bir meslek mensubuyla görüşülmesi, şirket türü ve vergi rejimi tercihlerinin önceden değerlendirilmesine imkân tanır.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubunun (SMMM/YMM) yetkili olduğu nasıl teyit edilir?

3568 sayılı Kanun uyarınca faaliyet gösteren SMMM ve YMM'lerin ilgili meslek odasına kayıtlı, ruhsat sahibi ve faal (askıya alınmamış) olması gerekir; bu bilgi TÜRMOB'un veya ilgili odanın kayıt sorgulama sistemlerinden teyit edilebilir. Ayrıca meslek mensupları mesleki sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdür. Bu unsurların doğrulanması, mükellefin mevzuata uygun şekilde temsil edilmesi açısından önem taşır.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Muhasebeci/mali müşavir değişikliği (devir) nasıl yapılır?

Meslek mensubu değişikliğinde, önceki ve yeni meslek mensubu arasında defter, belge ve elektronik kayıtların eksiksiz teslimini gösteren bir devir teslim tutanağı düzenlenmesi TÜRMOB mevzuatınca öngörülür. e-Beyanname sisteminde mükellefiyetin yeni meslek mensubuna aktarılması ve varsa aracılık/sorumluluk sözleşmesinin güncellenmesi gerekir. Devir sürecinin usulüne uygun yürütülmesi, beyan dönemlerinde kesinti yaşanmaması açısından önem taşır.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

SMMM/YMM'ler reklam veya tanıtım yapabilir mi?

3568 sayılı Kanun'un 29, 33, 44 ve 50. maddelerine dayanılarak çıkarılan TÜRMOB Haksız Rekabet ve Reklam Yasağı Yönetmeliği uyarınca meslek mensuplarının ilan ve reklam niteliğinde faaliyette bulunması, diğer meslek mensuplarıyla fiyat karşılaştırması yapması veya abartılı/övücü ifadeler kullanması yasaktır. Buna karşılık; unvan, iletişim bilgileri ve hizmet alanlarına ilişkin nesnel bilgiler (örneğin kartvizit, tabela, kurumsal web sitesi) bu yasağın kapsamı dışındadır. Bu düzenleme, meslek mensupları arasında haksız rekabeti önlemeyi ve mükellefin nesnel bilgiye dayalı tercih yapmasını amaçlar.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

SMMM stajı ne kadar sürer ve nasıl işler?

3568 sayılı Kanun ve Staj Yönetmeliği uyarınca ilgili lisans programlarından mezun olan adaylar, SMMM unvanını kazanabilmek için kural olarak 3 yıllık bir staj sürecini tamamlamak zorundadır. Staj, TÜRMOB'a bağlı odalar nezdinde bir meslek mensubunun (SMMM veya YMM) gözetiminde fiilen yürütülür ve staj boyunca belirli dönemlerde mesleki eğitim seminerlerine katılım da aranır. Bazı hâllerde (örneğin ilgili alanda yüksek lisans/doktora yapılmış olması) staj süresinden indirim uygulanabilir; kesin süre ve şartlar için ilgili odaya başvurulması önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

SMMM yeterlilik sınavına kimler girebilir ve staj sürecindeki yeri nedir?

SMMM yeterlilik sınavına, staj bitirme sınavını başarıyla tamamlamış ve staj süresini dolduran adaylar girebilir; sınav TÜRMOB'a bağlı TESMER tarafından organize edilir. Bu sınav çok sayıda mali ve hukuki dersi kapsar (vergi mevzuatı, muhasebe, ticaret hukuku, borçlar hukuku vb.) ve tüm derslerden başarılı olunması SMMM ruhsatı almanın ön koşuludur. Sınavın yapılış usulü, ders içerikleri ve tekrar hakları zaman içinde mevzuatla değişebildiğinden, güncel bilgi için TÜRMOB/ilgili odanın duyurularının takip edilmesi gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensuplarına uygulanabilecek disiplin cezaları nelerdir?

3568 sayılı Kanun'da meslek mensupları için uyarma, kınama, geçici olarak mesleki faaliyetten alıkoyma ve meslekten çıkarma şeklinde kademeli disiplin cezaları öngörülmüştür. Cezanın ağırlığı, fiilin niteliğine (örneğin meslek ahlak kurallarına aykırılık, mükellefe zarar verme, mevzuata aykırı işlem tesisi gibi) ve tekrarına göre TÜRMOB disiplin kurulları tarafından belirlenir. Disiplin cezaları meslek mensubunun ruhsatını ve mesleki faaliyetini doğrudan etkileyebildiğinden, süreç Disiplin Yönetmeliği çerçevesinde savunma hakkı gözetilerek yürütülür.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubunun ruhsatının/faaliyetinin geçici olarak askıya alınması hangi hallerde söz konusu olur?

Meslek mensubunun faaliyetten geçici olarak alıkonulması genellikle bir disiplin cezasının sonucu olarak ya da mevzuatta öngörülen belirli yükümlülüklerin (örneğin oda aidatı borcu, zorunlu mesleki eğitim/sürekli mesleki gelişim şartlarının yerine getirilmemesi) ihlali hâlinde gündeme gelebilir. Bu durumda meslek mensubu, askıya alma süresi boyunca SMMM/YMM unvanıyla iş ve işlem yapamaz. Askıya alınma kararının kesin gerekçesi ve süresi somut olaya göre TÜRMOB/ilgili oda tarafından değerlendirilir; kesin bilgi için ilgili odaya başvurulması önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubu için mali mühür/e-imza zorunluluğu nasıl işler?

SMMM ve YMM'ler; e-beyanname, e-defter, e-fatura gibi elektronik uygulamalarda mükellef adına işlem yapabilmek için genellikle mali mühür veya nitelikli elektronik imza kullanır. Bu araçlar meslek mensubunun kimliğini ve işlemin bütünlüğünü elektronik ortamda doğrulamaya yarar ve Gelir İdaresi Başkanlığı'nın elektronik uygulamalarına erişim için zorunlu tutulmaktadır. Mali mühür temini genellikle TÜRMOB/ilgili kurumlar aracılığıyla yapılır; güncel usul ve teknik gereklilikler için GİB duyurularının takip edilmesi önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Aracılık ve sorumluluk sözleşmesi nedir, ne işe yarar?

Aracılık ve sorumluluk sözleşmesi, mükellef ile meslek mensubu arasında beyanname, bildirim gibi belgelerin elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığı'na gönderilmesine ilişkin yetki ve sorumlulukları düzenleyen bir sözleşme türüdür. Bu sözleşme kapsamında meslek mensubu, mükellef adına elektronik ortamda gönderdiği beyannamelerden kaynaklanan belirli hususlarda sorumluluk üstlenir. Sözleşmenin şekli ve içeriği GİB'in ilgili genel tebliğleriyle belirlenir; sözleşme feshedilene kadar geçerliliğini korur.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

KGK bağımsız denetçi yetkilendirmesi ile SMMM/YMM unvanı arasındaki ilişki nedir?

Bağımsız denetçilik, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından ayrı bir sınav ve deneyim şartına bağlı olarak verilen, SMMM/YMM unvanından farklı ve ek bir yetkilendirmedir. Bir SMMM veya YMM, KGK'nın aradığı şartları (belirli süre mesleki tecrübe, bağımsız denetim sınavı gibi) sağlarsa bağımsız denetçi yetki belgesi alarak 6102 sayılı TTK kapsamında bağımsız denetim faaliyetinde bulunabilir. Dolayısıyla her SMMM/YMM otomatik olarak bağımsız denetçi sayılmaz; bu yetki ayrıca kazanılması gereken bir statüdür.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubunun VUK madde 359 kapsamındaki durumlarla karşılaşması, sır saklama yükümlülüğünü nasıl etkiler?

Meslek mensubu, mükellefe ait bilgi ve belgeleri 3568 sayılı Kanun ve meslek ahlak kuralları gereği sır olarak saklamakla yükümlüdür; ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp kanunun öngördüğü bildirim ve işbirliği yükümlülükleriyle birlikte değerlendirilir. Meslek icrası sırasında VUK madde 359 kapsamına girebilecek (sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme/kullanma gibi) bir durumla karşılaşılması hâlinde, meslek mensubunun izlemesi gereken yol somut olaya, sözleşme ilişkisine ve mevzuata göre değişebilir. Bu tür durumlarda meslek mensubunun kendi hukuki ve mesleki sorumluluğunu koruyabilmesi için bir hukuk danışmanına veya TÜRMOB'a danışması önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubu ile mükellef arasındaki hizmet sözleşmesi nasıl feshedilir?

Meslek mensubu ile mükellef arasındaki hizmet sözleşmesi, tarafların karşılıklı anlaşmasıyla veya sözleşmede öngörülen fesih bildirimi/ihbar süresine uyularak tek taraflı olarak sona erdirilebilir; ilişkinin hukuki niteliği genel olarak 6098 sayılı TBK'daki vekalet sözleşmesi hükümlerine yakındır. Fesih sonrasında meslek mensubu, aracılık ve sorumluluk sözleşmesinin de GİB nezdinde sonlandırılması ve mükellefe ait defter/belgelerin usulüne uygun şekilde teslimi gibi işlemleri tamamlamakla yükümlüdür. Fesih sürecinde tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin netleştirilmesi açısından yazılı bildirim yapılması önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensupları oda aidatı ödemekle yükümlü müdür?

SMMM ve YMM'ler, bağlı bulundukları meslek odasına (SMMM/YMM Odası) yıllık olarak belirlenen oda aidatını ödemekle yükümlüdür; bu yükümlülük 3568 sayılı Kanun ve TÜRMOB/oda mevzuatından kaynaklanır. Aidat borcunun ödenmemesi, meslek mensubunun ruhsatının kullanımını ve oda nezdindeki bazı işlemlerini olumsuz etkileyebilir. Aidat tutarları ve ödeme takvimi her yıl ilgili odalar tarafından belirlenip duyurulur.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Stajyerlerin (aday meslek mensuplarının) sigortalılık durumu nasıldır?

Staj sürecinde bir meslek mensubunun yanında veya bir işletmede fiilen çalışan stajyerler, genel olarak 5510 sayılı Kanun kapsamında 4/a (hizmet akdine tabi) sigortalı olarak bildirilir. Stajyeri istihdam eden işveren/meslek mensubu, işe giriş bildirgesi ve prim ödemeleri gibi yükümlülükleri yerine getirmekle sorumludur. Stajın hangi statüde (ücretli/ücretsiz, tam zamanlı/yarı zamanlı) yürütüldüğü sigortalılık kapsamını etkileyebileceğinden, somut durumda ilgili oda ve işverenle netleştirilmesi önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

SMMM unvanını taşıma yetkisi olmayan birinin bu unvanı kullanması ne gibi sonuçlar doğurur?

3568 sayılı Kanun'a göre SMMM/YMM unvanı, ancak kanunda öngörülen şartları taşıyan ve ilgili odaya kayıtlı meslek mensuplarına aittir; bu unvanın yetkisiz kişilerce kullanılması hukuka aykırıdır. Böyle bir durum, hem idari/cezai sonuçlar doğurabilir hem de haksız rekabet ve unvanın izinsiz kullanımı nedeniyle hukuki sorumluluk gündeme gelebilir. Somut olayda uygulanacak yaptırımın niteliği ve kapsamı, fiilin ağırlığına göre değişebileceğinden kesin sonuç için ilgili merciye (TÜRMOB, savcılık vb.) başvurulması gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubu bir işyerinde bağımlı (ücretli) olarak çalışabilir mi?

3568 sayılı Kanun uyarınca SMMM'ler mesleklerini bağımsız büro sahibi olarak icra edebilecekleri gibi, bir işverene bağlı olarak (bordrolu) muhasebe/mali işler biriminde de çalışabilirler; ancak bu iki statünün mesleki hak ve yükümlülükleri farklılık gösterebilir. YMM'ler ise kural olarak bağımlı/ücretli statüde çalışamaz; YMM'lik kanunda meslek mensubunun bağımsız çalışmasını esas alan bir statü olarak düzenlenmiş olup istisnai haller ayrıca değerlendirilmelidir. Hangi statüde çalışılacağı, meslek mensubunun hangi yetkileri (örneğin tasdik yetkisi) kullanabileceğini doğrudan etkileyebileceğinden bu konuda ilgili oda mevzuatının incelenmesi önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Şirket ortağı olan bir SMMM, kendi ortağı olduğu şirketin defterlerini tutabilir mi?

Bir SMMM'nin, ortağı olduğu şirketin muhasebe kayıtlarını kendisinin tutması mesleki mevzuat açısından genellikle mümkündür; zira şirket ortaklığı, meslek mensubu sıfatının kullanılmasına engel bir durum olarak düzenlenmemiştir. Bununla birlikte bu durumda meslek mensubunun bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri açısından dikkatli davranması, özellikle tam tasdik gibi ayrı bir tasdik/onay işlevinin (YMM tasdiki) söz konusu olduğu hâllerde çıkar çatışması riskinin gözetilmesi önemlidir. Somut olayda oda mevzuatı ve meslek ahlak kurallarına uygunluk açısından ilgili odaya danışılması önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubunun mükellefe verdiği zarardan doğan hukuki sorumluluğu nasıl işler?

Meslek mensubu, mükellefle olan sözleşme ilişkisi kapsamında mesleki özen ve dikkat yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle mükellefe bir zarar verirse, genel olarak 6098 sayılı TBK'daki sözleşmeye aykırılık/vekaletin kötü ifası hükümleri çerçevesinde tazminat sorumluluğu doğabilir. Bu sorumluluğun somut şartları (kusur, zarar, illiyet bağı) her olayda ayrı ayrı değerlendirilir ve genellikle mesleki sorumluluk sigortası bu tür risklere karşı bir güvence sağlar. Uyuşmazlık hâlinde önce sözleşme hükümleri, ardından genel hukuk kuralları uygulanır; kesin değerlendirme için somut olayın incelenmesi gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

YMM'nin tasdik ettiği rapordan doğan müşterek ve müteselsil sorumluluğu nedir?

YMM'ler, tam tasdik sözleşmesi kapsamında düzenledikleri tasdik raporlarının doğruluğundan, tasdik kapsamındaki hususlar bakımından mükellefle birlikte belirli koşullarda müşterek ve müteselsil sorumlu tutulabilir; bu sorumluluğun kapsamı 3568 sayılı Kanun ve ilgili tasdik mevzuatında düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin amacı, tasdik raporlarına duyulan güvenin ve kamu yararının korunmasıdır; dolayısıyla YMM, tasdik ettiği hususlarda yeterli inceleme ve belgelendirmeyi yapmakla yükümlüdür. Sorumluluğun somut kapsamı ve sınırları her olayda mevzuata göre ayrıca değerlendirilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubu ile mükellef arasında ücret veya hizmet uyuşmazlığı çıkarsa hangi mercilere başvurulur?

Meslek mensubu ile mükellef arasındaki ücret veya hizmetin ifasına ilişkin uyuşmazlıklarda, öncelikle sözleşmedeki uyuşmazlık çözüm hükümleri (varsa arabuluculuk şartı) dikkate alınır; genel olarak bu tür uyuşmazlıklar özel hukuk uyuşmazlığı niteliğinde olduğundan asliye hukuk/ticaret mahkemeleri görevli olabilir. Bazı meslek içi anlaşmazlıklarda TÜRMOB/ilgili oda nezdindeki uzlaştırma mekanizmalarına da başvurulabilir. Hangi merciin görevli/yetkili olduğu uyuşmazlığın niteliğine ve taraflara göre değişebileceğinden somut olayda hukuki değerlendirme yapılması önerilir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

TÜRMOB disiplin kurulu süreci genel olarak nasıl işler?

TÜRMOB ve bağlı odaların disiplin süreci genel olarak bir şikâyet veya ihbarla başlar; ilgili disiplin kurulu, meslek mensubundan savunma alarak ve gerekli görülen delilleri toplayarak dosyayı inceler. İnceleme sonucunda Disiplin Yönetmeliği'nde öngörülen cezalardan (uyarma, kınama, geçici alıkoyma, meslekten çıkarma) biri uygulanabilir veya disiplin cezası verilmeyebilir. Verilen kararlara karşı meslek mensubunun itiraz/üst mercie başvuru hakkı bulunur; sürecin somut işleyişi Disiplin Yönetmeliği hükümlerine göre belirlenir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Meslek mensubunun mükellef bilgilerine ilişkin KVKK yükümlülükleri nelerdir?

Meslek mensupları, mükelleflere ait kimlik, mali ve ticari bilgileri işlerken 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında veri sorumlusu veya veri işleyen sıfatıyla belirli yükümlülüklere tabi olabilir; bu kapsamda verilerin hukuka uygun işlenmesi, güvenliğinin sağlanması ve amaç dışı kullanılmaması esastır. Bu yükümlülükler, 3568 sayılı Kanun'dan kaynaklanan sır saklama yükümlülüğüyle birlikte, mükellef bilgilerinin korunmasına yönelik ek bir hukuki katman oluşturur. Meslek mensubunun veri sorumlusu sıfatını taşıyıp taşımadığı ve somut yükümlülükleri, büronun yapısına ve veri işleme faaliyetlerine göre değişebileceğinden ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Staj bitirme sınavı ile SMMM sınavı (yeterlilik sınavı) arasındaki fark nedir?

Staj bitirme sınavı, staj sürecinin fiilen tamamlandığını ve adayın temel mesleki bilgiye sahip olduğunu göstermek amacıyla staj sonunda girilen bir sınavdır. SMMM yeterlilik sınavı ise staj bitirme sınavından ayrı olarak, SMMM ruhsatının fiilen alınabilmesi için TÜRMOB/TESMER tarafından yapılan, daha kapsamlı konu başlıklarını içeren bir sınavdır. Bir adayın SMMM unvanını kazanabilmesi için her iki sınavı da mevzuatta öngörülen usule uygun şekilde başarıyla tamamlaması gerekir.

İlgili kanun: 3568 Sayılı Kanun

Aramanızla eşleşen soru bulunamadı. Farklı bir anahtar kelime deneyin.

Bu içerikler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Vergi, SGK, muhasebe ve iş hukuku uygulamaları somut olayın özelliklerine ve yürürlükteki mevzuata göre değişebilir. İçeriklerde mevzuat değişiklikleri nedeniyle güncelleme yapılabilir; somut durumunuz için bir SMMM/YMM'e danışılması önerilir.

Son güncelleme: 25 Ağustos 2026 · 765 soru

Bu site, deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır ve iletişim formuyla paylaştığınız bilgiler KVKK kapsamında işlenir. Detaylar için KVKK Aydınlatma Metni'ni inceleyebilirsiniz.